Sol Kendinden Korkmamalıdır

23/07/2008 Çarşamba
Sol Kendinden Korkmamalıdır

Solun mutlak desteği olmadan Ergenekon operasyonu "yarım" kalır. Sol çok önemli olduğu için değil. Yapılan işin "demokratikleşme" olduğu yalanının tescillenmesi için sola gereksinim var. Evet, burada noter sol. Çünkü kontrgerillanın, faşist saldırıların, darbelerin muhatabı sol.

Bu nedenle Ergenekon operasyonunu sola onaylatmaya çabalıyorlar. Soldan "tamam temizlendiniz" açıklaması gelse, rahatlayacak, gördünüz mü, yıllardır bu işlerin kahrını çekenler dahi kabul etti AKP'nin iyi niyetini diyecekler.

Liberaller onlara yetmiyor... Yarın eskisi Yasemin yetmiyor, maocu eskisi Oral yetmiyor, komünist eskisi Nabi yetmiyor, ÖDP eskisi Ufuk yetmiyor...

Daha önce çok yazdık, soldaki "inat" can sıkıyor, Ergenekon'a bir türlü "demokrasi ve özgürlük" mührü basılamıyor, AKP reformları tescillenemiyor.

soL başından beri bu inadı ifade etmeye, yaymaya çalıştı. Solu liberal ihanetin değil, devrimci değerlerin temsil etmesi gerektiğini vurguladı. Solun, bu tasfiye girişimini püskürtmek durumunda olduğunu söyledi.

Daha şimdiden, solun bu tasfiye girişimini boşa çıkardığını müjdeleyebiliriz.

İki gün önce, pazartesi günü, "solu tasfiye operasyonu" diye başlık koymuştum yazıma. Tesadüf dün Evrensel'de Kamil Tekin Sürek "solu tasfiye çabası" dedi ve şunları yazdı: "İşte liberal aydınlar, Ergenekon soruşturmasını bahane ederek Marksistleri böyle bir AKP'nin arkasında saf tutmaya çağırıyorlar. 'AKP'nin tarafında olmayan Ergenekon'un tarafında olur' diyorlar. AKP'nin kuyruğuna takılmayı muhafazakar-liberal ittifakı olarak yutturmaya çalışıyorlar. Anketler düzenliyorlar, röportajlar yapıyorlar. Kendilerini Marksist sanan burjuva kuyrukçularına yazılar yazdırıyorlar."

Sürek'in gazetesinde TKP'yi darbecileri desteklemekle itham eden yazıların yer almasının özel bir önemi yok. Asıl önemli olan, Türkiye solunda liberalizme karşı direncin yok edilememesidir.

Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin somut bir olgu haline geldiği dönemde aynısı olmamış mıydı?

Sermaye, yanına sola bulaşık liberal tetikçileri alıp Avrupa Birliği rüzgarı estirmeye çalıştığında soldaki direnç noktalarına nefret saçmışlardı. "Bu nasıl sol" diye çıkışıyorlardı. Hani yeniliklere açık olacaktık? Hani yüzümüzü gelişkin olana dönecektik? Vah ki ne vah, sol hâlâ kendi dünyasında yaşıyordu!

Çıldırdılar... Çünkü soldaki direnç Avrupa Birliği büyüsünün bozulmasını kolaylaştırdı, AB'ci akademisyenlerin bol keseden atmalarının önüne geçildi, toplumun geniş kesimleri Avrupa Birliği'nin emperyalist bir proje olduğu fikrini tuttu.

Oysa birçok aday ülkede sol neredeyse bütün uzuvlarıyla Avrupa Birlikçi bir tutum aldı ve kendi ölüm fermanını imzaladı. Kimi "artık özgür olacağız" diyordu, kimi AB fonlarına göz dikmişti, kimi ise Avrupa soluna tutunup büyüme hayalleri kuruyordu. Bittiler...

Burası Türkiye, ilginçlikler ülkesi...

Ya solun neredeyse bütün unsurlarının, hatta düpedüz liberal olanların, Irak'ın işgaline karşı açık tutum almasına ne demeli?

Dünyada başka örneği yok... Birçok ülkede solun içinden "öncelikli görev Saddam'dan kurtulmaktır" sesleri yükseliyordu. Bu ses zaman zaman bastırıldı ama çoğu kez solda çekingenliğe ve tereddütlü konumlanışlara neden oldu.

Bizde ise... Yine çıldırdılar... Türkiye solu Baas'çılıktan kurtulamıyormuş da, otoriter gelenekten kopamamışız da...

Evet, beğenmediğimiz sol, sermayenin dümen suyuna girmemeyi beceriyor her kritik evrede... Girenler ise sol olmaktan çıkıyor, çirkinleşiyorlar...

Madem solda direnenler, tasfiye operasyonlarını boşa çıkaranlar var, neden her defasında bocalamak, yalpalamak, sağa sola meyletmek yerine, Türkiye'nin bütün temel meselelerine aynı ilkelerle müdahale eden bir emek gücü yaratılamıyor?

AKP ya da bir başkası... Biz piyasacılık, Amerikancılık ve gericilik olarak kodluyoruz bugünkü sermaye yönelimlerini... Bunun tartışılır bir tarafı kaldı mı? Kim nasıl isterse öyle kodlasın, öyle isimlendirsin. Yeter ki, bu yönelime karşı barikat oluşturulsun. Barikatın sağında solunda "istisna" delikleri açılmasın. İşçinin sorunu başka ilkelerle, Kürdün sorunu başka ilkelerle çözülür mantığı terk edilsin.

Tükiye solunun ve Kürt siyasetindeki AKP'ye, liberalizme, emperyalist projelere ikna olmayan unsurların önünde bir olanak var. Bir olanak ve tarihsel bir sorumluluk.

Buna yoğunlaşılmalıdır. Tasfiye operasyonunu tersine çevirmek için her fırsat değerlendirilmelidir. DİSK'in 13 Eylül'de İzmir'de düzenleyeceği miting böyle bir fırsat olabilir. Darbenin yıldönümünde... AKP karanlığında... Emperyalist saldırganlığın ortasında...

Nasıl anlam yükleyeceğinize ve vereceğiniz renge bağlı... Liberal bir görüntü mümkündür. CHP ağırlığı güçlü olasılıktır. Ancak ciddiye alınırsa emeğin piyasaya, emperyalizme, faşizme, AKP'ye meydan okumasına dönüşebilir.

Dönüşmelidir de...

Sol kendinden korkmamalı, kendi değerlerine sahip çıktığında toplumsal bir değer de kazanmaya başladığını görmelidir.

[email protected]