‘Terörist’ Avukatlar

26/01/2013 Cumartesi
‘Terörist’ Avukatlar

Serpil Güvenç'in "'Terörist Avukatlar” başlıklı yazısı 26 Ocak 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Eh, sonunda onlar da terörist oldular! Herhalde “terörist”lik virüsü, savundukları insanlardan avukatlara da bulaştı!

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) yönetici ve üyesi olan avukatlar 20 Ocak’ta tartaklanarak gözaltına alındılar ve 21 Ocak’ta “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklandılar.

ÇHD, 15.4.1976 günü 70 avukat tarafından kuruldu. Dernek, 1961 Anayasası’nda 12 Mart askeri rejimi tarafından yapılan emek karşıtı tüm değişikliklerin geri alınması için mücadele etmeyi amaçlamaktaydı. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde ve 61 Anayasası’nda tanımlanan kişi temel hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi için çalışmak, bu hak ve özgürlükleri ihlâl edilen insanlara hukuk yardımı yapmak, olağanüstü özel mahkemelerin kuruluşuna karşı çıkmak, doğal hakim, hakim güvenliği ve savunma hakkı ilkelerini savunmak, maddi ve manevi her türlü işkenceye karşı çıkmak, 141/142 maddeler dahil düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan tüm anti-demokratik yasaların kaldırılmasını sağlamak gibi görevler üstlenmişti.

ÇHD’nin hukuk anlayışı Halit Çelenk’in “Hukuk Kavramı” başlıklı yazısında ayrıntılı bir biçimde ele alınır. Çelenk’e göre, devlet ve hukuk birbirinden ayrı düşünülemez. Sınıflı toplumlarda devlet, egemen sınıf çıkarlarının temsilcisidir. Yasalar da yönetici sınıfların çıkarlarına uygun olan ve devletçe korunan bir toplumsal ilişkiler sistemini yani içinde yaşadığımız kapitalist düzeni korurlar. Bu nedenle, hak, adalet, eşitlik, özgürlük kavramları sınıfsaldır ve sınıflı toplumun adaleti de bir sınıf adaletidir. O halde iki hukuk vardır. Bunlardan ilki, ezilenlerin haklarını yok sayan, egemen sınıfların çıkarlarını koruyan ve savunan “baskı hukuku”dur. Diğeri ise yıllar boyu kendilerini ezen egemenlere karşı mücadele eden kölelerin, serflerin, işçilerin kazanımlarını kapsayan “insan haklarına dayalı hukuk”tur. “İnsan hakları” dediğimiz bu hak ve özgürlükler yani kanun önünde eşitlik, düşünme ve düşüncesini açıklama, örgütlenme, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma, 8 saatlik çalışma, sendika kurma ve grev yapma, kişi güvenliği, işkence ve angaryadan korunma, yaşama, özel yaşamın gizliliği, konut dokunulmazlığı, seyahat özgürlüğü, basın özgürlüğü, bağımsız mahkemelerde yargılanma, suçsuzluk karinesi, doğal hakim önüne çıkarılma hakları ve benzerleri bu zorlu savaşımların sonucunda elde edilmiş ve uluslar arası hukuk metinleri ve Anayasalarda yer almışlardır. Ne var ki, uygulamadaki durum ezen ve ezilen sınıfların politik arenadaki güçleriyle orantılıdır. Emek güçlendikçe, terazinin insan hakları kefesi ağır basacak, sermaye güçlendikçe baskılar artacak ve kişi ve hak özgürlükleri kısıtlanacak ya da yok edilecektir. Çelenk’e göre, bu iki hukuk arasındaki mücadele işçi ve emekçi yığınlarının, ülkenin kaderinde söz sahibi olacağı güne dek sürecektir.

ÇHD, ilk kurulduğu dönemde, 1 Mayıs’a, demokratik kitle örgütlerinin toplantı ve yürüyüşlerine katıldı. Bu kuruluşlara her türlü hukuk yardımında bulundu. Mağdur edilen, işkence gören, tutuklanan, hak ve özgürlükleri ellerinden alınan insanlara destek oldu. 12 Eylül askeri cuntası, bir sürü sol dernek ve örgüt gibi ÇHD’nin faaliyetlerini de durdurdu. Dernek ancak 17 Temmuz 1990’da yeniden kurulabildi.

Öyle görünüyor ki, genç ÇHD’liler, günümüzde AKP iktidarına muhalif kişi ve kuruluşların yargılandığı birçok davada görev yapan avukatlar gibi, “insan haklarına dayalı hukuk”tan yana tavır aldıkları için yargılanacaklar. Dernek tüzükleri doğrultusunda, “öğrenci, devrimci, işçi ve Kürtlerin avukatlığını” üstlendikleri için, ezilenlerin ve yoksulların haklarını savundukları için yargılanacaklar.

İtalyan faşistlerinin lideri olan Musso-lini’nin “Avukatlar olmasa İtalya’yı çok daha kolay ve rahat idare ederdim” sözleri hem içinde yaşadığımız düzenin tanımlanması hem de savunma hakkının faşizmde nasıl ayaklar altına alındığının betimlenmesi açısından oldukça anlamlı.

Ama unutmayalım ki, faşizmin iktidarı 2. Dünya Savaşı’yla son buldu ve İtalyan halkı Mussolini’ye hak ettiği cezayı verdi.