Solcu yerel yönetim...

19/02/2014 Çarşamba
Solcu yerel yönetim...

Devrimci mücadelenin merkezinde siyasi iktidar sorunu vardır. Sömürüyü ortadan kaldırmak, insanlar arası eşitsizliklerin kaynağını kurutmak, gelişkin bir demokrasiyi yerleştirmek için emekçi sınıfların iktidara gelmesi, bir siyasal devrimin gerçekleşmesi gerekiyor.

Emekçi halkın iktidarını yerelliklerde kurmaya başlayamazsınız. Söz gelimi, İstanbul Kartal’da sosyalist bir belediye başkanı kapitalist düzeni kendi bölgesinde elbette tasfiye edemez, ancak halkçı bir yerel yönetim anlayışını uygular kapitalist düzenin mantığıyla çelişen uygulamalara imza atar halkın örgütlenmesine, karar mekanizmalarına katılmasına yardımcı olur insanı, bilimi, sanatı savunur piyasa terörünü sınırlar işçi sınıfının uyanışı ve siyasi iktidarı için olumlu örnekler yaratır, halkı cesaretlendirir. Yetmez ama evet ve çok heyecanlandırıcı...

Burada aday önemlidir halka güven vermelidir, örgütleyici olmalıdır ama en önemlisi ekip çalışmasına, kolektif kültüre yatkın olmalıdır. Çünkü projecilikle, “hizmet sunmak”la yerel yönetimlerde anlayış değişmez. Burada en kritik olan, halkın karar alma ve icra süreçlerine katılımıdır.

Dünyada çarpıcı örnekler var. Komünist belediyecilik için yapılanlar var. Komünist olmasa da, sol adına, devrimcilik adına yapılanlar var.

Türkiye’de ise Fatsa deneyinden söz ediyoruz. Terzi Fikri’nin belediyeciliğini, başarılı diğer yerel yönetim pratiklerinden, örneğin Büyükerşen’in Eskişehiri’nden ayıran tam da halk katılımıdır. O yıllarda Dev-Yol’un yaygınlık ve gücünün bir ilçemizde böyle bir pratikle somutlanması aslında hiç şaşırtıcı değil. Ne mutlu terzi Fikri’ye, bugün hâlâ işaret edilen bir örneğin temsilcisi.

Ama, aması da var!

Ne yazık ki, sol belediyecilik adına hâlâ 35 yıl öncesine gitmek zorunda kalıyoruz.

Geride kalan yıllarda az da olsa solun belediyelerde yönetime geldiği örnekler oldu. Bunlardan geriye bir iz kalmadığı gibi, konu seçilen başkanların kişisel siyasi tercihlerine sıkıştı kaldı.

Geçtiğimiz günlerdeki programımda Samandağ da vardı. Belediye Başkan adayı Salim Diyap’ın seçim bürosunun açılışına katıldım sevgili Nihat Behram ile birlikte. Samandağ inanılmaz çirkinlemiş. Yalnızca yoksullukla açıklanamayacak bir kaos var. Yıllardır solun kalesi diye bilinir, insanları yiğittir, dost canlısıdır. Üstelik bu dönem sol bir partiden seçilmiş biri vardı belediyenin başında. Şimdi yine aday. Bu kez CHP’den...

Konuştuğum insanlar çok öfkeliydi. Tek bir olumlu sözcük duymadım. Gerçekten üzücü. Buna bir daha izin vermemek gerek. Sol partiler aday gösterdiklerine kefildir. Bir sıkıntı varsa, ilişki kesilir, halktan özür dilenir.

Terzi Fikri o kadar yıldan sonra saygıyla anılıyor. Samandağ’da ise “aldatıldık” havası hâkim. Salim Diyap biraz da bu nedenle, solun “bu olmadığı”nı göstermek için TKP’den aday oldu.

Ne yapılabilir?

Aday önemli, o adayı gösteren siyasi hareket de önemli. Kişiler yetmez, kolektif bir çaba gösterilmeli, ideolojik-siyasi bir tutarlılıkla hareket edilmeli. Türkiye’de onlarca solcu belediye yok, önümüzdeki dönemde de olmayacak. Eldeki örneklerin gerçekten tarihe geçmesi, iz bırakması için ciddi bir planlama yapılmalı, işler oluruna bırakılmamalı, ikinci bir Samandağ vakası yaşanmamalı.