Ali Rıza Aydın
‘Barışta ortak gelecek’: Kimin barışı?
Yayın Tarihi: 01.07.2026 , 23:40 Güncelleme Tarihi: 02.07.2026 , 00:35
NATO zirvesi için yollar boyunca yerleştirilen panolarda yazıyor “güvenliğin anahtarı”, “barışın anahtarı”, “barışta ortak gelecek” savsözleri. NATO’yu ve 2026 zirvesini bu sözlerle anlatıyorlar dünyaya. Bin bir surat NATO’nun dünyayı kandırmak için kullandığı sözcükler, emperyalizmin de maskeleri olarak kullanılıyor. Dünyayı kana bulayanlar, soykırımcılar, işgalciler, doğa ve kültür varlıkları katliamcıları, sömürücüler yineleyip duruyor güvenlik ve barışı.
Bu nasıl güvenlik, bu nasıl barış? İşte Ankara, işte Türkiye…
Halkın olmadığı, dışlandığı, yasaklı yaşama mahkum edildiği ortamda güvenlik ve barışın sahipleri de ortakları da belli. Savsözlerin özünü ilkin burada görebiliriz.
İkinci olarak bakılacak yerlerden biri kendisini “fikir üreten fabrika” olarak tanımlayan TÜSİAD. NATO’ya verdiği anlamı hep önemseyen, “Küresel Siyaset” forumları içinde “Küresel Güvenlik Mimarisinde NATO’nun Yeni Stratejisi ve Türkiye’nin Rolü” konusunu işleyen TÜSİAD, Ankara Zirvesi öncesi de ilgisini eksik etmemiş, 23 Haziran 2026’da “NATO’nun geleceği” başlıklı çevrimiçi bir toplantı düzenlemiş. Merak edenler TÜSİAD sayfasından izleyebilir.
Sermaye sınıfıyla, saldırı ve işgallerle NATO'nun ilişkisi ortadayken NATO’nun “barış örgütü” olacağına kargalar bile güler.
Ankara’daki liderler Zirvesi'nden önce İstanbul’da yapılan Parlamenterler Zirvesi'nde Türkiye’den Filistin, Filistinliler ve barış vurgusu gelmiş. Atı alan Üsküdar'ı geçmiş, Filistin için barış isteniyor. Bu barışın adı belli: emperyalizmle, onun çizeceği yeni haritayla barışıklık, işbirlikçi Filistinli…
Parlamenterler zirvesinden geçilecek bir başka alan düzen içi siyaset. Kimisi görmezden geliyor NATO’yu, kimisi de bağlılığını dile getiriyor yasaklara yarım ağız değinirken. Ama hepsi NATO’cu…
NATO’nun barış dediği, sömürülenlerin sömürenlerle, işçi sınıfının sermaye sınıfıyla uzlaşmasını, uyumlaşmasını istemekten başka bir şey değil.
Onlar bir yandan burjuva hukukuna, emperyalizmin uluslararası hukukuna kayıtsız koşulsuz üstünlük yükler diğer yandan zaman ve/veya mekana göre hukuksuzluğun en uç noktalarını uygulamaktan kaçınmazlar. Onlar barış der saldırmaktan, kan dökmekten kaçınmazlar.
Onların barışı emperyalizmin kurum ve kurallarına kayıtsız koşulsuz uyulmasına, siyasal, ekonomik, kültürel, toplumsal bağımlılığın, sömürünün sürdürülmesine dayalı; rüzgara yazılı, sahte.
NATO zirvesi yasaklarına, açık tutukevinde yaşamak anlamı yüklemek yanlış olmaz. Böyle barış olur mu?
Savaştan, her türlü baskı ve sömürüden kurtulmadan, toplumsal yaşam hakkında ve yaşama yön veren temel kararların alınmasında söz ve karar sahibi olmadan barıştan söz edilebilir mi? Kapitalizme, emperyalizme teslim olarak, gericiliğe bağımlı yaşayarak barıştan söz edilebilir mi?
Nâzım Hikmet, 1954 Dünya Barış Konseyi Toplantısı'nda NATO’yu “dünya barışını tehdit eden büyük tehlike” olarak tanımlar. NATO’yu TÜSTAV (Türkiye Sosyal Tarih Araştırmaları Vakfı) arşivinden, Nâzım’ın bu toplantıdaki kendi sesinden dinleyelim.
Yoksulluğu, sömürüyü ve eşitsizliği dayatan, saldırganlıkla ve kan akıtarak beslenen, yağmacı, hakları gasp eden, bilimi ve emeği metalaştıran, aklı körelten, insanlara yurdunu terk ettiren kapitalizm, emperyalizm ve gericilik yapısı gereği barışı getirmez, getiremez. Burjuvazinin egemenliğinde, sınıfsal eşitsizliği üreten düzende barış olmaz; komprador rejimin organı NATO’nun zirvesinden barış çıkmaz.
Onların barış dedikleri kapitalizmi, emperyalizmi, gericiliği aklamaktır; burjuvazinin kendisi gibi ikiyüzlüdür.
Sınıf savaşları tarihini yok edecekmiş gibi sığınıyorlar barış sözcüğüne. Barışın ancak işçi sınıfı öncülüğünde kapitalizm yıkıldığı, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyaya kavuşulduğu zaman geleceğini unutuyorlar.
Yannis Ritsos’un “kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler” “barış budur işte” dizelerine göndermeyle sömürü ortadan kalktığı, eşitlik-özgürlük diyalektiği yaşama geçtiği zamandır barış.
Türkiye’nin emperyalizme teslim olmasını kabul etmeyenler NATO gerçeğini ve barış kandırmacasını, yalnızca NATO’ya bağımlılığı hedef alan bir savaşımın eksikli olduğunu, NATO’yu yaratıp büyüten tüm ekonomik, siyasal, ideolojik güçlerin sınıfsal karşıtlıkla hedef alınması gerektiğini biliyor, anlatıyor ve boyun eğmeyerek bağımsız, sınıfsız, sömürüsüz bir ülkede yaşamak için örgütleniyor.
İşçi sınıfının barışı kendi eseri olacaktır.