Önüm arkam sağım solum özel güvenlik

20/04/2013 Cumartesi
Önüm arkam sağım solum özel güvenlik

Serpil Güvenç'in "Önüm arkam sağım solum özel güvenlik" başlıklı yazısı 20 Nisan 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Dünyada yeni liberal politikaları izleyen özelleştirme ve taşeron uygulamaları sonunda sağlık, eğitim ve benzeri kamu hizmetleri piyasalaştı. Bu çerçevede sermaye, bir başka alana daha el attı. Alışveriş merkezlerinde, kır ve kentlerde çeşitli alanlarda verilen mücadelelerde, üniversitelerde, grev ve işgal eylemlerinde “özel güvenlik” denilen yeni bir güç çıkıyor karşımıza.

Soğuk Savaş sonrasında NATO ve benzeri kuruluşlarca var olduğu iddia edilen ama ne olduğu, nereden, ne zaman ve nasıl geleceği belli olmayan yeni “tehdit” algısı ile güvenliğin özelleştirilmesi kol kola gidiyor. Bu tehdit ve kötülüklerin gündelik yaşamımızın da bir parçası olduğu düşüncesi sürekli olarak işleniyor beyinlerimize. Yapılan araştırmalar, dünyanın büyük kentlerinde suç oranlarının düşüşte olduğunu, eskisine göre daha güvensiz bir dünyada yaşamadığımızı gösterse de yapay olarak yaratılan bu güvensizlik paranoyasından kurtulamıyoruz. İş güvencesinin ortadan kalkması, sosyal güvenliğin piyasalaştırılması, kamu korumasından yoksun ve örgütsüz bireyin yalnızlığı gibi olgular da bu kaygıyı besleyip körüklüyor. O halde gelsin kameralar, alarmlar, hayat ve ölüm sigortaları, bilgisayar virüs programları ve zengin siteleri ile üniversiteleri, hastaneleri koruyan güvenlik görevlileri! Gelsin güvenliğin özel ve güzeli! Gelsin “özel” maaşlı polisler, askerler, lejyonerler!

Bu uğursuz gelişmenin ilk uygulamalarına, gelişmiş kapitalist ülkelerde rastlıyoruz. ABD’de yükselen grev dalgasından ürken işverenler 1870’lerde işi grev kırıcılığı ve işçi ispiyonculuğu olan Pinkerton Özel Güvenlik Şirketi’ni kurdular. 2. Dünya Savaşı sonrasında sayıları artan ve “Kapitalizmin koruyucu şövalyeliği”ne soyunan bu tür şirketler hızla dünyaya yayıldı. 1980’den itibaren bir çok ülkede özel güvenlikçi sayısı polis sayısını aştı. Kâr oranlarının çok yüksek olduğu bu alanda, Avrupa’nın en büyük özel güvenlik sistemine sahip ülkesinin Türkiye olduğunu da belirtelim.

Ülkemizde özel güvenliğin tarihçesi 1970’lere uzanıyor ama 2004 AKP iktidarına dek özel güvenlik şirketlerinin kuruluşuna izin verilmemiş. 5188 sayılı ve 10 Haziran 2004 tarihli “Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun”la güvenlik alanı özel sektörün emrine amade kılınmış. Özel güvenlik personelinin yetkileri polisi aratmıyor. Yalova milletvekili Şükrü Önder’in “Türk polisinin bir takım yetkilerini ama gerçekten yetkilerini özel güvenliğe devrettik” demesine şaşmamalı. Bu “özel” güç, sadece AVM’lerde, büyük sitelerde, bankalarda, holdinglerde sermayeyi korumakla kalmıyor, aynı zamanda hastane, üniversite ve benzeri tüm kamu ve özel kuruluşlardaki toplumsal direniş eylemlerinde devletin zor gücüne omuz veriyor ve birlikte çalışıyor. Özetle, kamu ve özelin bu dayanışması, iktidarın “zor” gücünün ikiye katlanması anlamına geliyor.

Bu ikili güvenlik yapısıyla toplumun her hücresine taşınan baskının en yoğun yaşandığı yer üniversiteler. Hedef, dün olduğu gibi bugün de haksızlıklara boyun eğmeyen, sorgulayan en dinamik güç olan öğrenciler ve baskılara suskun kalmayan öğretim elemanları. AKP’li üniversite yönetimleri güçlü ve gönüllü bir lojistik destek sağlıyor bu baskıya. Son örnek İstanbul Üniversitesi’nden. Üç akademisyen ve üç idari personel hakkında öğrencilerine karşı Özel Güvenlik ve polisin aşırı güç kullanımına tepki gösterdikleri için İstanbul Valiliğince ceza soruşturması açılıyor. Dekan, kendi öğrencilerini ve elemanlarını destekleyeceği yerde, öğretim elemanlarını “hassasiyet göstermeye” ve özel güvenliğe “destek” vermeye davet ediyor!

Üniversite yönetimleri polis ve özel güvenlikle omuz omuza! Okullarına polis ve jandarmayı sokmamak için direnen ve gerektiğinde istifa etmekten çekinmeyecek kadar onurlu davranan rektörler gören bir ülkeye ne kadar da yakışıyor bu durum!

Tarihin hiçbir döneminde, niteliği ne olursa olsun, zor kullanımı, dikensiz gül bahçesi yaratmaya yetmedi. Ziya Paşa’nın dediği gibi, bunun için, önce insanların düşünme yetisini ortadan kaldırmak gerekiyor.