Halkın askeri

11/10/2013 Cuma
Halkın askeri

Sosyalizme dair güncel sohbetler (3)

Liderleri konuştuk, sosyalizmde polisin yerinden, işlevinden bahsettik. Sonra araya dekolte girdi, ardından bir kısım subaya balyoz indi ve AKP Türkiyesi daha da bir oturdu. Giderayak…

O halde askeri ele almanın, sosyalizmde ordunun, ordu mensuplarının toplumsal yaşamdaki yerine değinmenin tam zamanı.

Ordu dediğin, düzenin bekçisi. İçeride ve dışarıda… Dolayısıyla çok basitleştirirsek, iktidarda hangi sınıf, hangi ideoloji varsa, ordular da ona hizmet eder, en azından hizmet etmesi beklenir. AKP’den önce de böyleydi, AKP hükümeti kurulduktan sonra da…

2002 yılından önce TSK’nın neye, kime, hangi ideolojiye hizmet ettiği apaçık ortada. Kimse kendini aldatmasın. AKP ise Türkiye’de yeniden yapılandırılan sömürü düzeninin güncel gereksinimlerine uygun bir ordu istiyordu, istediğini büyük ölçüde elde etti.

Bu değişim önemsiz mi? Kesinlikle değil. Ancak, eğer “halkın ordusu” gibi kavramlar kullanılacaksa, bunun için geçmişteki değil, gelecekteki Türkiye’ye bakmakta yarar var.

Halkın ordusu profesyonel olmaz. Sosyalizmde silahlı kuvvetlerin insan kaynağı, temel olarak kadın-erkek bütün yurttaşlardır. Bu söylediklerime itiraz ediyor, zorunlu askerliği insanlığa aykırı olarak görüyorsun ama sosyalizmi ve sosyalist anavatanı koruma işinin “profesyoneller”e teslim edilemeyeceğini bilmelisin. İnsanlığa aykırı olan savaştır, savaşların müsebbibi emperyalizmdir, sömürü mekanizmalarıdır. Bunları ortadan kaldırıncaya kadar ne yazık ki, askerlik, halk için de gerekli olmaya devam edecek.

Giderek karmaşıklaşan silah sistemlerine, bunlara bağlı olarak daha da ayrıntılı hale gelen savaş stratejilerinine vakıf, eğitilmiş, meslekten askerlere de sosyalizmde yer olacak. Yani en üretken, yaratıcı yaş diliminde “insanlık dışı” bir mesleğin inceliklerine odaklanan subaylara…

O halde sosyalizmin birbiriyle bağlantılı iki önemli görevi var. Silahlı kuvvetlerin emekçi halka yabancılaşmaması, kastlaşmaması barış, özgürlük, eşitlik arayışından uzaklaşmaması ve silahlı kuvvetler mensuplarının bireysel, toplumsal ve siyasal haklarının gözetilmesi. Bu iki görev, ordunun savaş güç ve yeteneği azaltılmadan yerine getirilmek durumunda.

Zor iş. Ama başka çaresi yok. Para çürütür. Silah tekeli de. En fazla da parayla buluşan silah tekeli çürütür. Bakınız, OYAK tecrübesi!
Demek ki, sosyalizmde yolsuzlukla mücadelede bütün kurumlardan daha büyük dikkat silahlı kuvvetler için gösterilecek. Silaha erişimi olanlarda ahlaki standartlar en üst seviyeye çekilecek.

Şimdi yine “ölme eşeğim ölme” diyorsun. Haklısın. Ama mümkün!

Halktan kopuk ya da halk düşmanı ordularda, silahlı kuvvetler mensupları, toplumdan izole edilir, kültürel-siyasal yaşamın dışına itilir. Onların gerektiğinde halkı ezebilmesini bu ayrışma kolaylaştırır. Oysa ordu, bir kurum olarak her zaman siyasetin tam da göbeğindedir. Egemen sınıf için!
Sosyalizm ise askerlik mesleğinin doğasında var olan arızayı azaltmak için, silahlı kuvvetler personelini halkın, toplumsal yaşantının içine çeker. Onlar kültürel, ekonomik ve siyasal faaliyetlerin dışında tutulmaz, doğal bir parçası olur. Orduevlerinde değil, her yerde şarkı söyler, dans eder, tiyatro oyunu sahnelerler.

Spor yaparlar. Muhafızgücü’nü, Karagücü’nü hatırlıyor olmalısın… Bunlar bir zamanlar Türkiye’de sosyalist ülkelerdeki uygulamaların kötü taklidi olarak bile anlam taşıyordu. Sonra piyasa bu kulüpleri sildi süpürdü.

Ve siyaset yaparlar! Hem bir toplumsal örgütlenme olarak memleket meselelerinde söz söylemek hem de halktan kopmamak, siyaseti kapalı kapılar ardında yapar hale gelmemek için. Temsilcilerini Meclis’e de yollarlar.

Bütün bunlar sosyalizmde ordu mensuplarının dün tanık olduğumuz gibi silahsız yurttaşlara afra tafra yapmasını da, bugün olduğu gibi zorbalar karşısında kuzulaşmasını da engeller.

Çünkü sağlam beden mesleki bir işlem olabilir ama sağlam kafa için ideoloji, sağlıklı bir ideoloji için ise toplumsal zemin gerekir!