Şamar oğlanına döndürülen diktatör

27/01/2016 Çarşamba
Şamar oğlanına döndürülen diktatör

Türkiye’de yürekli gazeteciler, ilericiler, komünistler her fırsatta gündeme getirdi. ABD’de ana akım medya dışında kalan bazı yayın organları yazdı. Putin ve diğer Rus yetkililer aynı iddiaları yinelerken, masaya somut kanıtlar koydu. İran ve Irak’tan benzer suçlamalar geldi. Ardından İngiltere ve Almanya’nın çok okunan gazetelerinden. Ve şimdi Erdoğan’ın bir kez daha kapısını çaldığı İsrail’in Savunma Bakanı, Yunanistan Savunma Bakanı ile beraber diplomatik nezaketi ve kendi suçlarını bir kenara koyarak, Türkiye’yi işaret etti.

Birbiriyle alakasız, hatta mücadele halinde olan güçlerin ortaklaştığı şuydu: Türkiye IŞİD’in işgal ettiği bölgelerdeki petrolü pazarlayarak hem hırsızlığa ortak oluyor hem de terör örgütünü finanse ediyordu.

“Herkes bana karşı” nakaratını çok seven Tayyip bu tabloyu “küresel lobi” diye geçiştirmeye kalkabilir ancak kazın ayağı öyle değil.

Kendi ülkesinde epeycene bir kesime savaş ilan etmiş bulunan diktatörün dışarıdaki hareket alanı giderek daralmakta.

Dün göz yumulan suçların üzerine projektör tutulmaya başlandıysa, birkaç kez raf ömrünü uzatan Erdoğan’ın başı fena dertte demektir.

Rusya ile ABD arasındaki gerginlik bir türlü yatışmazken, iki ülke bazı başlıklarda el sıkışıp başka başlıklarda birbirlerine çelme takmaya çalışırken, maliyeti yüksek olsa da NATO için Erdoğan’ın “kullanışlı” bir aktör olduğu açık. Ancak yine de diktatörümüzün tepesinde kara bulutlar dolaşıyor. 

Neden?

Çünkü kendisini her denklemin, her tepişmenin içine soktu. Avrupa Birliği’nin iç kavgasına dahil oldu, Mısır’la İsrail’in arasına girmeye kalktı, hep söylediğimiz gibi ABD ile Rusya’nın kavgasını yönetmeye çalıştı. İran'a karşı irili ufaklı bütün Arap ülkelerini kışkırttı. En son Cenevre’deki Suriye masasını bir başına devirmeyi deniyor.

Bu kadar denklemin parçası olduğunuzda yara almanız kaçınılmazdır. Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve askeri gücü diktatörün hamlelerine yeterli korumayı sağlayacak durumda değil.

Mutlak güvenebileceği kimse yok. Çünkü bir konuda ittifak yaptığı ile bir başka başlıkta kavga ediyor.

İçeride şimdiye kadar tuttu bu tarz, çünkü toplumu diktatör karşısında silahsızlandıran, ona kritik dönemeçlerde hayat öpücüğü veren bir “düzen muhalefeti” var. Ancak dışarıda ABD’nin beceremediğini Türkiye nasıl becerecek?

AKP Türkiyesi’nin izolasyonunu sınırlayacak tek şey, kapsamlı bir savaş! Ne ki, bu doğrultudaki çabaları bir yandan da çemberi daraltıyor çünkü şu anda uluslararası alandaki temel güçlerin Erdoğan’dan önemli dertleri var. Dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanan birisini memnun etmekle zaman kaybedemezler. 

Peki ne olacak?

Eğer diktatör dış politikada içine girdiği denklemlerin önemli bölümünden hızla çekilmeyi beceremezse, bunlardan birkaçında kaçınılmaz olarak çizik yiyecek. Gerçi çekilmenin de maliyetleri olacak, ağır bedel ödeyecek ama diğer türlü çok daha ağır bir tabloyla karşılaşacak.

Kendi de çekilmeye çalışıyor ama o kadar dağılmış ve dağıtmış ki, yeterince hızlı değil! ABD ve diğer “dost”lar bu zor dönemde ihtiyaç duyacakları Erdoğan’a ricat yolunu gösteriyorlar ama adam alışmış, geri adım atarken dahi yeni hamleler yapıyor. Zorlaştırıyor durumunu.

Bu kadar kana kire bulaşmış birisiyle “stratejik ortak” olmayı kim ister bundan böyle bilmiyorum. Merkel’in başına gelenlere bakın. Seçim öncesinde Erdoğan’la yaptığı göçmen anlaşmasının ardından kadın resmen tepetaklak oldu. Bütün emperyalist merkezlerde hükümetler aşırı yıpranmışken itibarsız bir diktatörle yakınlığın faturası çok kabarık.

Ve şimdi dört bir yandan “IŞİD’in finansörü” suçlaması geliyor.

Hapse atamaz, dava açamaz.

Gerici, emperyalist, militarist yani kendisine “dost” bir dünyada dahi şamar oğlanına dönüştürülen bir hırsız, katil, yobaz!