Türkiye ve Rusya: Flört mü başladı?

02/12/2014 Salı
Türkiye ve Rusya: Flört mü başladı?

Türkiye, Rusya’yı yalnız bırakmayacak…

Böyle diyordu yazının başlığı… İddialı, çarpıcı… Gazete de Pravda’ydı. Yunanlı patrona satıldıktan sonra Rusya Federasyonu Komünist Partisi tarafından yeniden alınan bildiğimiz Pravda değil de, internet dünyasında dört dilde gerçekleştirdiği yayınıyla, oldukça etkili olan pravda.ru. Putinci Pravda…

Başlık ilginçti, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin gelişeceği, gelişmesi gerektiği düşüncesi ilginçti, bölgesel sorunların abartılmaması gerektiği iddiası ilginçti.

En ilginç olansa, yazarın kendisiydi. İmza Adnan Oktar (Harun Yahya) diye atılmıştı.

“Ha şunu baştan söyleseydin de, bizi oyalamasaydın” diyenler olacaktır mutlaka ama siz siz olun kapitalizmi bir bütün olarak fazla ciddiye almayın. Kapitalizm adına düşünüp, konuşup, siyaset yapıp da mizah üretmeyen kim var!

Ancak kapitalizme içkin yasaları ciddiye alın.

Putin, Türkiye’ye geldi. İki ülke arasında bir sürü sorun var. Üç tanesini hemen sayıp geçelim; Suriye, başta Kırım olmak üzere Ukrayna ve Kafkaslarda Ermenistanla Azerbaycan arasındaki gerilim…

Bunların hiçbiri ayrıntı değil, kolayca sümen altı edilemez.

Ancak Putin Türkiye’ye kavga etmek için gelmedi. Bunu bekleyenler, Tayyip’e dersini vermesini özellikle isteyenler illa ki mevcut. Kuşkusuz, görüşmelerde Rus lideri muhataplarına “ayağınızı denk alın” anlamına gelecek tavırlar sergileyecektir ama aynı zamanda Türk hükümetine, “gördünüz mü, Rusya gibi bir devle ne kadar güzel anlaşıyoruz” deme fırsatı da verecektir.

Yalnızca diplomasinin inceliklerinden kaynaklanmıyor bu dengecilik. Gerçek bir yanı da var. Kapitalist dünyada düşmanlık ve dostluk arasındaki çizgi sanıldığından daha ince. Son tahlilde, aynı sınıfın, aynı toplumsal düzenin taşıyıcısıdır devletler. Aralarında uzlaşmaz karşıtlıklar yoktur ve zaman zaman unutsalar da, ortak bir düşmana sahiptirler: Emekçi halk!

Dolayısıyla, kapitalist devletler arasındaki dostlukta şaşacak bir şey yok. Bu ülkeler sermaye hareketleri tarafından birbirine bağlanmıştır ve son tahlilde bu hareketlerin mantığına tâbidirler. 

Ancak kapitalist devletler arasındaki düşmanlıklara da şaşırmamak gerekir. Rekabet ve kapitalizmin kriz dinamikleri, çoğu kez kural tanımaz, zaman zaman da kontrolden çıkar. İşte böyle dönemlerde başat güçler kendi etraflarında yeni ittifak sistemleri kurmaya çalışır.

Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin gözlerine kestirdikleri temel güç, uzun süredir Almanya. ABD ile bu ülke arasındaki çelişkileri kaşımaya, ihtiraslı Almanya’nın ağzını sulandıracak ayrıcalıklar sunmaya, bazen de kendileriyle düşmanlığın maliyetini hatırlatmaya çalışıyorlar. Şu ana kadar istedikleri sonucu alabilmiş değiller. Almanya ABD’den kopamıyor.

Kopamaz mı?

Kopması için epey neden var. Ancak öte yandan sistem içi regülasyon mekanizmalarını hafife almayalım. NATO örneğin, bu anlamda bir askeri ittifakın çok ötesidir.

Peki Türkiye kopabilir mi?

AKP, bir noktaya kadar bunun mümkün olduğunu hissettirip Rusya, İran, Suriye ve Latin Amerika’daki ülkeleri bir güzel aldatmıştı. “Aldatmıştı” sözcüğünü özellikle kullanıyorum; Türkiye’nin bir ara verdiği “özerk” ve “arayışçı” görüntünün bir denemeden çok planlanmış bir strateji olduğunu, düpedüz kandırmaya dayandığını hatırlatmak için.

Yine aynısı mı yaşanacak?

Uluslararası sistemde, hele hele bugünkü gibi derin bir kriz söz konusuysa, eksen değişikliklerinin kaçınılmaz olduğunu bilmek gerekir. Çok farklı parametreler, tek tek kapitalist ülkelerin konumlanışlarında değişikliğe neden olur. Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve hemen başlangıcında İtalya bir o bloğa bir ötekine gitmiş, ikincisinde faşist İspanya, ideolojik kan bağına rağmen Almanya’nın yanında durmamıştır örneğin.

Bütün bunlar bir noktaya kadar Türkiye için de mümkündür. Rusya, NATO üyesi bu önemli komşusunun pozisyonunda bir milimlik oynamayı bile önemser. Kaldı ki, Moskova’nın Türkiye’nin dostluğuna fena halde gereksinimi var. Siyaseten de, ekonomik olarak da! Ve bu karşılıklı.

Ancak AKP’nin, gözden düşmek yerine, yeni dünyalara açılacağını, açılabileceğini düşünmek zırvalıktır. Bir noktada diktatörün Rusya’yı son bir çıkış kapısı olarak görmesi elbette mümkündür. İşler bu noktaya gelir mi, ABD bu hoyratlıkla yaklaşır mı, bu ayrı konu…

Pazarlık, can acıtmalar, sürtünmeler filan olur. Olur da, kopuş imkansızdır.

Türkiye kapitalizmi ABD ekseninden kopamaz. Bir başka deyişle, Türkiye’de sermaye iktidarı, ABD ekseninde durmadan yaşayamaz.