Ortak varlıklarımız ve Taksim kalkışması

04/06/2013 Salı
Ortak varlıklarımız ve Taksim kalkışması

Korkut Boratav'ın “Ortak varlıklarımız ve Taksim kalakışması” başlıklı yazısı 04 Haziran 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

31 Mayıs Taksim kalkışmasının uzantılarını önümüzdeki haftalarda göreceğiz. Önemli çözümlemeler yapılıyor. İddiasız bir değerlendirmeyle kervana katılmak istiyorum.

Bence kalkışma, Başbakan’ın beklemediği bir olayla tetiklendi: Taksim’de başlatılan çevre düzenlemesi projesinin, Gezi Parkı’nda kesilen ağaçlarla uygulanmaya başlaması…

İnsanların çoğu bilmekteydi ki bu, aslında İstanbul’un en değerli mekanını devasa bir kentsel ranta dönüştürme projesiydi. Başbakan’ın 29 Nisan’da açıkladığı gibi Gezi Parkı’nın “AVM ve rezidans olarak hizmet vereceği” yani fiilen özelleştirileceği öğrenilmişti.

1980’li yıllarda Turgut Özal keşfetmişti ki, bu türden rant ve avanta dağıtma mekanizmaları kapkaççı burjuvazilere hizmet sunan ve onlardan oluşan siyasi iktidarlar için büyük avantajlar taşır. Kamusal alanların, devlet mülkiyetinin özelleştirilmesi, karar merkezlerini (iktidardakileri) rant paylaşımına ortak kılar. Yerel yöneticilere mi bakanlara, başbakana mı? Kişilere mi partiye (cemaate) mi? Servet paylaşımı biçiminde mi haraç olarak mı? Bunlar ikincil sorulardır. AKP döneminde yetkiler giderek merkezileşmekte ve Başbakan’da yoğunlaşmaktadır.

Daha önemli bir avantaj da var: Bu tür rantlar, servet ve mülkiyet dağılımını etkiler. Yoksul konutlarına göz koyan kentsel dönüşümler veya KİT işçilerini sokağa atan özelleştirmeler söz konusu değilse Taksim ve Haydarpaşa benzeri projeler kimsenin malını, mülkünü elinden almaz kimsenin gelirini düşürmez güncel, kısa vadeli çıkarları zedelemez bu yüzden emekçilerin tepkisini tetiklemez.

Nitekim Turgut Özal, tapu dağıttığı kent yoksullarına rant aktardığında seçimleri kazanmış sekiz yıl boyunca reel ücretleri aşınan işçilerin başlattığı toplu kalkışma sonunda iktidardan düşmüştü. AKP, elbette bu deneyimden ders almıştı. Başbakan’ın Taksim kalkışması karşısında şaşırması bu yüzdendir.

Peki, servet üzerinde değer artışlarından oluşan rant mekanizmalarının sınıfsal içeriği nedir? Kısaca özetleyebiliriz: Toplumun (halkın) ortak varlığının siyasi iktidarlar tarafından kapkaççı bir burjuvaziye peşkeş çekilmesi… Geçmiş kuşaklarca yaratılan, korunan, serbestçe kullanılan varlıkların, ortak mamelekin birdenbire özel mülkiyete, alınıp satılan metalara dönüştürülmesi söz konusudur.

Toplumun ortak varlıkları (Batı solcuları “commons” diyorlar) bir hayli soyut bir kavramdır. Bizde de Halkevleri “halkın hakları” mücadelesine, konut ve ulaşım haklarını kattı sosyalistler ve çevreciler, özelleştirme, nükleer enerji ve HES konularında direnme eylemlerine katıldılar. Ancak, bu eylemler AKP iktidarını endişelendirecek boyutlara ulaşmadı.

Taksim kalkışması bence, tek başına toplumun ortak varlıklarını koruma bilincinin birden bire kitleselleşmesi değildir. Bu bilincin ötesinde Gezi Parkı’ndaki polis saldırısı, Türkiye’yi adım adım faşizme taşıyan bir süreci toplumsal patlamaya dönüştüren son damla olmuştur. Bu sürecin iyi bilinen bazı örneklerini sadece hatırlamak istiyorum:

Baskı rejimine giden adımlar, benzer grupları, farklı aşamalar içinde, çok farklı nedenlerle hedefledi. Gazeteciler, yazarlar, hukukçular, bilim insanları, sendikacılar, emekli, muvazzaf subaylar içeri atıldı, ama dayanışmayı önleyen farklı gerekçelerle… Ağır hukuk ihlalleri içinde yürütülen ve yaşlı tutukluların adım adım ölüme terkedildiği davalar… Sosyalist, devrimci, PKK sempatizanı, sadece muhalif oldukları için işkenceyle, yıllara uzanan zindan hayatıyla tanışan öğrenciler… İktidarın vurucu gücü haline dönüşen polis… Futbol kulüplerine el koyma operasyonları…

Medyada açık-seçik tasfiyeler yapıldı. Rant iştahı, TÜSİAD’ı teslim aldı. Anayasa referandumuna iş çevreleri topluca “evet” dediler. Giderek hayat tarzına müdahaleler yoğunlaştı. Zina ile başladılar vazgeçtiler. Kürtaj, üç çocuk, siyah ekmek ve nihayet alkol ve “iki ayyaş”… Ahlak ve uydurma tarih ölçütlerinin TV dizilerine müdahale vesilesi olması T.C. başlığının resmi binalardan kaldırılmaya başlanması Cumhuriyet’in bayramlarını halk belleğinden aşındırmak 23 Nisan’ı “kutlu doğum haftası” ile birleştirmek…
* * *
Gezi parkındaki ağaçlar, bana öyle geliyor ki, bu birikimi taşıran son damla oldu. Arkadaşımız Merdan Yanardağ Yurt’ta (2 Haziran) şöyle yazıyor: “Devrimciler, demokratlar, cumhuriyetçiler, CHP’liler, taraftar dernekleri, sosyalist partiler, çoluk çocuklarıyla sıradan yurttaşlar Türk bayraklarıyla, devrimci örgütlerin ve spor kulüplerinin flamalarıyla hep birlikteydi.”

Yanardağ’ın izlenimlerini galiba herkes paylaşıyor. Kısacası, çok farklı katmanlardan, gruplardan gelen insanlar, Gezi Parkı’nda simgeleşen ortak varlıklarını korumak ve faşizme direnmek için Taksim kalkışmasına katıldılar.

Halkın önemli bölümleri birleşti. Bakalım, bu kalkışmaya destek veren örgütlerin, grupların kuramcıları, öncüleri, birleşen insanların, niçin, hangi ilkeler etrafında ayrışması gerektiğini açıklamaya başlayacaklar mı?

Merakla ve endişeyle bekliyorum.