Erdoğan Davutoğlu’nu çizdi çizmesine ama…

05/05/2016 Perşembe
Erdoğan Davutoğlu’nu çizdi çizmesine ama…

Erdoğan’ın bir özelliği kelle vermemesi… Bir diğer özelliği ise sürekli kelle alması… Bir tür vezir düşürme tekeli anlayacağınız. Başkası yiyemez adamımı!

Peki bunu neden yapıyor?

Program farklılığı mı? Örneğin Arınç’ın kafasındaki Türkiye ile Erdoğan’ınki arasında bir fark mı var? Abdullah Gül olsaydı AKP’nin başında, ülke farklı bir yere doğru mu giderdi?

Fark vardır da, üzerinde durmaya değmez, ana doğrultu şaşmaz. Hepsi aynı yolun yolcusu.

Ya Davutoğlu?

Bu adamın Stratejik Derinlik kitabını okuyan talihsizlerdenim. Çok sıkıcıydı, çok. Bir yobazın, paragözün, ilkesizin, hayalperestin kaleminden çıkan bu saçmalıkla AKP Türkiyesi arasında mutlak uyum var. Ayrıntıları boş verin. Karşımızda omurgasız, denizanası gibi, parayı dine, dini paraya tahvil ettiği sürece her tür taklayı atabilen bir ekip var.

Dün “acaba ne olacak” diye birçoklarının nefesini tutarak ve utanç verici bir umutla beklediği Erdoğan-Davutoğlu buluşmasının konusu da görüş ayrılıkları değildi. Ülkede düzen muhalefetinin görüşü yok, AKP içinde mi birbiriyle boğuşan görüşler olacak!

Sorun şudur, Erdoğan uluslararası sermayenin kendisini kenara ittirmesini kolaylaştıracak, kendisinden rol çalacak her seçeneği bir an önce yok etme derdine düşmüştür. Davutoğlu’nun sırtını bir süredir güçlü merkezlerin sıvazlamaya başladığını biliyoruz. Tayyip’in taktiği ise önleyici müdahale; kim Londra’da konuşuluyor, Beyaz Saray gündemine giriyorsa onu bitirmek için karar alınıyor. Gül’ün üzerine gitti, Gül “günüm gelinceye kadar kenarda dururum” diyerek az hasarla atlattı saldırıyı. Davutoğlu’nun böyle bir şansı yok. Kongre’ye giden AKP’de onun serüveni büyük olasılık sonlanacak, hamle yapsa da boyu yetişmeyecek, altına tabure koymazsa büyük güçler.

Dolayısıyla Erdoğan bir kez daha “burada bensiz hiçbir plana izin vermem” demiş oldu. Oldu da, elindeki kaynaklar giderek tükeniyor. Yakında aileye daralacak koskoca Milli Görüş geleneği. Kalan kadrolar onu ne kadar taşır bilinmez.

Üstelik aşağıya doğru rant kavgası da kemiriyor AKP’yi. Bürokrasi ve medya artık tamamen iş çeviren ailelere dağılmış durumda ve ekonominin sancıları arttıkça birbirlerinin yakasına daha çok yapışıyorlar.

Doğrudur, Erdoğan AKP’de her durumda tek adam.

Bunu kullanarak bir dizi başarısızlığı harcayacağı kişilerin üzerine yıkıp yoluna devam edeceği iddia ediliyor. İhale Suriye fiyaskosunda Davutoğlu’na, çözüm sürecinde Ala ve Akdoğan’a kalacak, Fidan’ın her iki başlıktan bileti kesilecek, Tayyip de “aldatıldım” diyerek aradan sıyrılacak. Senaryo bu.

Ve Erdoğan "güçlenmeye" devam edecek!

“Güç” göreli bir kavramdır.

Kendisine sürekli yardım eden Meclis muhalefetine, lider kültü ve biat kültürü dışına çıkamayacak parti kadrolarına, yolsuzluktan sonra çocuk tecavüzlerini de kanıksayan tabana rağmen Erdoğan sürekli kelle alarak güçlenmeye devam edemez. “AKP diye bir şey yok, Erdoğan var” diyenler kısmen haklı olsa bile…

Bilim dışı bu.

AKP içindeki çatlama artık onarılamayacak durumdadır. Bu bir.

Erdoğan kendini yalnızlaştırdıkça daha fazla polis, daha fazla taban fanatizmine gereksinim duyacaktır, bunun sonucu toplumsal tepkilerin artışıdır. Türkiye bu sacayağını taşımaz.

Sermaye ve hatta AKP rantiyeleri kaynak kullanımını tek başına düzenleyen bir Erdoğan’a tahammül edemezler.

Erdoğan’la istikrarı unutun. Gerisi onların sorunudur.

Bizim sorunumuz ise Erdoğan’dır, Gül’dür, Davutoğlu’dur, oğlanlardır, damatlardır, gelinlerdir, danışmanlardır, bütün bunları başımıza saran tekellerin düzenidir, ömrü bitmiş bir siyasetçiye hayat öpücüğü vermek için kuyruğa giren muhalefet partileridir.

Çatlak iyidir, kriz iyidir; zordur, halkın başına çökme olasılığı vardır ama çıkış ancak böyle mümkündür.

Susurluk’tan, hani bir kamyonun Mercedes’i hurdaya çevirip içinden her tür pisliğin çıkmasına neden olduğu kazadan sonraki sloganımız şuydu: Kamyon bekleme örgütlen.

Aradan 20 yıl geçti. Artık kamyon mu, TIR mı bilemedim ama işte onu bekleme, örgütlen.

Zirvede tepişme varmış, iyidir, iyi…