2012’de Dünya Ekonomisi: Metropol

15/01/2013 Salı
2012’de Dünya Ekonomisi: Metropol

Korkut Boratav'ın “2012'de Dünya Ekonomisi: Metropol” başlıklı yazısı 15 Ocak 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Emperyalist sistemin merkezinden, metropolden başlamak uygundur. Aşağıdaki tablo metropolün “ağababaları” (ilk beş satır) ile “garibanları” (sonraki beş satır) için 2007-2012 döneminde milli gelir hareketlerini özetliyor. Kriz öncesinin son yılı olan 2007=100 alınırsa, toplam ve kişi başına milli gelir endeksleri tabloda sunuluyor (Sütün 2 ve 3). 100’ü aşan değerler, 2012 milli gelirinin 2007’nin üstüne çıkmış olduğunu gösteriyor.

Beş başlık altında değerlendirelim:

(1) Ülkelerin çoğu beş yılda küçülmüştür.

Toplam milli gelir bakımından 2012’yi 2007 ile karşılaştırdığımızda, bir ülke (Fransa) yerinde saymış yedi ülke küçülmüştür. Beş yıl sonunda büyüyen sadece iki ülke vardır: Almanya ve ABD… Kısacası, 2008-2012 yıllarında metropolde ana eğilim küçülme doğrultusundadır.

(2) Almanya dışında bütün ülkeler yoksullaşmıştır.

Toplam milli gelirlerdeki değişimleri, beş yıllık nüfus hareketleriyle karşılaştırırsak, kişi başına milli gelirin artıp artmadığını belirleriz. “Düşme” varsa, ekonominin genel olarak “yoksullaştığı” ortaya çıkmış olur. Tablonun son sütunu bu bulguyu veriyor. Ve ortaya çıkıyor ki, Almanya dışındaki tüm ülkeler son beş yılda yoksullaşmıştır. (Bu dönemde Almanya ve Japonya’da nüfus azalmış, diğerlerinde artmıştır.) Dahası da var: Çok sayıda bulgu göstermektedir ki, ortalama nüfus yoksullaşırken, gelir dağılımı dev sermaye, finans kapital ve rantiyelerden oluşan küçük bir azınlık lehine değişmiştir. Bu da, halk sınıflarına özgü daha da ağır bir toplumsal bunalımın varlığını göstermektedir.

(3) Yoksullaşmanın yaygınlaşmasında, “kemer sıkma” belirleyicidir.

Britanya’da banka krizi yok ucuza borçlanabiliyor. Yüksek finansal itibarına rağmen, hemen hemen Portekiz ve İspanya oranında yoksullaşması nasıl açıklanabilir? Yanıt açıktır: Hükümet kamu harcamalarını kısan insafsız bir programı uyguladığı için…

Avro Bölgesi’nin “garibanları” da, banka krizleri bahane edilerek ve Almanya’nın baskısı altında abartılı “mali disiplin” programlarına teslim oldukları için yoksullaşmışlardır. Kişi başına milli geliri beş yılda yüzde 19 oranında düşen Yunanistan, “tarihsel bir yoksullaşma rekoru” için 1990 sonrasındaki Rusya ve 2000 sonrasındaki Zimbabwe ile yarışmaktadır.

(4) “Kemer sıkma çılgınlığı”nın ABD’ye de bulaşması gündemdedir.

Batı’da “mali disiplin” saplantısına kısmen direnen ekonomi ABD olmuştur ve son beş yılını, “küçülmeden, fakat yoksullaşarak” geçirebilmiştir. Yıl başında “mali uçurum kâbusu”nu atlatmıştır ama Şubat sonunda Kongre’nin belirlediği borçlanma sınırına ulaşılacak ve devlet harcamalarında büyük boyutlu kısıntılar gündeme gelecektir. 2013 ortalarında ABD ekonomisinin yeni bir küçülme ivmesine savrulması beklenebilir.

Avrupa Merkez Bankası, Avro’nun çöküşünü önlemiş görünmektedir ama “borçların bütçe fazlası yaratarak ödenmesi”, AB’nin katı önceliği olarak kalmaktadır. “Halkı yoksullaştırarak rantiyeleri ve bankaları yaşatma” stratejisi, tüm Batı’yı durgunlaşma ve yoksullaşmaya mahkûm kılmaktadır.

(5) “Aykırı sesler” çıkıyor ama yeterli değil.

Küçülme ve yoksullaşma ısrarla süregeldikçe, sağduyu belirtileri artıyor. Son zamanlarda güç odaklarında üç farklı ses duyuldu.

Birinci ses ABD Merkez Bankası’ndan (FED’den) geldi: Enflasyon hedeflemesine işsizlik oranı da eklendi: “Enflasyon yüzde 2.5’in üzerine çıkmadıkça ve işsizlik yüzde 6.5’in altına inmedikçe gevşek para politikasına devam…”

İkinci yenilik Japonya’dan… Çiçeği burnunda başbakan Şinzo Abe, bütçe açığını 120 milyar dolar genişletiyor ve yıllardan beri deflasyon (fiyatlarda düşme) içinde yaşayan ülkesinde Merkez Bankası’nın fiyatları yükseltmesini istiyor. Kabul edilirse bu yıl enflasyonun yüzde 2’ye çıkarılması hedeflenecek rantiyelerin kayıpları göze alınacaktır.

Üçüncü olarak, IMF, “kemer sıkma” reçetelerinde ölçünün kaçtığını belirledi. Kamu harcamalarındaki gerilemelerin, milli gelirleri (“çoğaltan” etkisiyle) öngörülenden çok daha fazla daraltacağını kabul etti ve örneğin Yunanistan’a yapılan insafsızlığı itiraf etmiş oldu.

Ne var ki, merkez bankalarının bol kepçe likidite genişlemesi, bugünkü ortamda üretimi değil, spekülasyonu ve (bizim buralara) sıcak para akımını pompalamaktadır. Abe’nin Japonya’da “kemer gevşetmesi”nin ise, ABD Kongresi ile Avrupa hükümetlerince izlenmesi söz konusu değildir.

Kıssadan hisse: Emperyalist sistemin merkezi hastadır ve bir türlü ayağa kalkamamaktadır.