Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

NATO düşmanımız, Küba dostumuzdur!

Emperyalizme ve NATO’ya karşı halk seferberliği kaçınılmazdır, Türkiye’nin NATO üyeliğinden ayrılması olmazsa olmazdır.

Yayın Tarihi: 10.06.2026 , 23:51 Güncelleme Tarihi: 11.06.2026 , 00:01

NATO’nun SSCB ve komünizme karşı kurulması gerçeği bugün tüm dünyada kayıtsız koşulsuz emekçi halk karşıtlığına dönüşmüş durumda. Güvenlik örgütü saçmalığı da buraya kapitalizmin, emperyalizmin, sömürünün güvenliğine oturuyor. NATO ABD’dir, ABD de NATO. CIA’nın olduğu her yerde NATO, NATO’nun olduğu her yerde CIA var.

NATO-ABD ilişkisinde NATO ile bir üye ülke ilişkisinden öte patronluk söz konusu. ABD patronluğu Kuzey Atlantik Antlaşmasında da yazılı.   

NATO yalnızca askeri değil ekonomik ve siyasal örgüt. Bu konu Dışişleri Bakanlığının sayfasındaki “NATO 2030: Yeni bir Çağ için Birliktelik” konulu metinde de açıkça belirtiliyor. Metnin girişindeki anlatımla: “NATO Genel Sekreteri, 4 Aralık 2019 tarihinde Londra’da düzenlenen Liderler Toplantısında NATO Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından, İttifakın stratejik ve siyasi rolünün güçlendirilmesine yönelik bir Değerlendirme Çalışması başlatmakla görevlendirilmiştir. Bu çerçevede, Değerlendirme Sürecini yürütmek üzere Genel Sekreter tarafından aralarında Büyükelçi Tacan İldem’in de yer aldığı 10 üyeden müteşekkil bir grup oluşturulmuştur” denilerek, Grup tarafından 25 Kasım 2020 tarihinde Genel Sekretere ve 1 Aralık 2020 tarihinde NATO Dışişleri Bakanları Toplantısına sunulan bir taslaktan söz ediliyor.

Taslak özetinin itiraf niteliğindeki girişi şöyle:

“Tarihin en başarılı ittifakı olduğu vurgulanan NATO’nun, geçmişin sınamalarına başarıyla mukabele ettiği, varoluş sebebi olan Sovyet tehlikesinin sonlanmasını takip eden otuz yıl içerisinde Balkanlarda iki savaşa ve etnik temizliğe müdahale ettiği, Rusya dahil olmak üzere eski rakiplerine işbirliği elini uzattığı, NATO topraklarında ve Afganistan örneğinde olduğu gibi dışarıda, terörizm tehdidine karşı durduğu ve Avrupa-Atlantik coğrafyasındaki Rus saldırganlığına karşı açık, kararlı ve ortak bir yanıt verdiği belirtilmekte; bununla birlikte NATO’nun geleceğin taşıdığı belirsizliklerin yaratabileceği sınamalara ayak uydurması gerektiğine vurgu yapılmaktadır. Askeri açıdan kendini birçok kez kanıtladığı belirtilen İttifak’ın, transatlantik topluluğu için başat siyasi forum olma yeteneğini geliştirmesi gerektiği; bu sayede, üyelerinin güvenliği ile özgürlüğünü korurken, uluslararası düzenin de önemli bir parçası olabileceği kaydedilmektedir.”

Devam eden bölümde; “NATO’nun uzun ömürlü ve başarılı oluşunun, değişen stratejik koşullara uyum sağlama yeteneği sayesinde mümkün olduğu; askeri bir ittifak olarak algılanan NATO’nun her zaman siyasi bir yönünün de bulunduğu; zaman içerisinde NATO’nun siyasi boyutunun giderek güçlendiği; Soğuk Savaş’ın ardından en belirgin adaptasyon sürecinin yaşandığı” belirtiliyor. “2030’a doğru NATO’nun kuruluş misyonunu korumakla birlikte bu misyonu desteklemek için gereken uyumu sağlamakta zorlandığı” söylenen metinde; “NATO bünyesindeki siyasi görüş ayrılıklarının Rusya ve Çin gibi dış aktörlerin müdahalesini mümkün kıldığı; Müttefikler arasında birliğin sağlanamaması halinde NATO üyelerinin sınamalara karşı yalnız başlarına kalacakları; güncel şartların İttifak bünyesindeki siyasi istişarelerin önemini artırdığı” vurgulanıyor. 

NATO’ya toz kondurmayanlar, ‘işimiz gücümüz NATO karşıtlığına mı’ kaldı diyenler bu gerçeklere dikkat kesilsin.

Özet metinde doğrudan KÜBA1’dan söz edilmemekle birlikte, “Sovyet tehlikesinin sonlanmasını takiben” sözcüklerinden de anlaşılacağı gibi her türlü sınıfsal sınamalara, sosyalist tehditlere, komünist örgütsel savaşımlara karşı bir NATO bütünleşmesi açıkça kendini gösteriyor. Terörizmle savaşımın temel görevler arasına açıkça dahil edilmesi,  devlet ve devlet dışından kaynaklanan yeni tehditlere karşılık verme yeteneğinin artırılması, 2014 yılından bu yana NATO’nun, bir nesilde yapılabilecek en büyük müşterek savunma tahkimatını gerçekleştirmesi, askeri alandaki bu ilerlemenin siyasi alanda da yakalanabilmesine ihtiyaç duyulması, siyasi uyumun NATO'nun DNA’sında yer almakla birlikte bekası için de temel bir koşul olması gibi gerekçeler KÜBA’ya karşı, koşut olarak devrimci direniş ve savaşımlara karşı saldırganlığın gerekçeleri olarak dünyaya sunuluyor.

Uluslararası sözleşmeyle hukuk kılıfına sokulan NATO, hukuksuzluğun akla gelen/gelmeyen tüm yollarını kullanan bir terör örgütüyken KÜBA’nın terörü destekleyen ülkeler listesine alınmasının hiçbir meşruluğu yok. Bu meşruluk sorunu NATO zirvesinde Ankara halkı için getirilen tüm sınırlamalar ve yasaklar için de söz konusu. NATO ve liderlerinin güvenliği gerekçeli önlemler birçok hakkın özüne dokunuyor ki bu da ciddi bir Anayasa ve hak ihlali. “Hak arama yolları mı,  geçiniz” denirse NATO’ya, sömürücü düzene teslim olunmuş demektir. 

7 Haziran 2026’da toplanan Cumhuriyetçiler Kurultayının Sonuç Bildirgesinde de vurgulandığı gibi: “Türkiye’yi kuşatan emperyalist savaş tehdidi yaşamsal boyut kazanmıştır. Cumhuriyetçiler Kurultayı, iktidarın silah pazarını büyütmeye dayalı tüccar siyasetine, İsrail ile ticari ilişkileri sürdürmesine ve NATO/ABD bağımlılığını derinleştirmesine karşı mücadele ederken düzen muhalefetinin bütün bunları desteklediğini ya da görmezden geldiğini teşhir etmekten” geri durmayacaktır. Emperyalizme ve NATO’ya karşı halk seferberliği kaçınılmazdır, Türkiye’nin NATO üyeliğinden ayrılması olmazsa olmazdır.

Fidel, durumu çok açık ortaya koyuyor: 

“Emperyalistler durup düşünmeden saldırganlıktan saldırganlığa koştular. Geriye sadece doğrudan saldırganlık kaldı. Korkacak mıyız? Hayır. Emperyalizmin askerleri de etten kemikten oluşuyor ve kurşunlar onları da delip geçiyor. Ciddi bir direnişle karşılaşacaklarını onlara bildirin. Bu, onları biraz düşünmeye sevk edebilir. Halkımız -erkekler, kadınlar ve çocuklar- bu ruhu korumalı. Silahları olmasa bile, düşen birinin yerine geçebilirler. Korkmayın; sakin olun! Sonuçta, Küba’ya yönelik bir saldırının sonucu, hesaplanamaz sonuçları olan bir yangının başlangıcı olacak ve onlar da etkilenecek.”2

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları