Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Hangi hukukla kurtuluş…

Hukuk ve yargıyı içinde bulunduğu düzenden soyutlayarak tek başına sorumlu ya da kurtarıcı ilan etmek hem gerçek hedefi saklıyor hem de bu hedefe karşı savaşımı saptırıyor.

Yayın Tarihi: 03.06.2026 , 23:34 Güncelleme Tarihi: 04.06.2026 , 00:01

Mutlak butlan tartışmalarında hukuk ve hukuksuzluğun ağızlarda sakız edilmesi ve çözümsüzlük batağı içinde kaybolunması “kuyuya atılan taş” deyimini ve 12 Eylül 1980 darbesini anımsatıyor.

Kuyuya atılan taş öyküsü bilinmez değil.

12 Eylül darbeydi ama beş generalden oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) daha ilk bildirilerinde darbenin meşruluğu için gerekçelerini “Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyetini kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur” sözleriyle, yani hukukla açıkladılar. Sonra da seçimle oluşan Parlamento ve içinden çıkan Hükümet feshedildi. 12 Eylül 1980’e kadar kurulmuş olan siyasi partilerin faaliyetleri yasaklandı. Ardından bütün siyasi partilerin tüm merkez, il, ilçe ve diğer şube teşkilatları, kadın ve gençlik kolları, temsilcilik, lokal ve diğer adlarla kurulan her türlü yardımcı kuruluş ve yan organları feshedildi.

Sonradan yargılanan MGK baş silahşorunun “ben kurucu iradeyim, yargılayamazsınız” sözleri kayıtlarda duruyor. Beş generalin bildirileri hukuk, kararları yasa oldu. 27 Ekim 1980 günlü Anayasa Düzeni Hakkında Kanun’la 1961 Anayasasında Türkiye Büyük Millet Meclisline, Millet Meclisine ve Cumhuriyet Senatosuna ait olduğu belirtilmiş bulunan görev ve yetkilerin 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren geçici olarak MGK’ce ve Cumhurbaşkanına ait olduğu belirtilmiş bulunan görev ve yetkilerin de MGK Başkanı ve Devlet Başkanınca yerine getirilmesi ve kullanılması öngörüldü. 12 Eylül 1980 - 6 Aralık 1983 arasındaki MGK, Kurucu Meclis ve Danışma Meclisi imzalı 669 kanun bir yandan yasama organı olmaksızın statü kazandı diğer yandan 2001 Ekimine kadar anayasal denetim dışında tutuldu.

12 Eylül düzeni ve hukukundan kurtulma, demokratik düzene kavuşma isteği, 1982 Anayasasının yüzde 91,37 ile kabulünü sağladı. ANAP aynı politikaları ve hukuku sürdürdü. Türkiye’yi emperyalizmin yörüngesine oturtan, neoliberalizmle özdeşleştiren 24 Ocak kararlarının kalemşoruyken 12 Eylül sonrasının Başbakanı olan Turgut Özal, “12 Eylül olmasa bu ekonomik programın neticelerini alamazdık” diyerek 12 Eylül’ün ekonomi politiğini vurguladı. 90’ların koalisyonlar dönemi bu ekonomi politiği değiştirmeden sürdü. AKP, Özal’ı hep takdirle anarken aynı ekonomi politiği uygulamaya devam etti.

O günlerden bu yana, sermayenin yolu temizlenirken, sınıfsal bakışa, emekçilere, devrimcilere, aydınlara, düşünenlere, muhalefete karşı sindirme, susturma, uyuşturma, gericileştirme politikaları uygulanmaya devam ediyor. Asker destekli siyaset, yargı ve polis destekli siyasete dönüştü. Artık “seçim yalnızca benim için”, “istediğimi istediğim gibi sorgulatır, kovuşturur, yargılatırım; istediğim kararı verdirir, istediğimi uygularım; benim seçmen iradem bana başkalarının seçme ve seçilme hakkını tanımamayı verdi” dönemindeyiz.

Sevgili Kadir Sev’in 30.12.2020 günlü soL yazısının başlığı “Yasama, sipariş üzerine iş yapan bir kurum oldu” idi. Sipariş üzerine iş yapan kurumun yasalarına dayanarak karar veren yargının önünde sonunda sipariş üzerine karar veren kurum olması şaşırtıcı değil.1

Ulusal ve uluslararası ilişkilerde ekonomi politikası sömürü olan düzenin siyasal yapısı, hukuku ve bu hukuka dayanarak karar veren yargı düzeneği artık egemenlerin işlerine yaramaz durumda. Altüst edilmiş bir kurumsal ve kuralsal yapıya karşın burjuva siyasetinin, demokrasisinin, devletinin ve hukukunun kapitalist/emperyalist egemenlere yetmediğini söylemek yanlış olmaz. Yazarımız sevgili Sinan Sönmez’in 2.6.2026 günlü soL yazısında vurguladığı gibi yaşananlar “zamanın ruhuna ters düşmemekte”.

Emekçiler kendilerine neyin yaşatıldığını, sömürüyü açıkça görmekte. Ancak sınıfsal analiz yapmadan, düzene dokunmadan biçimsel bozukluklarla, iç çelişkilerle, düzen içi yollarla uğraşanlar emekçileri de düzen içinde tutup çürümeye ortak ediyor. 

Nasıl 12 Eylül darbesi sermayenin iç-dış birlikteliği, siyasal İslam-neoliberalizm uyumunun yolunun açılması, emeğin ve sınıfsal savaşımın baskı altına alınması için yapıldı ve siyaset, anayasa, devlet ve hukuk bu amaçla biçimlendirildiyse bugün daha esnetilmiş üst yapı kurumları üzerinde yeniden biçimlendirmeyle karşı karşıyayız. Bu biçimlendirme baskı ve otoritenin artırılmasından öte Cumhuriyet’le hesaplaşma, emekçileri siyaset dışında tutma yönünde yol alıyor.

Hukuk ve yargıyı içinde bulunduğu düzenden soyutlayarak tek başına sorumlu ya da kurtarıcı ilan etmek hem gerçek hedefi saklıyor hem de bu hedefe karşı savaşımı saptırıyor. Bu kurumları düzenleyenler de bozanlar da piyasacılığın ve gericiliğin egemen olduğu, liberalizmin at oynattığı aynı ekonomik ve siyasal yapı. Kurtuluş bu düzenin uzattığı ellerden tutmada değil yapıdan kurtulmakta.

  • 1

    Kadir Sev’i 5 Haziran 2026 Cuma günü saat 19.30’da Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde (Konur Sokak No:51 Kızılay/Ankara) Oğuz Oyan, Aydemir Güler, Ali Ufuk Arikan ve Ali Rıza Aydın sunuşlarıyla “Cumhuriyet” toplantısında anacağız. Tüm dostları bekliyoruz.

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları