Nâzım Hikmet’ten Haziran Direnişi’ne…

02/06/2016 Perşembe
Nâzım Hikmet’ten Haziran Direnişi’ne…

Türkiye’den bir Nâzım Hikmet çıktı. Memleketini seviyordu, çok seviyordu; komünistler memleketlerini severler. Ama soru açıktır: Türkiye’den bir Nâzım Hikmet çıkması normal midir?

Bereketli topraklardır ama bazen fena halde çoraktır memleket. İşgalde örneğin çoklukla kabulleniş hakimdir, milli mücadele Anadolu’ya serpiştirilmiş bir azınlığın iradesiyle, zorlamasıyla, uyandırmasıyla yola koyulmuştur. Gerçek budur ve kurtuluşun, onun kahramanlarının bu yüzden daha kıymetli olduğu bile söylenebilir.

Nâzım Hikmet’in destanı ise berekete işaret eder, kıyamaz memlekete, adı üzerinde destanlar böyle yazılır.

“Nâzım Hikmet memleket, memleket Nâzım Hikmet” deriz demesine de bu memleketten Nâzım Hikmet’in çıkmasına, Nâzım’ın anlattıklarından da bizim memleketin çıkmasına insanın bazen inanası gelmez.

Bazen…

“Türkiye işçi sınıfına selam” dediğinde de koca şair, gürül gürül gelen, ağırlığını hissettiren bir işçi sınıfı yoktur ortada. İşçi sınıfı ayağa kalkmadan, Nâzım onu dizeleriyle ayağa kaldırmıştır.

Ama Nâzım bir hayalci değildir, alabildiğine gerçektir, bu memlekette tutulması gereken noktayı tutmuş, buna değeni güzelleştirmiş, öfkeyle üstüne gidilmesi gerekeni bastırmıştır. “Bu siyasetin konusudur, bundan sanat çıkmaz” diyenleri hayal kırıklığına uğratacak denli estetiktir Nâzım’ın memlekete müdahalesi.

Nâzım memleketli midir, Nâzım’da anlatılan bizim memleket midir sorusu ancak bu şekilde yanıtlanabilir.

Nâzım bir açıdan bu memlekete ait değildir; zorbalık, çirkinlik, kötülük, adaletsizlik yaşamı boğduğu oranda…. Ama o aynı zamanda bütün bunlarla mücadele için gerekli silahları da memleketinden toplamıştır; insanın peşine düşmüştür, iyimserliğini koruyarak ve bulmuştur; muazzam bir yetkinlikle kullandığı dili de ona bu topraklar armağan etmiştir. Hayal gücünü ise, kabul edelim, kendi doğasının ötesinde evrensel bir kurtuluşa işaret eden komünist dünya görüşünden ve daha çok da Sovyetler Birliği’nde kurulmakta olan yeni yaşamdan almıştır.

Bu sonuncusu olmasaydı Nâzım Hikmet Türkiye gerçekliğine kafa tutmada bu kadar enerjik olabilir miydi, zor. O kadar “dış yardım” olsun!

Önemli olan şunu bilmektir: Eğer doğru noktadan tutulabilirse, ileri hamleleri tetikleyen her zaman boğucu ölçülere varan gerilik, gericiliktir. Sanatta böyledir, siyasette böyledir; bir siyasetçi ve sanatçı olarak Nâzım örneğinde böyledir.

Bütün dünyada yirminci yüzyılın kitle kalkışmaları içinde en özgün ve şaşırtıcı olduğunda birleşilen Haziran Direnişi’ni de böyle okumak gerekir. 2013’te “bu sizin ülkeniz mi” diye soruyorlardı, kibarca uyuşuk, boyun eğen bir toplumu hatırlatmak istercesine… Şimdi yine soranlar var “yaşananlar bir hayal miydi” diye…

Zorbalık, çirkinlik, kötülük, adaletsizlik yaşamı boğmaya devam ettiği sürece, zorbalık, çirkinlik, kötülük, adaletsizlik insanımızın karşısına en berbat, en sefil, en aşağılık temsilcilerini çıkarmaya devam ettiği sürece…

Bu memleket şaşırtmaya devam edecektir.

Ve Nâzım ne kadar hayalse Gezi de o kadar hayal; Nâzım ne kadar gerçekse Gezi de o kadar gerçektir.