Solu günahlarından arındırma zamanı

24/08/2010 Salı
Solu günahlarından arındırma zamanı

Siyasi yaşamım boyunca "bırak bu konuları, sen işçi sınıfının gündeminden bahset" türünden tepkilere, siyasi iktidarın doğrudan "ekmek"le ilintisi olmayan tasarruflarının emekçi kitleleri ilgilendirmediği gibi değerlendirmelere fazlasıyla alıştım. Bir ara pek modaydı "suni gündem" yakıştırması, kolay yoldan devrimciliğin ürettiği beylik sözlerden biriydi…

Sermaye iktidarının olayların arkasındaki gerçekleri gizlemek için her tür yolu denediği elbette bir gerçekti, zaman zaman emekçi sınıflara karşı saldırıları perdelemek için gündemi değiştirdiği de…

Aynı zamanda seri katil olan bir gazete patronunun her gün cinayet haberlerini manşete çekmesi mümkündür de, burjuvazinin emekle olan hesaplaşmasına projektör tutulmasını istemesi pek mümkün değildir… Doğal ki, toplum oyalansın diye, gerçeklerden uzaklaşsın diye çaba harcayacaklar.

Ancak bir eğilim olarak doğrudan "emek meseleleri"nin dışında duran ya da öyle gözüken köklü tartışmaların birer aldatmaca olduğunu düşünmek sınıf mücadelelerinin mantığını kavramamak, eğer Marksizm'den söz ediyorsak, onun devlete dair sözünden hiçbir şey anlamamak demektir.

Dinin siyasal alanı fethinin, bununla ilgili olarak burjuva siyasetinde sürmekte olan tartışmaların emekçi kitleleri ilgilendirmediği söylendi bu ülkede yıllarca…

Bağımsızlık talebinin karın doyurmadığı, işsizliği azaltmadığı ileri sürüldü, "işçilerin durumu değişmeyecekse ha Amerikalı ha Türk patron" basitliğine kadar varıldı…

Özelleştirmelerin bile "emek"le ilgisi zayıftı iddiaya göre, bu kez "devletin sömürmesiyle Koç'un sömürmesi arasında fark yok"tu saçmalamanın daniskası…

Emek dünyası, sendikalara indirgendi, tabanı olmayan şubelerde, meslek odaları içindeki çekişmeler "devrimci siyaset" oluyordu da, sermayenin kapsamlı ideolojik-siyasal açılımları "gerçek sorunları gizleyen perde"…

Bir tek Kürt sorununda böyle davranılmadı, başka her yerde, her konuda işçinin günübirlik sorunlarını merkeze koyanlar Kürt sorununun sınıfsal temeline itiraz edenleri fırsat bulsalar linçle karşılayacaklardı.

Oysa bizim açımızdan bir fark yoktu, "sınıf siyaseti" gelişmelere işçi sınıfının çıkarları açısından yaklaşmak, sermaye iktidarını karşıya almak ve koşullar olgunlaştığında onu ortadan kaldıracak bir mücade çizgisi izlemek demekti. "Suni gündem" ya da "burjuvazinin iç çekişmesi" olarak küçümsenen başlıkların önemli bölümü, doğrudan bu amacı taşısın taşımasın, işçi sınıfını siyasal alanın dışında ittiren, işçi sınıfının haklarının gaspını kolaylaştıran, işçi sınıfının örgütlü mücadele alışkanlıklarını körelten bir içeriğe sahipti.

Şimdi nasıl sosyalist seçenek Kürtlerden uzak tutularak, Kürt burjuvalarının giderek daha fazla yükselen sesi yerine komünistlerin sesinden rahatsızlık duyarak Kürtlere hakaret ediliyorsa, en başta işçileri ilgilendiren konuların işçi sınıfının gerçek sorunlarıyla ilintisiz olduğunu söyleyerek de işçi sınıfına hakaret ediliyordu.

TEKEL işçisi yurtseverliğin önemini, "büyük burjuva siyasetinin emekçi sınıflarla ilgili sonuçları"nı hatırlattı da, bazları kendilerine az da olsa çeki düzen vermek durumunda kaldı.

Ancak işçi sınıfının siyaset sahnesinde etkili olması için çok daha fazlası gerekiyor.

Referandumda sol ihaneti küçük bir azınlığa terk etti, bunun büyük anlamı var. Ne var ki, bu tek başına sınıf eksenini güçlendirmeye yetmiyor. 12 Eylül'e kadar AKP'nin emekçi sınıflar açısından ne anlama geldiğini mümkün olduğunca anlatıp hayırları çoğaltmak ve hemen sonrasında ülke gündeminin bütün kritik başlıklarına işçi sınıfı adına açık müdahalelerde bulunmak gerekecek.

Burjuva siyasetinin iç gerilimleri, son yıllarda sermaye çıkarları adına bu ülkede hayata geçirilen bütün uygulamalarda ancak devrimci bir perspektifle değerlendirilebilecek delikler açtı. Bu delikler kapanmadan işçi sınıfının devreye girmesi, sözünü söyleyip, mevzi elde etmesi gerekiyor.

Bunun da tek bir yolu var, her konuda aynı ilkeden hareket ederek emekçi kitlelerin bakışını sadeleştirmek… İlke belli bir gündemde "sınıf" temelini perdeleyen her şeyi söküp atmak olmalıdır.

Gericiliğin Türkiye işçi sınıfının daha kolay sömürülmesini sağlamak amacıyla tırmandırıldığını söylemek, indirgemeciliktir evet! Ancak gericilik konusunda her şeyin söylendiği ama bunun söylenmediği bir ülkede işçi sınıfının havlu atması da kaçınılmazdır. Artık bunu söylemenin akılcı yolları bulunmalıdır.

Kürt sorununda, emperyalistlerin ve Türkiye burjuvazisinin "çözüm"den kâr çıkarmanın yollarını aradığını ileri sürmek yetmez ama bu arayışın ne anlama geldiğini somut bir biçimde göstermeden "birlik" sağlanabilir mi?

Emperyalizmin başka şeyler bir yana, uluslararası sermaye adına emekçileri köleleştime operasyonları yürütmekte oluşu, gerçekliğin bir parçasıdır ama en önemli parçası değil midir?

TSK'nın yeni sermaye birikim modellerine daha uygun hale getirilmek için de müdahale konusu olduğunu cesaretle açıklamadan bu toplumun meselenin özüyle tanışması nasıl mümkün olabilir?

Bütün buralarda işçi sınıfı var, işçi sınıfının hakkı ve geleceği var. Bundan on yıl önce etkisi olmayacak bir çıkış için güçlü maddi altyapı var.

Biraz cesaret…

Cemaatin sınıfsal temellerini deşifre etmek için biraz cesaret örneğin…

Milliyetçi-muhafazakar polis şeflerine, enerjisinin yarısını "türban meselesini nasıl çözeceği"nin yanıtını bulmaya ayıran Kılıçdaroğlu'na bırakmayacaksak bu işleri, cesaret gerekecek.

Top çevirmeden...