Rasih Ağabey

13/12/2014 Cumartesi
Rasih Ağabey

Bu yıl sonbahar çok erken başladı… Yaprak yaprak döküldü dostlar… 

Geçen hafta da Rasih ağabey’i uğurladık.

Her gidenle olduğu gibi, bir şeyler kırıldı, kayboldu içimde… 

İlk kez Ankara’da TİP ‘e maddi destek sağlamak üzere sanatçıların açtığı bir resim sergisinde tanışmıştık. İnsana huzur veren sakin yüzü, yumuşak sesiyle önce Rasih amcam ve sonra Rasih ağabeyim oldu. Daha sonraki yıllarda TİP’in kuruluş mücadelesiyle süren yakınlık, annem, babam ve Rasih ağabeyin de dahil oldukları 1967 ihraçları ve siyasi davalar… Bu süreçlerin hepsinde annem ve babam için bir dava arkadaşı, bir yoldaş olmanın ötesinde ailemizin bir parçası idi Rasih ağabey.

Suyun “öbür” tarafından olmanın da etkisi olsa gerek, annemle çok yakın dosttular ve çok iyi anlaşırlardı. O, mutfaktaki mavi masada oturur, anlatır, annem ise hem dinler hem de yemekle uğraşır ve yanıtlardı Rasih ağabeyi. Siyasi “dedikodu” yapar dururlardı… Sanıyorum 70’li yıllardı. Rasih ağabey yargılandığı bir davadan tahliye olmuş ve babamla birlikte eve gelmişlerdi. Eşyalar, çamaşırlar, döşek yığılmıştı kapıya… Babamın “Rasih, istersen Bedia hanıma haber verelim.” dediğini, Rasih ağabeyin ise bu öneriyi “Kuzum Halit, ne gerek var. Şekibeciğim burada, birlikte hallederiz” diye yanıtladığını anımsıyorum. Birkaç gün bizde kaldı, dinlendi ve gitti İstanbul’a. İstanbul’daki evlerinde bizi birkaç kez ağırladılar Bedia abla ile. Ve o günlerden birinde gezdim o olağanüstü arşivini. Ev, Rasih ağabeyin yıllar boyu, bıkmadan, usanmadan, yüksünmeden biriktirerek oluşturduğu, Türkiye sol, sosyalist, komünist tarihinin belgelerinden oluşan bir müzeydi.

Rasih ağabey o müzeyi kendisi için saklamadı. İçindeki değerleri metalaştırmadı da. O müze mücadeleye duyulan saygının ifadesiydi.

Yazdığı her kitabında, her önsözde, her belgeselde o tarihin, o birikimin bir bölümünü bulmak mümkündür. TÜSTAV’dan çıkan TKP tarihine ilişkin kitap ve derlemelerinin içerikleri onun açıklamaları okunmadan anlaşılamaz. Üç ciltlik  ”Mihri Belli olayı” başlıklı kitabı,  1960’lar Türkiye’sinin çok önemli bir kavşağında kurulan sosyalist bir siyasi parti ve yöneticilerinin bilinmeyen yönlerini ve bunun yanı sıra YÖN ve MDD grubunun ilişkilerini belgeleriyle ortaya koyar. “Türkiye İşçi Partisi’nde Oportünist Merkeziyetçilik (1966-1968)” isimli eseri ise TİP’i zayıflatan ve 1968 gençliğini parti dışı bırakan sürece ilişkin çok değerli veriler içerir. Sadece belgelerle konuşmaz Rasih ağabey. TKP’nin içinden gelen birisidir, donanımlı bir komünisttir olayları anlatan ve değerlendiren. Her zaman rastlanmayan bir açıklık ve “sosyalist medeni cesaret” gösterisidir her yaklaşımı. O yumuşak duruşun ardında komünizm anlayışından ve düşüncesinden ödün vermeyen, dimdik ve kararlı bir insanın yansımasını görürsünüz her yorumda. Büyük saygı duyduğum, kimseye şirin görünmek derdinde olmayan, en yakınlarını bile eleştirmekten geri durmayan bir kararlılığı taşır kişiliğinde.

Bir başka önemli özelliği, örgüte ve örgütlenmeye olan sonsuz inancıdır. Örgütlere getirdiği eleştiriler, çoğu kişinin yaptığı gibi, yalnızca laf kalabalığından ibaret değildir; o bağlamda, yanlışların nasıl düzeltileceğini, nasıl çalışılması, neyin yapılması gerektiğini de anlatır.

Rasih ağabey bizi son kez 2008’lerde ziyaret etti. Yemek yedik, eskilerden ve yenilerden konuştuk. Evdeki genç bir arkadaşla  konuşurken göreli de olsa demokratik ortamlarda demokratik merkeziyetçiliğin önemi konusundaki görüşlerini paylaştı. Onu dinlerken, ben de “TİP’te Oportünist Merkeziyetçilik (1966-68)” başlıklı kitabının sonundaki irdelemesini anımsadım. Orada, Türkiye gibi geri kalmış toplumlarda verilen demokrasi ve sosyalizm savaşının karşısına dikilen, çözümü son derece karmaşık ve mutlaka tanımlanması gereken bir engelden söz eder Rasih ağabey. Bu da, demokratik merkeziyetçilik ilkesinin demokratiklik ögesidir. Aslında konu evrensel planda teorik bir sorundur ve bunun yanı sıra çok zor uygulanabilir bir ilkedir. Ve TİP’te yaşananlar ise sorunun sadece özel bir uygulamasıdır ona göre. Çözüm, işçi sınıfının teorik ve eylem planında bilinçlendirilmesinden geçmektedir. Başarı, mücadele içinde, sıkı bir disiplin ve eğitimden geçmiş taban kadrolarının yetiştirilmesinde ve güçlü ve demokratik bir genel merkezin bu süreç içinde oluşturulmasında yatmaktadır. Merkez ve taban arasında iki yönlü bir iletişim şarttır. Bir sosyalist/komünist parti için bu işleyişin önemini vurgular Rasih ağabey söz konusu kitapta.

Kendisinden öğreneceğimiz daha onca şey varken bırakıp gitti bizi…

Yaşamı, yapıtları özellikle genç kuşaklara ışık tutsun, önder olsun.