‘Grev’ doğdu

12/01/2013 Cumartesi
‘Grev’ doğdu

Serpi Güvenç'in “'Grev' doğdu” başlıklı yazısı 12 Ocak 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Adnan Özyalçıner, içinde ne yazdığını bilmeden işçi arkadaşlarının bildirisini dağıtan ve polis kurşununa hedef olan Asım Usta’nın öyküsünü anlatır “Grev Bildirisi”nde. “Her gün, gece gündüz demeden, masallardaki devler gibi, ateş soluyan, ter kusan” Paşabahçe Şişe Cam fabrikası’nı boşaltır işçiler. Solukları tükendiği için, yetersiz beslendiklerinden cam hamurunu eskisi gibi üfleyemedikleri için, çok zor koşullarda çalıştıkları halde emeklerinin karşılığını alamadıkları için, 1966 yılının 31 Ocak sabahı 85 gün sürecek olan grevlerini başlatırlar.

İşçi sınıfının 1961 Anayasasından doğan haklarını kullanmaktaki kararlılığının, büyük bir dayanışmanın ve hak bilinen yolda ayak diremenin adıdır Paşabahçe 66 grevi. Aziz Çelik ve Zafer Aydın’ın araştırmalarında da belirttikleri gibi kuşaktan kuşağa aktarılan bir geleneğin de başlangıcıdır.

Paşabahçe direnişi, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Paşabahçe Direnişi” şiirinin “Bu yan onlarındır, öte yan senin” dizelerinde ifadesini bulan bir mihenk taşıdır. Bir yanda tüm işveren sendikaları, Demirel hükümeti, işçilere veryansın eden sağ eğilimli basın... Öte yanda ise Türk İş’e bağlı birçok sendikanın yanı sıra grevi destekleyen bağımsız sendikalar, tüm Paşabahçe semti, sanatçılar, devrimci yazarlar, basın, uluslar arası örgütler ve gençlik örgütleri...

Bir çok ilk yaşanır direniş sırasında. Türk-İş bölge temsilcisi İsmail Topkar’ın çağrısıyla 250.000 işçi, Şişe Cam’ın en büyük hissedarı olan İş Bankası’ndan mevduatlarını çekerler. Paşabahçe ürünleri boykot edilir. Paşabahçe semti sonuna dek grevcilerin arkasında durur. Daha önce grev görmemiş bir sendika yönetir grevi. İşçiler iki kez Boğazı geçerek eylemlerini diğer yakaya taşırlar. İlkinde Taksim Anıtı’na çelenk koyarlar. İkincisinde grev öncesi çalıştıkları sürede ödenmeyen ücretlerini almak üzere Şişe Cam Genel Müdürlüğü’nü işgal ederler.

19 Nisan 1966’da Demirel hükümeti, yargı kararlarını hiçe sayarak işverenlerin isteğine uyar ve “memleket sağlığını bozucu nitelikte” bulduğu grevi erteler. Danıştay’ın erteleme kararını durdurması üzerine gidilen Yüksek Uzlaştırma Kurulu’nda işçilere istedikleri ölçüde olmasa da bazı iyileştirmeler sağlanır ve grev 26 Nisan 1966’da bitirilir.

Amacını aşan bazı sonuçları oldu 1966 Paşabahçe direnişinin DİSK’in kuruluşunda önemli bir unsur olmak ve gelecek yıllarda yaşanacak başkaldırılar için önemli bir gelenek yaratmak gibi.

1966’yı izleyen yıllarda beş büyük grev ve iki direniş yaşandı Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikasında. Bugün olduğu gibi kitlesel işten çıkarmalara karşı “işgal” ve “bekleme” eylemleri yapıldı. Son grev Kristal-İş tarafından 24 Mayıs 2001’de Şişe Cam’a bağlı kuruluşlarda gerçekleştirildi. 6 Ağustos 2001’de fabrika kapatıldı ve işçiler yatay geçişle Şişe Cam’ın diğer fabrikalarına dağıtıldılar.

Yıl 2013.

AKP iktidarının sınır tanımayan sermaye yanlısı tutumundan cesaret alan tüm sermayedarlar gibi cam işvereni de Eskişehir’de açtığı yeni fabrikada daha ucuz işçi çalıştırmak ve daha çok kazanmak derdine düştü. Bunun için “alınlarına açlığı yazmak” istedi cam işçilerinin. Patron bu kez yatay geçişe de razı olmadı. Cam işçileri, İstanbul Topkapı Şişe Cam fabrikasının içinde, dışında haklarını almak için, ailelerini geçindirebilmek için, yeniden üretebilmek için savaş verdiler. Varlıklı kesim eğlence yerlerinde sabahlarken onlar fırınların çalışmadığı buz gibi fabrikalarında çoluk çocuk direndiler. Genç “Asım Usta”larıyla, “Kadir Peker”leriyle, “İsmail Özkan”larıyla… Direnişe omuz veren solun partileri, örgütleri, sanatçıları, gençleri ile birlikte.

10 Ocak günü, cam emekçilerinin tarihine kazanımla sonuçlanan bir direniş olarak geçecek. Peki bundan sonrası?

Emekliler yine gençlere geleneği aktaracak, çalışanlar ise emeğinin hakkını aramaya devam edecek.

Ne zamana kadar?

Türkiye’nin mavi ve beyaz yakalıları birlikte fabrikanın çatısındaki cam işçilerinin çağrısını duyduğu zaman ve bir çığ gibi sermaye sınıfının tepesine indikleri zaman. “Kurtuluş yok tek başına! Ya hep beraber, ya hiç birimiz!” sloganını sesimiz yüksek çıksın diye haykırmıyor kitleler!