Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Bir anayasaya gereksinim var ama…

Dinsel ve etnik gericilerin, savaş ve katliam yanlılarının, halkı kandıranların, cumhuriyet düşmanlarının, doğa ve insan kıyımcılarının, sermaye sınıfının, sömürücülerin anayasasına değil, halkın egemen ve iktidarda olduğu, ilkelerinden ödün verilmeyen bir cumhuriyetin, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumun anayasasına…

Yayın Tarihi: 22.07.2026 , 23:25 Güncelleme Tarihi: 23.07.2026 , 00:00

AKP’nin yeni ve sivil anayasa isteği hem Meclis içinde (360-400’e bağlanacak) yeterli sayı sorunu hem de siyasal ve ideolojik olarak toplum tarafından yeterli desteği bulamaması başta olmak üzere birçok nedenle boşa düşse de nakaratlar ve arayışlarla devam ediyor. Çözüm süreciyle, CHP operasyonlarıyla ve seçme-seçilme haklarını yok sayan, transferlere dayanan pazarlıklarla yeni dallara tutunma emareleri görülmeye başladı. 

Araya, “zor olan yerine kolayını yapalım” örneğiyle “çerçeve yasa” devreye sokulmaya çalışılıyor. 

Başta notunu düşelim. Çerçeve yasa diye, Anayasa ile yasalar arasında kalan, yasaların çizilen çerçeveye uyması gibi bir ara model yok. Çerçeve yasa denilen de diğer yasalar gibi yasalaşma, değiştirilme ve yürürlükten kaldırılmada aynı sürece ve kurala bağlı. Yani yasa neyse çerçeve yasa da o, hiyerarşik bir üst-alt ilişkisi yok. Örnek olsun, geçmişte yasama organı bir yasayı, o yasanın amaç ve kapsamını korumak ve disiplinini sağlamak için “başka yasalara konulan hükümlerle bu yasa değiştirilemez” ya da “yasanın değiştirilmesiyle ilgili hükümler ancak bu yasayla yapılabilir” gibi önlem kuralları koysa bile sonraki yasama organları bu uyarılara uymadı. Artık eskise de Katma Değer Vergisi yasasının başına geldi yasama iradesinin bu tür disiplin maddesine uymama konusu.

Çözüm sürecinde çerçeve yasayla yapılacak olanın, olası anayasa değişikliklerine veya yeni anayasaya yerleştirilmesi isteniyorsa, Lozan Antlaşması, Montrö Antlaşması, Cumhuriyet devrimleri yok sayılacaksa -ki yaşanan süreç başıboş bırakılırsa hiç de sürpriz olmaz ama başıboş da bırakılmaz -bunu ayrıca analiz etmek sayılacaksa- üzerinden devam edelim.

AKP merkezli anayasa değişiklikleri veya yeni anayasa girişimleri, “yaptıkları yapacaklarından belli”, “zaten anayasaya uymuyorlar, uygulamıyorlar”, “uygulanan maddelerse kendi siyasal iktidarları ve yandaşları için, kapitalist/emperyalist amaçlar için” denilerek geçiştirilemez; yanına MHP, DEM ve başka hangi siyaseti alırsa alsın hafife alınamaz.

Çeyrek asra dayanan iktidar günlerinde yaşananlar ve siyasal, ideolojik, ekonomik, toplumsal emeller dikkate alındığında ve de bu süre içerisinde 19 Anayasa değişikliğiyle devreye sokulan anlam ve içerik değerlendirildiğinde artık yeni bir anayasa isteminin öncekilerin finali olacağı, emperyalizme tam teslimiyetin kurallaştırılacağı belli. 

21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken bu finalin emareleri: alabildiğince liberalizm ve gericilik, ümmetçilik, iyice vahşileştirilmiş kapitalizm ve emperyalizm, doğayı ve insanları katleden sürekli savaş hali, emekçilere ve halklara kapitalist/emperyalist dünyanın gereksinmelerini karşılayacak kadar sınırlı nefes, sermayenin sınırsız baskısı ve denetimiyle sınırsız sömürü…

Hukukun en az başvurulan ama en önemli ve etkin denetimidir “amaç denetimi”. En belirgin özelliği de hukukun tümce, sözcük, virgül ve noktaları arasına sıkıştırılmış halinin sözel ve düşünsel yorumunu bütünsel olarak değerlendirme, analiz edebilmedir; sınıfsal okumaya, analize en uygun yöntemdir. Yukarıda kimilerine değindiğimiz emareler bile amaç denetiminin özelliklerini göstermeye yetecek durumda.

Amaç denetimiyle bağlantılı konulardan biri “gereksinim”. Kimin neye gereksinimi var ve bu durum neden anayasal güvence altında? İsteyen istediği kadar yanıt, konu ve gerekçe bulsun, istenildiği kadar rapor ve taslak hazırlansın, emekçilerin bakacağı yer sınıfsal, net söyleyelim sınıfsal bakış burada da olmazsa olmaz. Gerisi kandırmaca.

Klasik deyişle -Atilla İlhan’a el sallayarak- ne kadar anayasa raporu ve taslağı görüldü ama emekçiler yönünden yoktular. Sosyallikleri, demokratlıkları, ilkesellikleri, hak ve özgürlük nitelendirmeleri ne kadar hukuksal ve dengeli gibi gözükse de burjuvazinin en iyi anayasa örneklerinin seçildiği ne kadar ileri sürülse de “toplumcu anayasa” içerik ve kimliğine sahip olamadılar. O taslakların ekonomi politiklerinin özü “sömürü” olmaktan hiç kurtulamadı. Çünkü o taslaklar, ekonomi politiklerinin özü sömürü olmadığı bir toplumda üretilmedi. Düzen içinden gelen taslaklar da farklı olmayacak.

AKP’nin merkezinde olduğu anayasa değişiklikleri veya yeni anayasa çalışmalarına, İmralı ve DEM eklemeli çalışmalara, hatta mevcut Meclis kaynaklı ya da mevcut siyasal, kurumsal kaynaklı çalışmalara düzen içi ve düzen içinin ekonomi politiğiyle, sınıfsallığıyla bakılmak zorunda. Burjuvazinin devleti de anayasası da hukuku da çöktüğü için hep yenisini istiyorlar. Onların anayasalarının en otoriter olanıyla en yumuşağının, direnişlerle ortaya çıkan kimi özgün dönemler dışında, sömürücü düzenin sınırsız gereksinmeleri yönünden farkı yok. Yollar hep çürüme meydanına çıkıyor.

Bu kadar üzerinde oynandığı, bu kadar değişiklik yapıldığı halde hâlâ değişiklik ya da yeni anayasa diye diretiliyorsa, emperyalist NATO Zirvesi'nin koyduğu batağın içine itilmiş, dinsel, etnik, liberal ayaklı bir dünyanın, Yeni Osmanlıcıların, cumhuriyet yanılsamasıyla başkanlık rejimi güçlendireceklerin ve vahşi sömürü düzeninin esnetilmeye hazır anayasasıdır istenilen. 

Evet, bir anayasaya gereksinim var ama dinsel ve etnik gericilerin, savaş ve katliam yanlılarının, halkı kandıranların, cumhuriyet düşmanlarının, doğa ve insan kıyımcılarının, sermaye sınıfının, sömürücülerin anayasasına değil, halkın egemen ve iktidarda olduğu, ilkelerinden ödün verilmeyen bir cumhuriyetin, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumun anayasasına…

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları