Solun birliği, solun ilkeselliği

07/09/2010 Salı
Solun birliği, solun ilkeselliği

Referandum sürecinde "evet"çi solun marjinalize olması, tarihsel bir dönemeç midir?

Değildir, çünkü AKP'ye yapışıp kalanların "sol"la uzun süredir bir ilgileri kalmamış durumdadır. Kanaat önderleri Oral Çalışlar, Lale Mansur, Mithat Sancar olan bir "sol"u etkisizleştirmiş olmak herhalde marifet sayılamaz.

İşin bu kısmı gereksiz yere uzadı ve uzadığı oranda mutlak bir kopuşa denk düşmedi.

Daha önemlisi, sol kendi tortusunu yalnızlığa terk ederken kayda değer bir toplumsallaşma üretemedi.

Burada burjuva siyasi özneleri teşhir ediyor, onları yargılıyoruz. Alabildiğine acımasız davranıyoruz, çünkü acımasız bir düzeni savunuyorlar. Onlara karşı elimizde adaletin terazisi yok, olsa olsa kefenin öbür tarafına bastırıyoruz.

Kendimize karşıysa, acımasız olamayız elbette ama mümkün olduğunca gerçekçi davranmakta yarar var.

Önümüzdeki dönem, şu referandum deneyinden yararlanarak, tek tek siyasi parti ve örgütlerin ötesine geçen bir sol çıkış için kollar sıvanacaksa ve murad edilen durumu idare etmek değil de sol seçeneği büyük bir hızla güçlendirmekse, siyasetin bazı kuralları olduğunu hesap etmemiz gerekecek.

Her şeyden once güven vermek gerekiyor… Türkiye'de sosyalist hareket, kısa süren bir-iki tarihsel kesit dışında, son derece kısıtlı bir toplumsallıkta mücadele etti. Bunun nedenleri apayrı bir tartışma ama en ağır sonuç, sürekli olarak birbirine sürtünen kadroların birbirlerine güvenlerini yitirmeleri oldu ve buradan bayağı örselenmiş kişilikler çıktı.

Alınan tahribat önemli ama tek başına bu iç güven erozyonu ile açıklanamayacak daha önemli bir sorun var bugün karşımızda: Türkiye'de emekçi sınıflar sola güvenmiyor. Burada yine bir dizi başlıkta tartışma açmak mümkün. Ancak biz kendimizi işin "güven verme" kısmıyla sınırlayalım ve şöyle diyelim: Sol adına her tür tuhaflığın savunulduğu, en sonunda öyle ya da böyle birilerinin soldan kalkıp tarihsel planda Osmanlıcılık, güncel olarak da AKP'cilik limanına vardığı bir ortamda, toplumda sola dönük sınırlı ilgi iyice dağıldıysa, bunda solun güven vermemesinin büyük payı olmuştur.

Sol bu güvensizliği aşacaksa, sağlam durarak, açık ve kararlı bir görüntü vererek aşacak. Böyle bir siyasi tabloda ve toplumsal doku giderek çürürken o kadar da önemli mi?

Önemli, çünkü toplumda hâlâ sol, başka kriterlerle değerlendiriliyor, solla hiç ilgili olmayan kişiler bile solun bazı özelliklerinden nefret ederken, ona sağ siyasetten daha farklı bir anlam yüklüyor. Bu anlam her zaman sağlıklı olmayabilir ama onu düzeltmek de istikrarlı, tutarlı bir duruşun ürünü olabilir ancak.

Sosyalist, devrimci solun ne istediğinin, neyi savunduğunun, kırmızı çizgilerinin giderek daha geniş bir kesimce algılanması gerek. Ama önce istenilenler, savunulanlar, çizgiler algılanabilir hale gelmeli.

Sol her şey olmaya kalkmaktan vazgeçmeli. Emekçi sınıflara kendi önceliklerini sunabilmeli. Ortalamacılıktan uzak durmalı, bugünün Türkiyesi'nde ortalamacılığın yok edici olduğunu kavramalı.

Solun örgütsüz aydınlara bakışında küçük bir oynama gerçekleşmeli, örgütsüzlüğün nimetlerinden alabildiğine yararlanırken solun toplam görüntüsüne zarar veren milliyetçi ya da liberal manifestolar saçan "kanaat önderleri"yle daha gelişkin bir iletişim kurulmalı, örgütlü mücadelenin şamar oğlanına çevirlmesi engellenmelidir.

Bütün bunlar Türkiye'de sosyalistlerin, aralarındaki derin farklılıklara karşın aynı doğrultuda hareket etmelerini sağlayacak ilkelerin altını kalınca çizmeleriyle mümkün.

Solun karakteri, onun sınıfsal temelidir bu saatten sonra anti-emperyalizm de, anti-kapitalizm de her başlığın üst belirleyenidir. Türkiye'de ideolojik alanda sosyalizmin hesaplaşmadan yol alamayacağı üç unsur dinci gericilik, milliyetçilik ve liberalizm de zaten emperyalizm ve kapitalizmin birleştirici sınıfsal karşılığı olan sermaye adına insanlarımızın aklını işgal etmektedir.

İşte önemli olan, emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadelemizi ve bu mücadelenin ideolojik mücadele alanındaki hesaplaşma konularını belirsizleştirecek ve güven kaybına yol açacak ürkekliklerden arınılmasıdır.

Lafı uzatmaya gerek yok, Türkiye solunu kararsızlaştıran Kürt sorunudur.

Oysa Kürt sorununda bu ilkeleri "yumuşatan" ya da başkalaştıran bir solun Kürtler de dahil olmak üzere kimseye güven vermesi söz konusu olamaz.

Amalar, fakatlar solu zayıflatır.

İlkeselliğin Kürt sorununda geçerli olamayacağını ya da orada başka ilkelerin öne çıktığını söylediğiniz andan itibaren varlık nedeniniz ortadan kalkacaktır.

Türkiye solu, kendi varlığından korkarak yol alamaz.

Kürt emekçilerinden solun genel geçer ilkelerini kaçırarak enternasyonalist ya da devrimci olamaz.