Düzelen cari denge: İyi mi? Kötü mü?

19/07/2019 Cuma
Düzelen cari denge: İyi mi? Kötü mü?

2019’un ikinci yarısına girerken ekonomi bir yol ayrımına ulaşmıştır: Kriz, yıl sonuna doğru durgunlaşarak son mu bulacak? Bir dış borç bunalımına savrularak sertleşecek mi? 

İkinci olasılık, dış dengesizliklerle bağlantılıdır ve cari işlem açığının seyri önem taşımaktadır.    

Bugün bu konuya odaklanalım. 

Albayrak’tan bir AKP eleştirisi

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, geçen ay bir öngörüde bulundu: "Haziran’da, AKP iktidarları döneminde ilk defa yıllık cari fazla vereceğiz. Yeni bir dönem başlayacak ve artık cari açık meselesini gündemimizden çıkaracağız." 

Bakanın demeci tuhaftı. Kendisine göre “iyi” bir haberi (cari fazla öngörüsünü), geçmiş AKP iktidarlarının tümünü eleştirerek veriyor: On altı yıllık bir geçmişe damgasını vurmuş olan dış bağımlılık olgusuna (“cari açık meselesine”) dikkat çekerek… 

Damat, geçmiş AKP hükümetlerinin mirası olan bu kritik sorunu eleştirmekle yetinmiyor; bozukluğun son bulacağı “yeni bir dönemin başlayacağını” da müjdeliyor. 

Meramı nedir? AKP’nin çalkantıya girdiği bir dönemde iktidar mücadelesinin bir işareti mi? Bu zatın rakiplerini, varsa dostlarını, aile çevresini ilgilendirir; bizi değil… 

AKP iktidar yıllarında cari işlem açıkları

Albayrak, geçmiş AKP iktidarlarına dönük eleştirel tespitinde haklıdır: 2003-2018 döneminde Türkiye ekonomisi her yıl cari işlem açığı vermiştir

Dahası da var: Bu on altı yılın aylık cari işlem dengelerine bakalım. AKP’nin 192 aylık iktidarı boyunca cari fazla verilen ayların sayısı (dördü 2018’de olmak üzere) sadece 10’dur.

Daha da tuhaf bir duruma dikkat çekeyim: AKP öncesinin neo-liberal döneminde Türkiye ekonomisi 1994, 1998 ve 2001’de yoğunlaşan üç kriz yaşadı. Ekonominin küçülmesine yol açan bu bunalımlar aynı yıllarda cari işlem fazlaları ile sonuçlandı. 

2008-2009’da da Türkiye bir ekonomik krize sürüklenmişti. Ne var ki AKP’nin eseri olan o krizin on iki ayı içinde cari işlem dengesi 15 milyar dolarlık açık vermişti. Üstelik, sadece tek bir ayda cari fazla vererek…  

Hazine ve Maliye Bakanı, vahimleşen dış bağımlılığı yansıtan bu durumu fark etseydi, AKP iktidarları eleştirisinde önemli bir koz olarak kullanabilirdi: 2008-2009 krizinde ekonomik yönetimin Ali Babacan’da olmasını vurgulayarak… 

Ne var ki, bugünkü bakan, bunalımı dış komploların yarattığı bir “tünel” olarak betimlemekte ve sürekli olarak “tünelin ucundaki ışıkları” müjdelemektedir. Bu perspektif ile bir Ali Babacan eleştirisine kalkışması beklenemez. 

Krize “pasif” veya “dinamik” uyum 

Gelelim Bakan’ın, “on iki aylık cari işlem toplamı, Haziran’da fazla verecek…” öngörüsüne…

Mayıs 2019’da “yıllık” (son on iki ayın toplamı olan) cari işlem açığı 2,4 milyar dolara inmişti. Haziran’da bu toplam “artı” işarete dönüşebilir mi? 

Mümkündür; ama bu öngörü tutsa dahi kıymeti nedir? Cari işlem dengesinde Ağustos 2018’de başlayan düzelme, eşzamanlı olarak patlak veren krizin “armağanı”dır. Bu bağlantı algılanmadıkça konuyu tartışmak anlamsızdır. 

Daha açık ifade edelim: Hükümet, bir döviz krizi ile başlayan sarsıntının dış denge uzantılarını, bizler gibi istatistiklerden izlemektedir; devre dışıdır. Bakan da boşuna ahkâm kesmektedir.  

Dış finansman kaynakları tıkanmış; kriz öncesindeki cari açıkların sürdürülmesi imkânsız olmuştur. İki uyum senaryosu gündemdedir: Biri krize tam teslimiyetin uzantısı olan “pasif, kendiliğinden”; diğeri “dinamik” uyum… 

Pasif senaryoda, ekonomi dibe vurmuştur; ithalat (“bitkisel hayat” için gereken) alt sınırlara yaklaşmıştır. Üretim, sermaye birikimi ve tüketim inişe geçince ithalat daralır; cari işlem açığı da kendiliğinden düşer. Küçülen ekonominin, halkın yoksullaşmasının sonucu…

Öte yandan krizler, yapısal hastalıkları hafifletme fırsatları da içerir. Örneğin, pahalılaşan döviz, sanayinin rekabet potansiyelini güçlendirir. Sanayicilerin üretken öğeleri felce uğramamışsa; ekonomi bürokrasisinde planlama refleksleri bir nebze korunmuşsa dinamik bir uyum mümkündür. İhracata dönük veya ithalata rakip üretim kolları canlanır; dış ticaret ve cari işlem açıkları aşağı çekilir. 

Türkiye’de hangi “uyum biçimi” yaşanmaktadır? İki “uç” senaryonun bileşkeleri de mümkündür. 

Krizin kaçınılmaz yansıması olan cari açıktaki düzelmenin hangi değişkenler tarafından sürüklendiğini izlemek gerekir: Düzelmenin büyük bölümü, gerileyen ithalattan kaynaklanıyorsa; ithal ikamesi sanayi kollarında canlanma yoksa, “pasif, kendiliğinden” uyum başattır. Dış dengedeki düzelmeyi ihracat artışları sürüklemekte ise dinamik senaryo geçerlidir. 

Verileri hızla gözden geçirelim. 

Ağustos 2018-Mayıs 2019’da cari denge nasıl düzeldi? 

Albayrak’ı sevindiren ilk cari işlem fazlası Ağustos’ta başladı. Kriz dönemini de temsil eden on ayda (Ağustos 2018-Mayıs 2019’da) cari işlem dengesi 52 milyar dolar “düzeldi”; dış fazlaya dönüştü.  

Ekonominin yakın gelecekteki dış finansman gereksinimi cari dengedeki düzelme sayesinde rahatladı; dış borçlarının döndürülmesi, ödenmesi ile sınırlandı. Ama unutmayalım ki, millî gelirin düşmesi ve pahalılaşan döviz nedeniyle (IMF verilerine göre) 2019’da dolarlı millî gelir de 60,2 milyar dolar düşecektir. Dolayısıyla, 12 ayda vadesi gelecek dış borçların millî gelire oranı da, bu arada %23’ten %25’e yükselmiştir. 

Peki, cari işlem dengesi nasıl düzeldi? 

Mal ve hizmet ithalatında yüzde 20,6’lık düşme belirleyici oldu. Cari dengedeki düzelmenin kabaca 42 milyar doları (yüzde 81’i) ithalattaki daralmadan kaynaklandı. 

Bu “uyum”, ithalatı ikame eden sanayi kollarını canlandırdı mı? 

Ayrıntıya giremeyiz; ama hızla göz atılan istatistiklerde gözlenemiyor. Ağustos sonrasında sanayi üretimi yüzde 5’lik bir tempoyla daraldı. Dış rekabete en açık sanayi kollarından birine, otomotiv sektörüne bakalım. Döviz fiyatlarındaki sıçrama, otomotiv ithalatını elbette aşağıya çekti. Yerli sanayi bu üretim kolunda ithal ikamesine geçti mi? Kalkınma Bakanlığı verilerine göre tam tersi gerçekleşti: Son on ay içinde ithal girdilere de aşırı bağımlı olan otomotiv üretiminde daralma yüzde 16’yı aştı. 

Cari işlem dengesinin ithalatı bastırarak düzelmesi, küçülen ekonomi, yoksullaşma ve yapısal dış bağımlılığın sonucudur. Krize teslimiyetten türeyen pasif uyum söz konusudur. 

Kriz aylarında dış dengedeki düzelme, öncelikle ihracat artışından kaynaklansaydı, krize karşı dinamik uyum tespiti yapabilirdik. Heyhat! Mayıs 2019’a kadar toplam ihracatın artış temposu yüzde 5,7 ile sınırlı kalmıştır. Cari işlem dengesindeki 52 milyar dolarlık “düzelme”nin sadece yüzde 19’u ihracat kaynaklıdır. İhracat artışının katkısı semboliktir.   

Türkiye sanayiinin ihracat rekortmeni olan otomotiv sektörüne de göz atalım: On ayda otomobil ihracatı ortalama yüzde 7,1 oranında gerilemiştir

Kötü haberde “başarı” keşfetmek… 

Özetleyeyim: Türkiye verileri gösteriyor ki, cari işlem dengesindeki düzelme, doğrudan doğruya yoksullaşmadan, ekonominin küçülmesinden kaynaklandı. Esas olarak ithalatın ekonomiyi ayakta tutabilecek   en alt düzeye inmesi nedeniyle… 

Ekonomiden sorumlu bakan ise, bu hazin sonucu başarı olarak sunuyor. Yürekler acısı bir tabloyu “cari açık meselesi gündemden çıkıyor…” diye yorumlamak, ancak cehaletle mümkün olur. 

Bu söylediklerimi, bir “saygın” dış kaynakla da destekleyeyim: Institute of International Finance, 2018’de krize sürüklenen iki “yükselen ekonomi”de cari dengenin seyrini incelemiş; geliştirdiği bir model çerçevesinde çözümlemiş. (Türkiye ve Arjantin’de Yeniden Dengelenme, 11 Temmuz 2019).

Ulaşılan sonuç, benim vurguladıklarımla aynıdır: Türkiye ve Arjantin’de cari dengelerdeki düzelme, bu ekonomilerin küçülmesinden kaynaklanmıştır; kalıcı değildir. Büyüme patikasına dönüş, cari işlem açıklarını tekrar yukarı çekecektir.

Ben bir öngörü de ekleyeyim: Kriz sonrasında Türkiye’nin “büyüme patikası” yüzde 2,5 civarına yerleşecek, dış dengesizlik hortlayacak, “eski hamam, eski tas” geri gelecektir. “Tellâklar” topluca değişmediği sürece…