Küba Kapitalizm Yolcusu mu? KEMAL OKUYAN

30/06/2008 Pazartesi
Küba Kapitalizm Yolcusu mu? KEMAL OKUYAN

Sosyalist kuruluş mücadelesi verirken mülkiyet ilişkilerinde "özel"i işaret eden her adım can sıkıcıdır, sorgulanmalıdır. Yine, ücretlerde farklılaşmayı doğuracak uygulamalara hep kuşku ile bakmak gerekir.

Sosyalizm kamu mülkiyetine geçiş, kamu mülkiyetinin güçlendirilmesidir. Sosyalizm eşitsizliklerin kontrol altına alınması, nedenlerinin ortadan kaldırılması ve zamanla giderilmesidir.

Bu anlamda Küba'da Fidel'le başlayan ama Raul'un büyük bir cesaretle uygulamaya koyduğu kimi reformların tartışılması, eleştirilmesi, hatta Küba'dan kaygı duyulması olağan karşılanmalı, Kübalı komünistler buna sevinmelidir.

Başka Küba yok!

Bununla birlikte, yargıda bulunmadan önce anlayacaksın, hiç değilse anlamaya çalışacaksın.

Küba'da sosyalizmin sorunlarına dair çok şey söylenebilir. Okuduklarımız, konuştuklarımız, gözlemlerimiz var. Kişisel olarak ben de kaygılanıyorum, en başta genç kuşağın sosyalizmle kurduğu ilişkinin aşırı gündelik olmasından... Sovyetler'de de bu görülüyordu, sonrası malum.

Ancak Küba'nın çok önemli bir farkı var. Küba'da devrimci bir önderlik söz konusu. Sovyetler Birliği'nin sorununu burada görmüyor muyuz? Çözülüşün temel nedeninin SBKP'nin devrimci iddialarından vazgeçmesi, onun mücadele eden bir parti olmaktan çıkması, ideolojik açıdan köhnemesi olduğunu söylemiyor muyuz? SSCB ile Küba her açıdan farklı, boy pos, olanaklar, tarihsel gelişim... Ama şimdi üzerinde durmamız gereken büyük uçurum, Sovyetler Birliği Komünist Partisi ile Küba Komünist Partisi arasındadır.

Anlamaya buradan başlamak gerekiyor. KKP ne yapmak istiyor? Öncelikleri neler?

1991 sonrasında da çok söylenmişti, "Küba sosyalizmde inat edemez" diye... Yönetim ardı ardına özel koşullarla mücadele etmek için sosyalizmle pek bağdaşmayan uygulamaları devreye sokmaya başladığında, sağdan "hizaya geliyorlar" cıvıklığı, soldan "gitti gül gibi devrim" yakarışları duyuldu. Bir de Kübalı komünistlere sorsalardı...

İnanılmaz boyutlardaki güçlükleri aşmak için kafa patlatıyorlardı. Açlık kapıdaydı, ülke yıkımın eşiğindeydi... Sosyalizmin saflığını (ki böyle bir şey yoktu), bakireliğini düşünecek durumda değillerdi, ayakta kalmanın yollarını arıyorlardı. Buldular da.

Marifetleri şuradaydı: Onlara emperyalistlerin dikte ettiği her şeye kafa tutuyor, kendi iradeleriyle hareket ediyorlardı. Bu mücadeleciliklerini pekiştirdi, daha da önemlisi devrimci değerlerini korudu. Esas olan buydu, sosyalizme yakıştıramadığımız kimi uygulamalardan (hepsini henüz değil ama) bir süre sonra tek bir kararname ile kurtuldular.

Ulusal egemenlik, bağımsızlık bunların savunulmasının devrimci mücadelede nasıl bir anlam taşıdığını herhalde en fazla Küba kanıtladı. Kendi devrimci değerlerinden ve hedeflerinden asla kuşku duymayan Küba Komünist Partisi, risk taşıyan uygulamaları kendisinin ve halkın iradesi olarak gündeme getirdi, sınırlarını çizdi, asla teslim olmadı.

Şimdi o dönem geride kaldı. Şimdi Küba'da halk daha fazlasını istiyor. Parti önderliği de daha fazlasını istiyor.

Daha fazlası ne demek? Kapitalizmin standartlarıyla mı hesaplanacak? Değilse, toplumsal refahın artmasının sosyalizmde büsbütün, başka hiçbir yerden algılanamayacak kriterleri mi var?

Küba sağlık sorunlarını çözmüş, eğitim sorunlarını çözmüş, aç yok açıkta yok. Kapitalist toplumların yanından dahi geçemeyeceği kazanımlar bunlar. Ama... Kübalıların yaşam kalitesinin artması gerekiyor. Sosyalizmin böyle bir hedefi olmadığını herhalde söylemeyeceğiz.

Sosyalizm, toplumun bütününe daha iyi yaşam sunması gereken bir sistemdir.

Bu açıdan Küba'nın yolu daha uzun.

Yol gerçekten uzundur, bugün neyi tartışıyoruz! Küba sosyalizmini planlı ekonomilerle ilgili teorik kategorilere göre mi değerlendireceğiz? Hangi planlama? Ülkede sanayi zayıf, sanayi için altyapı zayıf... Burdan planlı ekonomi çıkmaz.

Bir asimetri var Küba sosyalizminde... Bu altyapıyla elde edilebilecek olanın çok ötesinde kazanımlara sahipler. Fidel'in hep teslim ettiği gibi, Sovyetler'in büyük yardımıyla... Ama en çok kendi iradeleriyle!

Şimdi bu asimetriyi yavaş yavaş ortadan kaldırmalılar. Sanayi gerekiyor, enerji üretimi gerekiyor. Tarım gerekiyor! Emperyalist ülkelerin yıllarca "tarım talidir" diye propaganda yaptıktan sonra dünya tarımını ele geçirip insanlığı açlığa mahkum ettikleri bir dönemde gıda maddelerinde dışa bağımlılığın sona ermesi gerekiyor.

Başka? Tembellikle mücadele gerekiyor...

Küba şimdi bunların derdine düşmüş... Sosyalizm bunları çözmeden daha ileri gitmeyecek çünkü. Gıda maddelerinin yüzde 80'ini dışarıdan alırsanız, daha iyi bir sosyalizme sahip olamazsınız. Tembelle çalışkanı bir tutarsanız "eşitlikçi" bir topluma daha fazla yaklaşamazsınız.

Küba bunlarla uğraşıyor. Tarımsal üretim artacak, illa ki artacak. Ama gel gör ki, ülkede tarım işçisi yok. Eğitim şart deyip dururuz, Küba'da eğitim başa bela. Neredeyse herkes hekim olmuş, herkes öğretmen, herkes bilgisayarcı... Sanatçısı var, askeri var, turizmcisi var... Çiftçi yok! Çiftçi ailelerinin evlatları birinci sınıf eğitim almışlar, doktor çıkmışlar, ne işleri var köyde, gübreyle uğraşacak, çapa sallayacak?

Fidel de sağ olsun, hiç vazgeçmedi... Eğitim de eğitim! Herkesi kentli yaptı. Şimdi tarımsal üretimi özendirmeye çalışıyorlar. Gönüllü kampanyalar, devrimci propaganda... Ama bunlar bir yere kadar... İnsanları teşvik edeceksiniz. Bunu yapıyorlar, tarımsal üretime yöneleceklere ek fırsatlar sağlıyorlar. Özel mülkiyete sınırlamalar gevşetiliyor, biz burada hop oturup hop kalkıyoruz haklıyız. Kübalılar da haklı. Ve onlar iktidarda. Devrimciliklerinden kuşku duymamak gerekiyor.

Ücretler konusuna gelince... Yıllardır Küba'da en çok yakınılan konuydu bu. Ücretlerdeki tek düzeliğin en büyük eşitsizlik olduğunu söylüyorlardı. Çalışanla çalışmayan arasındaki fark çalışmayandan yana diyorlardı. Nasıl olmasın? Büyük bir özveriyle halka hizmet eden, nöbete kalan, başka ülkelere yollanan bir hekim, kendisiyle aynı hastanede günde en fazla 3-4 saat "görevi" için, geri kalanında da "ülke turizmi" için direksiyon sallayan şoförün onda biri kadar kazanıyor!

Sosyal güvencelerin gelişkinliği nedeniyle Küba'da nüfusun bir kesimi tembellik hakkını kullanıyor. Çalışmanın "maddi" karşılığı yok, "manevi" karşılığı konusunda ise çok açık şu dillendiriliyor: Ülkemiz için fedakarlığa evet, tembel ve asalaklar için çalışmaya hayır!

Bu nedenle ahlaksızlığı özendiren ücret sistemini değiştiriyorlar. Biz yine dertleniyoruz. Haklıyız, ücret makası açıldıkça sosyalist kuruluşu riske atarsınız. Kübalılar da haklı... Hangi ücret makası diyorlar? Makas kapanınca eşitsizlikler artıyor!

Onlar hem haklı, hem iktidarda... Ne yaptıklarını biliyorlar. Kaygılarımızın meşru olduğunu da...

Hassas konular, zor başlıklar...

Ama unutulmamalı, Raul en az Fidel kadar zorlu mücadelelerden geldi buraya... İyi bir komünist ve çok iyi bir devrimci olduğunu kanıtladı. Küba'nın özgün, ayrıksı sorunlarını mutlaka çözeceklerdir...

Dedim ya... Beni kaygılandıran bu tür uygulamalar değil. Gençliğin durumu. Birkaç yüz bin çok ama çok iyi yetişmiş kadro, gelecek yaş kuşaklarını devrimci bir rotada tutmaya yetecek mi, göreceğiz. Mesele bu...

[email protected]