Stratejik sığlık, krizin derinliği ve bombalar

01/07/2016 Cuma
Stratejik sığlık, krizin derinliği ve bombalar

Çok alametler belirdi…

Siyasal ve iktisadi olanı birbirinden ayırmaksızın, güçlü bir biçimde söylemeliyiz ki, bu küresel anlamda bir “yönetme” krizidir.

Britanya’da Avrupa Birliği’nde kalıp kalmamanın referanduma taşınması ve bütün (ve kirli) son an hamlelerine karşı oylamanın “çıkalım” kararıyla sonuçlanması başı sonu belli bir stratejiye bağlanamaz.

Kim ola ki bu stratejinin sahibi?

İngiliz sermayesinin en kudretli kesimleri mi? Cık; onlar çoğunlukla AB’de kalmaktan yanaydı, işçilere de bunu dayatmaya kalktılar.

Irkçı, milliyetçi-popülist politikacılar mı?  Onlar “çıkalım”ın propagandasını yaptılar, seçmen üzerinde ciddi etkileri oldu ama emperyalist İngiltere’nin kaderini henüz çizemiyorlar; bunun için işçi sınıfını saptıran yeri geldiğinde onu bastıran bir güç olmaktan bir iktidar projesi olmaya terfi etmeleri gerekir. Bu noktada değiller.

ABD mi? E hani İngiltere ABD’nin AB içindeki truva atıydı? ABD’nin egemenleri kendileri de sıkışıkken Almanya’nın elini özgürleştirmeyi ve Rusya’ya daha büyük bir istekle el uzatmasını neden istesin?

Konunun ABD ile bir ilgisi var elbette. İngiltere ve AB yalnızca kendi dertleriyle değil ABD’nin dertleriyle de uğraşmak zorunda. Çünkü ABD’nin nereye evrileceği belli değil.

İngiltere’de yaşanan bir krizdir ve bu AB’nin krizidir.

AB krizdedir çünkü AB üyesi toplumların emekçi bölmesi için birliğin albenisi neredeyse sıfırlanmıştır. İşçilerde büyük ve zaman zaman sokağa yansıyan bir öfke birikmiştir. Orta sınıflarda da bir heyecan kalmamıştır.

AB krizdedir çünkü AB kodamanları herhangi bir gelecek vaat edememektedir. Birleşik Avrupa projesi ekonomik açıdan bir kabusa dönüşmüş, siyasal açıdan çok erken tıkanmış, ideolojik ve kültürel açıdan iflas etmiştir.

AB krizdedir çünkü AB kendisini diğer emperyalist odaklar karşısında güçlü kılacak bütünlüklü bir dış politika geliştirememiş, askeri açıdan ABD belirlenimli olmaktan son tahlilde kurtulamamıştır.

AB krizdedir çünkü başat AB ülkelerinin birbirleriyle olan rekabeti azalmamakta tersine kontrol edilemez hale gelmektedir.

AB krizdedir çünkü işçiler daha fazla “fedakarlık” yapma niyetinde olmadıklarını göstermeye başlamıştır.

AB krizdedir çünkü onun lokomotifi Almanya’da hem ekonomi hem dış politika başlıklarında egemen sınıf içindeki farklı görüşler keskinleşmeye başlamıştır.

Ve ABD de krizdedir. Uzun yıllardan sonra birbirinden gerçekten farklı şeyler söyleyen başkan adayları yarışıyor. Trump başta bir şaka olarak görülmüştü oysa daha ilk konuşmasında farklı bir sermaye birikim modelini temsil ettiği açıktı, bununla paralel bir dış politika kurgusu vardı ve ciddiydi. Trump insan olarak şaka olabilirdi ama onu destekleyen büyük endüstri çevrelerinin şakası yoktu. Ve ilk kez ABD’nin egemen sınıflarını uzun süredir domine eden spekülasyon manyağı Wall Street merkezli kliğin canı sıkılıyordu. Neo-conları da katalım bunlara…

Anketlerde Trump, bugünkü dengeleri az-çok muhafaza edecek olan Hillary Clinton’ın gerisinde ama ne olacağını kimse kestiremez.

Kestiremez çünkü ABD’de işler iyi gitmiyor. Kriz bastırıldı, ekonomi toparlanıyor deniyordu ama son aylarda yine durgunluk kendini hissettiriyor, dış politikada ise her şey ama her şey arap saçı. ABD ittifak sistemini yenilemeye yeltendi, eskisi sarsıldı sarsılmasına ama yeni bir şey yok ortada. Deyim yerindeyse ABD’nin ittifakları havada!

Almanya ve ABD… Bu iki ülke belirsizliğe yelken açmışken Türkiye sakin limanlara sığınamaz. Zaten Erdoğan Türkiyesi’nin yerleşiklik kazanmasının sınırları var.

Ve ne oluyor, Erdoğan ardı ardına İsrail ve Rusya’ya el uzatıyor.

İsrail’le olan ilişkiler zaten hiç sıfırlanmamıştı. Ticaret, istihbarat, askeri işbirliği kör topal gidiyordu. Asıl sıkıntı Rusya cephesindeydi. İsrail’e dayılanmak Erdoğan’ın Arap coğrafyasına girişini kolaylaştırmıştı, yani büsbütün faydasız değildi. Rus uçağının düşürülmesinin ise Erdoğan’a her açıdan zarar verdiği ortada.

Uçağı düşürdü; Suriye’de oyunun dışına atıldı, ABD’nin baskısı karşısında kullanmak için elinde tuttuğu Putin kartını kaybetti, turizm büyük yara aldı, inşaat sektörüne darbe indi, sebze-meyve ihracı durdu. Dahası ABD Türkiye’nin peşinden bir çatışmaya girme riskini almamak için Suriye’de Rusya ile işbirliğini artırdı, her zaman derin ve kirli ve de kanlı TİT (Turizm-İnşaat-Tekstil) patronları, TİT’in konumu ve iç dengeleri epey bir değişmiş olsa da Erdoğan’a sinirlendi.

Özetle Erdoğan bugün gerisin geriye çark ederek boşa düşürdüğü “büyük devlet” böbürlenmesi dışında hiçbir şey elde etmedi uçağın düşürülmesiyle.

Şimdi İsrail ve Rusya ile aynı anda yeni bir deneme yapıyor Erdoğan. Bu denemenin arkasında yeni enerji yolları, özellikle İsrail doğalgazının Avrupa’ya Rus desteğiyle taşınması gibi büyük projeler var ama itici güç Erdoğan’ın sıkışmadan çıkma arayışıdır.

Sermaye sınıfında bu kadar hızlı hareket eden bir ortak akıl aramak saçmadır. Stratejik açılımlar zaman ister. Yani şöyle bir şey yok; Türkiye burjuvazisi Rus uçağının düşürülmesine yeşil ışık yaktı çünkü Türkiye burjuvazisi NATO’cudur, şimdi Türkiye burjuvazisi bu yoldan geri dönüyor ve Rusya’nın kapısını çalıyor, çünkü Türkiye burjuvazisi ABD’den uzaklaşmaya karar verdi.

Türkiye burjuvazisinin şu anda kâr dışında ortak bir aklı ve önünü görme yeteneği yok. Ne dünya buna uygun, ne bölge.

“Kazancımızı riske atamazsın” ilkel ve genel geçer bir sermaye tavrıdır. Ancak Erdoğan bu tavırdan çok kendi yalnızlığını kırmak için Rusya-İsrail hamlesini yapmıştır. Birkaç hafta önce Karadeniz’i NATO gölüne çevirme önerisi de aynı kaygının ürünüydü. Üç gün sonra Varşova’daki NATO zirvesinde “eyyyy Putin” diye dellenirse bizimkisi buna da mı stratejik derinlik yakıştıracağız?

Erdoğan, dağılan ittifaklar sisteminde oradan oraya seğirtmektedir. Karşısında da ilkeyle değil, bütünüyle pragmatik hesaplarla hareket eden bir Rusya var. Bir gün İsrail’e terörist devlet diyen, ertesi gün terör mağduru olarak tanımlayan. Bir gün Suudi Krallığı’nı IŞİD finansörü olarak suçlayan, ertesi gün Rusya ile Suudi Arabistan arasında stratejik ilişkilerin gelişmesinden söz eden bir ülkedir Rusya. Erdoğan bir gün dost olur, ertesi gün düşman. Putin Rusyası’nın Türkiye’den farkı olanakları ve pivot ayağını sabit basmasıdır.

Sermayenin dünyası böyledir ve biz burada taraf tutmak, şu ya da bu ittifakı tercih etmek zorunda değiliz. Varsayalım ki, Türkiye ABD’den azıcık uzaklaştı ve Rusya’ya yanaştı. Ya da Rusya-Türkiye-Mısır-İsrail ekseni gerçekten ortaya çıktı. Yeme de yanında yat! Bunun Türkiye’nin emekçilerine ne faydası var!

Geçiniz.

Burada önemli olan, Türkiye’nin sürüklendiğidir. Erdoğan’ın her hamlesine stratejik değer biçmek anlamsızdır. Sorun şudur: Erdoğan kendisini o konuma taşıyan güçlerin güvenini yitirmiştir. Gücü kendi eline topladıkça sermaye sınıfının ortak çıkarlarını temsil etme yeteneği de azalmaktadır. Büyük tekeller için kendisi ve yakın çevresi de piyasa oyuncusu olan Erdoğan’ın kişisel manevralarına endeksli bir kapitalizm olmaz; öte yandan o manevraların halk ve emek düşmanı karakterinden vazgeçmek de olmaz. Sermayenin büyük açmazı budur.

Ancak bilelim ki Erdoğan’ın durumu toparlamak için attığı adımlar, yeni ve daha kapsamlı sorunlar yaratacaktır.

Türkiye sürükleniyor. Geçen Özgür Şen soL’da yazdı, bütünüyle katılıyorum, herkes herkesle ittifak yapabiliyor, herkes herkesten özür diliyor; dışarıda kalan her durumda emekçiler. Olayın özü budur.

PKK ile de görüşmeler yeniden başladı. Bir yanda gençler ölüyor, öte yanda pazarlıklar sürüyor. Peki şu mu oluyor: Erdoğan bütün problemli başlıkları tek tek masaya yatırıyor ve çözüyor, artık akıllandı.

Hiçbir şeyi çözemez.

İsrail ve Rusya ile yumuşama yeni sorunlar demektir.

Kapitalizm derin bir krizdedir. Erdoğan olsun ya da olmasın Türkiye de bu krizin parçasıdır. Bu dönem, Türkiye kapitalizminin hiçbir biçimde istikrara kavuşması beklenmemelidir.

İstanbul Atatürk Havaalanı’nda patlayan bombanın Türkiye’nin Rusya ve İsrail hamlesine kızan ABD’nin işi olduğunu söyleyenler haklı olabilir ama bunun bir önemi yok ki! Kapitalist Türkiye aynı kalacak, sermaye emeğin tepesine binecek sonra Türkiye Cumhuriyeti bir o yana bir bu yana yönelecek, iktidar “hadi azıcık NATO’culuk yapalım, olmadı yarın Avrasyacılık oynarız” diyecek ve tekellerin egemenliğinde barış, huzur, istikrar olacak.

Olmaz.

Üç gün önce o bombalar neden patlıyordu? Bir ay önce, altı ay önce?..

Stratejik derinlikmiş… Şu anda derin olan sadece ve sadece Türkiye’nin sürüklendiği suların derinliğidir.

Olan can veren, çaresizleşen, yoksullaşan insanlarımıza olmaktadır.

Ne diyorduk, ayağa kalk, boyun eğme, bu sürüklenmeyi durduracak biricik çözüm için kolları sıva.