İttifakların Ölümü... İttifakların Doğuşu...

21/05/2009 Perşembe
İttifakların Ölümü... İttifakların Doğuşu...

İttifaksız siyaset olmaz, tek başına ittifakları gözeterek de siyaset olmaz.

Başka aktörleri geçtik, ittifaksız siyaset, devrimci bir perspektif açısından hiç olmaz. Emekçilerin, kapitalistlerin yoğunlaştırılmış şiddet mekanizmalarına ve ideolojik tahakkümüne karşı koymak ve onu alt etmek için verili gücü çoğaltan partiye, bir de bu gücün etkisini yayan ittifaklara gereksindiği, başarılı-başarısız tüm devrim süreçlerinin gerçeğidir.

Ancak, ittifaklar devrimci siyasetin başlangıç noktası değildir. Dünyada da var, Türkiye'de de, ittifakları bir varoluş problemi olarak gören hareketler, eğilimler... Bunların karikatürlerinden de "birlik" meraklıları çıkıyor. Birleşiyor, ayrılıyor, tekrar birleşiyorlar. Ve bundan keyif alıyorlar.

Oysa ittifak ciddiyet ister. İttifak sınıfsal temsiliyet ister. Ama her şeyden önce zamanın yıpratıcılığına direnmeyi beceren bir programatik doğrultu ister. Bu doğrultu olmadan, ittifakın konusu olmaz. İttifakın öznesi olmak da, hiç kuşkusuz güçle ilgilidir belli bir sınıfı, sınıfsal dinamiği temsil etme yeteneği kazanmak...

İttifakı herhangi bir işbirliğinden ayıran da zaten tarafların sınıfsal konumlanışlarıdır. Böyle bir temsiliyet iddiayla olmaz, tek taraflı deklarasyonlarla olmaz. Tarih anamızın eliyle koymuş gibi bulduğu, koordinatlarını şaşırmadığı güçler arasında gelişir ittifaklar.

Ama dediğim gibi önce bir şey olacaksınız, cin olmadan çarpmaya kalkmayacaksınız. Cin çarpmışa dönersiniz!

Türkiye'de solda göz dikilen iki müttefik adayı, Kemalistler ve Kürt ulusal hareketi ile ilişkiler böyledir. Belli denemeler, temas yüzeyi yaratma girişimlerinin ötesinde "aha işte ittifak" diyenlerin hali ortadadır.

Lenin, "bir ittifaklar ustasıdır" der dururuz. Ama Lenin önce kendisidir, kendi siyaseti, hedefleri ve ilkeleri... Hep iktidarı aramıştır, müttefiklerini değil. Hep iktidarı aradığı için müttefiklerine ulaşmış, onları bulmuş, bazı açılardan onları yaratmıştır.

Türkiye solu bugünkü konumuyla ittifak filan geliştiremez. Başka şeyler bir yana, emekçi kitleleri temsil ehliyeti yoktur. "Kervan yolda düzülür" sözü, sınıflar arasındaki ilişkilerde sökmez.

Önce kendi alanımızı kapatmamız gerekiyor.

Burada kastedilen "steril siyaset" değildir. Burada kastedilen, etkili ve sonuç alıcı ittifakları da kotaracak ama daha önemlisi devrimci bir müdahaleye imkan sağlayacak şekilli bir toplumsal kuvvetin yaratılmasıdır. Ülkeyi ve dünyayı, dönemi iyi okuyarak bu süreci de olası konumlanışları hesaba katarak işlemek gerekir.

Ancak asimetrik, sol bacağı topal girişimlerden sonuç alınamaz.

Türkiye solu, asimetrik, sol bacağı topal ittifak girişimlerinin baskısından kurtulmuştur. Geçici bir süre...

Yukarıda verdiğimiz örneklerden Kürt ulusal hareketi, bir burjuva çözüm sürecinin testinden geçecektir. Burada baskın eğilimler var, öngörülerimiz var ama unutmayalım ki, Gül'ün ağzından şiir gibi dökülen Amerikancı çözümün Kürt realitesinde illa ki öngörülmedik sonuçları olacak. Ne ki, şu an itibariyle Kürt siyasetinin hemen bütün unsurları açısından "çözüm"ün getirecekleri ve götürecekleridir belirleyici olan. Belli bir süre boyunca ister istemez buraya odaklanılacak.

Toz dumanın ortasında buraya güçlü bir ışık tutacak, kendine çekecek, kendine çekmenin güveniyle kendini de yakınlaştıracak bir sol yok henüz.

Öbürü?

Kimileri hâlâ farkında değil ama Türkiye çok önemli bir dönemeci alıyor. Alıyor mu, savruluyor mu, yuvarlanıyor mu, bunu tartışmıyorum. Bir coğrafyada "ilerleme" hanesine yazılabilecek her şey yok ediliyor, özeti bu. "İlerleme"nin öznesi tek başına hatta temel olarak işçi sınıfı değildi tarihsel bir perspektiften baktığımızda. Doğaldır, düzen siyasetinin iç dengeleri sarsıldı ve en büyük gücünü "sınırlı sorumlu" hüviyetiyle, yani işe geldiğinde iktidar-muktedir, işe geldiğinde muhalif olabilme becerisinden alan Kemalizm önemli mevziler yitirdi. Orada da taşların yerine oturması zaman alacak...

Kimse kimseyi suçlamasın, bu bir tarihsel olgudur, temelleri vardır, solun Kemalistlerle ittifakı da öyle ya da böyle gündeme gelmiş ya da getirilmiştir. Etkisizleştirilen ve düzen cephesindeki yeri daralan karmaşık bir toplamla ittifak...

Olur, olmaz ama bu solla olmaz!

Daha açık konuşmak gerekirse... Kürt ulusal hareketi de Kemalistler de kendileri "hafif" kalmışlardır, bu doğaldır ama sol her ikisi için de hafiftir!

Güç bir meseledir, ayrıştırmak ikinci meseledir. Bu sol Kürt ulusal hareketinde ya da Kemalistlerde tasnif yapamaz. Tasnif yapmadan ittifak hiç olmaz.

Türkiye'de sosyalist devrim, işçi sınıfının, sosyalist hareketin programatik tutarlılığı ve örgütsel gücünün Kemalizmin toplumdaki izdüşümü ile zaten toplumsal bir olgu olan Kürt dinamiğinde yaratacağı yer değiştirmelerin ürünü olacaktır. İttifaklar meselesi budur.

Şimdi "erken" angajmanlara sürüklenmeden, solu bu güce ulaştırma fırsatı ortaya çıkmış, bu aynı zamanda bir yükümlülük olarak belirginleşmiştir.

Sol kendisine ait alanı, içe dönmeden kapatmak durumundadır.

Öbür türlüsü kimlik kaybı, ideolojik tahribat ve siyasal fahişelik üretir.

TKP, "hazırlan" derken, bütün bunları da hesaba katmıştır. Bu nedenle Türkiye'de sosyalizmin kerameti kendinden menkul bir saflıkla değil de, Türkiyeli bir devrimci perspektifle, yurtseverliği ve aydınlanmacılığı (kimsenin taşımaya hali kalmayan bu iki tarihsel bayrağı) mümkün olan en ileri noktada harmanlayarak kendini hızla var etmesi gerekmektedir.

Taşların yerine oturmadığı, sarsıntıların yaşanacağı dönemlerin çok verimli olduğu, hatta ittifakların bu dönemlerde şekillendiği genel bir doğrudur. Bununla birlikte, sol şimdiki evrede, bundan birkaç yıl önce söylemediğimiz bir şeyi yapmalı, sarsıntı geçiren kesimlerde kendi nüfuzunu artırmalıdır. Bu da devrimci bir misyondur. Siyasetin önünü açmak için siyasetin bir adım önünde giden bir ideolojik seferberlik. Yoksulların, emekçilerin katında...