Evrilen durumlar

14/08/2014 Perşembe
Evrilen durumlar

IŞİD’in Irak ve Suriye’de terör estirmesi, Irak’ta Maliki yönetiminin taktiksel geri çekilişi (Musul bölgesinde hiç çatışmasız geri çekildi), IŞİD’in petrol şirketlerinin çıkarlarını tehdit edecek noktaya ulaşan ilerleyişi ABD’nin suret-i haktan görünerek insan haklarını gerekçe gösterip IŞİD’a karşı 8 Ağustos’tan itibaren havadan müdahalesine yol açtı.

Son gelişmeler ise Irak’ta uluslararası politikanın yeni bir duruma evrildiğine işaret ediyor. Önce son gelişmelerin neler olduğunun altını çizelim.

1) ABD Irak merkezi yönetimini yeniden yapılandırmak istiyor, fakat bu manevra yeni istikrarsızlıklara yol açacağa benziyor. Maliki’nin yerine görevlendirilen kişiye karşı tepkiler hafife alınacak gibi değil.

2) ABD IŞİD’i tamamen ortadan kaldırmadan (IŞİD’i Suriye’ye karşı kullanmaya devam etmek istiyor), IŞİD’in askeri gücünü zayıflatmak üzere Kürt gruplara askeri destek veriyor.

3) Avrupa Birliği Irak konusunda ortak bir tutum belirleyemedi ve her devlet kendi politikasını uygulamaya koyacak.

4) Fransa yönetimi bu oyunda ben de yer alacağım dedi ve IŞİD’e karşı Irak merkezi yönetimi ile iletişim içinde Kürt gruplara askeri lojistik destek sağlayacağını açıktan duyurdu (AP 13 Ağustos).

AKP yönetimi IŞİD’e karşı yapılan operasyondan hoşnut değil (iktidar rehineleri gerekçe gösterse de asıl meselenin AKP yönetiminin yumurtalarının önemli bir kısmını Sünni İslamcı grupların sepetine koymuş olmasıdır). Fransa’nın açıktan devreye girmesi AKP yönetiminin elini zora sokacaktır. AKP yönetimi yumurtalarının çoğunu Sünni İslamcı grupların sepetine, bir kısmını da Barzani’ye koymuştu. Fransa’nın devreye açıktan girişi Barzani’ye yeni alan açmakta ve AKP yönetiminin alanını daraltarak Barzani’nin sepetine koyduğu yumurtalarının koflaşmasına yol açabilecektir. ABD Fransa ile Afganistan’da 2009’dan itibaren kurduğu ilişkiyi Libya’da olduğu gibi Irak ve Suriye’de de pekiştirmek isteyebilir. Ne de olsa hegemon bir aktör tek ata oynamaz, İngiltere’ye ek yeni atlara ihtiyaç var.

Bu durum karşısında Erdoğan-Davutoğlu ikilisi Fransa’nın denklemi bozduğunun farkına vararak ABD’nin yanında daha aktif yer alarak bu sıkışmışlıktan kurtulmak isteyebilir, fakat ortada bir Libya örneği var. Hatırlanacağı üzere Edoğan NATO’nun Libya’da yer almasına önce karşı çıkmtı, fakat ertesi gün NATO gücünü korumak için iki savaş gemisiyle bu politikaya katkıda bulunmuştu. Sonuçta Libya’da bir aşiretler federasyonu yıkılıp yerine yeni bir aşiretler federasyonu inşa edilmeye çalışıldı, fakat halen uluslararası sistemin istediği istikrar sağlanamamıştır. Bütün bu süreçte Türkiye kökenli inşaat sektörü ve diğer firmaların 13,5 milyar dolarlık kaybı ortaya çıkmış, Fransa başta olmak üzere Batılı silah üreticileri Libya’nın elinde bulunan savaş uçaklarını “Kaddafi diktatöründen kurtulmak için” imha edip, yenilerinin alınmasının önünü açmış, petrol şirketleri de bilinçli belirsizlik ortamından yararlanarak Libya’da yeni petrol kuyuları açmıştır. Emperyalist sermaye, bölgesel kısa süreli savaşları sever, uzun süreli savaşlardan endişe duyar, çünkü kısa süreli savaşlar yeni pazar yaratır, uzun süreli savaşlar sermaye birikimini sekteye uğratabilir hatta hegemonyanın değişmesine de yol açabilir (I. ve II. Dünya Savaşlarında olduğu gibi).

AKP yönetimi bu sıkışmışlıktan kurtulmak için ABD’nin pozisyonuna yakın durmaya çalışırsa, bu kez de ABD Erdoğan’ın önüne iki dosya koyacaktır: ilki füze savunma sistemi satın alma meselesi. İkincisi Erdoğan’ı IŞİD konusunda ABD’nin belirleyeceği sınırların içinde davranmaya zorlamak. Tahminen ilk dosya 4 Eylül’de NATO zirvesinde yapılması öngörülen Erdoğan-Obama görüşmesinde masaya yatırılacaktır, IŞİD meselesi ise iki hafta sonra BM toplantısında gündeme gelebilir. ABD ilk dosyadan alacağı neticeye göre tutumunu sertleştirecek veya yumuşatacaktır. Erdoğan’ın Libya örneğinden bilinen zikzakları burada da ortaya çıkabilir. Hatta iki sepete koyduğu yumurtaların hepsi de cılka çıkabilir. Fakat, Erdoğan’ın yapacağı hizmetler henüz bitmediği için postun her türlüsünden yararlanmaya devam edilecektir, çünkü Türkiye’nin ölü dahi olsa değeri paha biçilmez öneme sahiptir. En vahimi ise üzerinde tepelendikleri bizim postumuz.