Gericiliğe karşı mümkün olan tek ittifak

26/02/2016 Cuma
Gericiliğe karşı mümkün olan tek ittifak

Bir soruyla başlayalım: Bugünkü acımasız sömürü düzenini dinci gericilik mi ayakta tutuyor, yoksa dinci gericilik bu düzenden mi besleniyor?

Sanıldığı kadar kolay değil bu soruyu yanıtlamak.

Peki şöyle sorarsak, dinci gericiliğe bu düzenin sürmesine yardımcı olduğu için mi karşı çıkmalı, yoksa bu düzenle gericiliğin önünü açtığı için mi mücadele etmeli?

Bizim açımızdan çok net: Dinci gericilik bir ayrıntıya dönüşse, ülke laiklik tanımlarına uygun bir siyasal sisteme sahip olsa bile, sömürü düzenine karşı mücadele edecektik. Bundan hiç kuşkumuz yok.

Aslolan insanın insanı sömürmediği, eşitlikçi bir düzenin kurulmasıdır.

Ancak açık olan şu ki; nasıl savaşlar, faşizan yönelimler, işgaller, kapitalizmin bir gerçekliğiyse; nasıl işsizlik, açlık, yoksulluk, evsizlik kapitalizm açısından bir kaçınılmazlıksa; dinci gericilik de, hele hele bu coğrafyada sermaye düzeninin olmazsa olmazıdır.

Bütün bunları bir sonuç gibi görebilirsiniz ama öte yandan sayılanların önemli bir bölümü burjuva sınıfının kâr peşinde koşarkenki temel araçlarıdır da…

İşsizlik olmadan, savaş olmadan kapitalizm yaşayamaz.

Gericiliğe karşı yeni bir hamlenin eşiğindeyken ana hedefi sömürü düzenini ortadan kaldırmak olanlarla gericilikle hesaplaşırken sömürü düzeni ile karşı karşıya gelmeyi de göze alanlar arasındaki işbirliğini geliştirmek dışında şansımız yok.

Bu iki başlığı birbirinden kimse ayıramaz. Ayırmaya kalkanlar yenildiler. Sermaye düzenine, piyasa tanrısına aşık oldukları için, gericiliğe boyun eğdiler.

“Piyasa olsun, ama laik olsun” efsanesi çöktü.

Bu efsaneyi yaşatmak isteyenlerin ne bir şansı var, ne enerjisi.

Yapacakları aydınlanma kavgasına zarar vermektir.

Bu nedenle emperyalizmden ilericilik ve özgürlük bekleyenlerle, para babalarının ardından “ne aydınlık insandı” diye gözyaşı dökenlerle aynı yolda yürümeyeceğini ilan eden “Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi”nin çıkış bildirgesini önemsemek gerekiyor.

Aydınlanma kavgası için hiç de komünist, marksist olmak gerekmiyor. Ancak en azından, “gericilik yenilecekse, bu düzen değişsin” diyebilmek gerekiyor.

Ve böyle çok insan var.

Büyük bir sorumlulukla hareket etmek zorundayız.

Komünist olduğumuzu, amacımızı, hedeflerimizi hiç gizlemedik.

Bizim açımızdan gericilikle mücadele, sosyalizm mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ama bir “araç” değildir!

Tarihsel ilerleme fikrine inanan, geçmişten bugüne insanlığı ilerleten her dönüşüme sahip çıkmış bir hareketin dinselleşmeye bir propaganda konusu, dinselleşmeye karşı tepkilere de bir enerji deposu olarak bakması olası mıdır?

Değildir.

Komünistler bu mücadelenin içinde yalnızca siyasal olarak değil, ahlaki olarak, kültürel olarak da yer alıyorlar. Bu bir varoluş konusu.

Yalnızca şunu demiyorlar: Gericilikten kurtulalım da ne olursa olsun, varsın sömürü düzeni sürsün!

Demiyorlar çünkü sömürü düzeni sürmesin.

Demiyorlar çünkü gericilik olmadan sömürü olmaz, sömürü varsa gericilik olur!

Obama’nın bir kez daha “ılımlı İslam”ı öne çıkarmasının anlamını iyi biliyor komünistler. Ilımlı İslam Erdoğan’dır; AKP’dir.

“Bunların neresi ılımlı” diye kimse itiraz etmesin, zaten öyle bir şey olur mu, ne acayip bir laf bu: Ilımlı!

Dinci gericilik kendini yeniden üreten bir ideoloji; son derece katı ama bir o kadar da esnek. Kılıktan kılığa girebiliyor, kendini örtüyor, yeni şekiller alabiliyor.

Özü ise aynı: Toplumu tutsak etmesi.

Buna itiraz edeni de “din düşmanlığı” ile yargılıyor.

Ne ilgisi var!

İmam Hatiplerin temel eğitim kurumu olarak gösterilmesine itiraz etmek, akla gelebilecek her yere cami dikilmesini mantıksız bulmak, Diyanet’in abuk subuk fetvalarına karşı çıkmak, hukukun dinsel kurallara bağlanmasını kabullenmemek, zorunlu din dersi uygulamasını reddetmek neden din düşmanlığı olsun?

Siyaset düzlemindeki tasarruflara yönelik tepkilerin karşısına dinsel inançları çıkaranlar ahlaksızdır. Bu inananlara da saygısızlıktır.

İş öyle bir noktaya geldi ki, tarihin yazacağı en trajikomik diktatörlerinden birisini eleştirmek “kutsal değerlere hakaret”le yaftalanabiliyor.

Yok artık!

Biz bu işi tersine çevireceğiz.

Ama bileceğiz ki, bu işin arkasında para var.

İster gericiliği geriletmek için paranın saltanatına son vermeye çalış; ister paranın saltanatının en güçlü aracına savur tekmeyi…

Aynı kapıya çıkar.

Yurtseverlik de öyle değil mi? 

ABD’ye, genel olarak emperyalizme o kadar karşısınızdır ki, emperyalizmle bağı olan sınıftan, zengin sınıftan nefret edersiniz. 

Türkiye’nin geleceği, gericilikten sermayeye ulaşanlarla sermayede gericiliğin sevimsiz suratını görenlerin işbirliğine bağlıdır. 

“Gericiliğe, faşizme, diktatöre karşı herkes birleşsin” dönemi ise, eğer bir zamanlar gerçektiyse, tamamen kapanmıştır.
Zaten öyle bir şey yok, görülüyor birileri bir o tarafta, bir bu tarafta!

Kişiliksizliklerini kapitalizme borçlular.

Hayatta aydınlanamazlar!

Aydınlama bayrağında yazan bellidir:

“Aydınlanma mücadelesinin, paranın saltanatına ve emperyalizme karşı verilen mücadele ile bir bütün olduğunu biliyoruz. Yerli ve yabancı patronlar sömürü düzenini sürdürmek için dinin toplumsal ve siyasal alanda hakim kılınmasına muhtaçlar. Ülkenin bu noktaya gelmesinde pay sahibi oldukları kesin olan patronlardan laiklik kahramanları üretilmesine izin vermeyeceğiz.
Bir sömürge aydını gibi, ülkemizi AKP’yi iktidara taşıyan emperyalistlere şikâyet etmeyeceğiz, halkımıza gideceğiz ve ısrarla gerçeği anlatacağız.”