“Emekli yılanlar”ın isyanı ya da piyasa edebiyatı şairiyle laubali konuşmalar

08/07/2016 Cuma
“Emekli yılanlar”ın isyanı ya da piyasa edebiyatı şairiyle laubali konuşmalar

Niçin kötü şiir yazıyorsun biliyor musun? Çünkü kaleminden çıkan şiirin isyanını aldırmışsın. Çünkü şiirinin estetiği, anlamı, biçimi vs kadar “hesabı” da var. Çünkü o şiiri, daha yazmadan “nerede yayımlatabilirim?” sorusuyla sakatlıyorsun.

Çünkü isyanı alınmış, hesabı olan bir şiir ne kadar şiirse seninkisi de o kadar… İsyanı alındığı için ve hesabı olduğu için aşk da yok… Olması gerektiği halde isyanın olmadığı yerde her duygu iğreti duran bir teferruattır. Sanatın, piyasayla sakatlanmış… Seni, “facebook”ta beğendiklerin, şiir yazdığın ellerinle alkışladıkların yok ediyor. Her edebi etkinliğin bir hesap için…

Bunca sansürü, hakareti üstüne çeken yazılarımızı okurken içinden “çok haklı” diyorsun ancak piyasa edebiyatının köşe taşları ile aranı bozmamak için susuyorsun.

Siyasal yolsuzluklara ve hırsızlıklara tepki gösterdiğin halde, edebiyattaki benzer yolsuzluklara niçin tepki göstermiyorsun? Bu korkunç sessizliğinin nedeni nedir?

 Çünkü edebiyat piyasasının “besin zinciri”ne belli ölçeklerdeki çıkarlarla bağlısın. Minicik çıkarlarla edebiyat iktidarının piramidine bağlanmış durumdasın.

Edebiyat iktidarının varlığından besleniyorsun, edebiyat iktidarı ile arasını bozmak istemiyorsun.

-Bir yayınevinden kitabın çıkacaktır…

-Edebiyat iktidarının aparatı bir dergiye yazı göndermişsindir…

-Bir ödül almışsındır…

-Bir ödül beklentisi içindesindir…

-Yeni kitabın, edebiyat iktidarının bir dergisinde tanıtılacaktır…

Küçük bir şiirin bir dergide yayımlanacak diye o derginin editörünün apaçık sahtekârlığını görmezden gelirsin. Bir ödül alma olasılığın var diye o ödüldeki apaçık torpili görmezden gelirsin.

SEN, edebiyat iktidarının dayandığı “milli irade”sin.

Böylesine mikroskopik çıkarlarla gevşek ya da sıkı bir şekilde bu besin piramidine bağlananlar, sırtlarında bu kokuşmuş edebiyat iktidarını yükseltirler. Edebiyat iktidarı, bir oligarşi olduğu kadar bu yönüyle bir “demokrasi”dir de; sahtekârlık çok demokratik bir şekilde tabana yayılmıştır!

Bu pislikleri bilmeseydin bunları öğrenmek bütün sorunları çözerdi. Oysa sen hepsini biliyorsun. Bunlara ne zaman karşı çıkıyorsun peki?

-Beklediğin ödülü sana vermediklerinde…

-Daha düne kadar öksürse “şiir gibi öksürüyorsunuz hocam” diye övgüler düzdüğün edebiyat piyasasının kodamanları ile bozuştuğunda…

-Yayımlamalarını beklediğin bir şiiri yayımlamadıklarında…

İşlerin yolunda gitmediğinde, beklentilerini karşılamadıklarında birden “muhalif” olduğunu “hatırlıyorsun”. Daha düne kadar mide bulandırıcı bir yaltaklanma ile davrandığın piyasanın “büyük şairleri” ile, sadece ve sadece kişisel çıkarların için çatışıyorsun. Bir şiirin reddedildiğinde, hemen sanki yılların muhalifiymişsin gibi, sanki daha dün bu piyasaya övgüler düzen sen değilmişsin gibi, sanki piyasaya dahil değilmişsin gibi  “isyan” ediyorsun.

Mikroskopik kişisel çıkarlarını, sanki ilkesel bir duruşmuş gibi gösteriyorsun.

Piyasa edebiyatının-edebiyat piyasasının yıllardır yazılan, yazdığımız pisliklerini, ödül oligarşisini, ahbap çavuş ilişkilerini, liyakatsizliği, torpilleri, korkunç yozlaşmayı benim kadar sen de biliyordun, biliyorsun.

Hepsi gözünün önünde olmuştu ve hâlâ da olmaktadır; çoğunu gizlemeye dahi gerek duymamaktadırlar.

Gözünün önündeki onca pisliğe karşı yıllarca kör kaldın, çünkü işlerin yolunda gidiyordu. Çünkü bu kokuşmuş piyasanın besin piramidinde senin de bir yerin vardı. Şiirlerin yayımlanıyordu, ödüller alıyordun. Piyasa düzeneğindeki konumun seni tatmin ediyordu bu nedenle gözünün önündeki alçaklıklara karşı susuyordun.

Ne zamanki bu piyasanın dışına düştün, şimdi 40 yıllık muhalifmiş gibi poz veriyorsun.

Yıllardır gözünün önündeki yılan ordusu sana dokunduğunda çığlığı basıyorsun.

Yıllarca “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek yılan çukurunda “yılanlık” yaptın. “Yılanlık süren” doldu, “sözleşmen” bitti.  Yeni “yılanlar” bulup seni o çukurdan dışarı attıklarında “imdat, bu çukurda yılanlar var” diye çığlık atıyorsun. Senin de büyük katkıların sayesinde ortalık artık yılandan geçilmiyor. Zerre kadar samimi olduğunu bilseydim bu çığlığına inanabilirdim.

Oysa dün ölçüsüzce yalakalık yapıp şimdi ağız dolusu küfürler ettiğin piyasa kodamanı “a pardon yanlışlık olmuş” diyerek isteklerini yerine getirse,

hak ettiğini düşündüğün ödülünü verse,

yayımlamadığı şiirini yayımlasa,

hiçbir şey olmamış gibi eski yalakalığına, “fabrika ayarları”na geri döneceksin. Bu kadar küfrettiğin kişiye yine “şiir gibi öksürüyorsunuz hocam” diyeceksin.

Sana dokunmadığı için yıllarca ev kedisi muamelesi yaptığın yılanlar sana dokununca, senin gibi henüz yılanlar dokunmadığı için susan kalabalığa, “imdat yılan” diye bağırıyorsun.

Yılanlar geçerken birilerine dokunuyor, birilerini ısırıyor, ama sen bunu seyrediyorsun, yıllarca seyrettin.

Sen diyorum ama sen üzerine alınma, o kadar çoksunuz ki “siz” sözcüğünün çoğulluğu bile sayınızı yeterince karşılamayacaktır.

Bilmediğin, acıyla öğrendiğin şey şudur: “bin yaşasın” diye umursamadığın ve başkalarını ısırmasına ses çıkarmadığın yılanlar, er geç seni de ısıracaktır. Yılan yılandır; sana dokunması sadece bir zaman sorunudur. Sana dokunup dokunmaması yılanların umurunda değildir. Atasözündeki anlamıyla yılanlar “fıtratları gereği” mutlaka dokunur.

Piyasa edebiyatı, senin bu ahlakın üzerinde yükselen bir ruh, bir iklimdir aynı zamanda. Yıkmaya, yok etmeye çalıştığımız şey, piyasa edebiyatının ayakları kadar senin bu köle ruhundur.

Senin bu köle ruhunu yok etmek istiyoruz; içindeki şair özgürleşsin diye…

Taylan Kara

taylankara111@gmail.com