Emperyalizme karşı mücadele

26/05/2013 Pazar
Emperyalizme karşı mücadele

Kemal Okuyan'ın “Emperyalizme karşı mücadele” başlıklı yazısı 26 Mayıs 2013 Pazar tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllar… Dünya işçi sınıfı hareketinin merkezi hâlâ Almanya. Alman Sosyal Demokrat Partisi dünya solunun en önemli partisi, onun önderlerinden Kautsky de marksizmin en büyük otoritesi olmaya devam ediyor… Öyle sanılıyor.

Henüz savaşın hemen başlangıcındaki o büyük skandal yaşanmamış. Hani, Almanya’da, Fransa’da sosyal demokrat partilerin kendi egemenlerinin peşinden gittikleri, kendi burjuva hükümetlerini savaşta destekledikleri, emperyalist barbarlığa ortak oldukları o ihanet anı, 1914 yılı, gelmemiş.

Gelmemiş ama balık çoktan kokmuş. “Uygar Almanya’yı barbarlığa karşı savunacağız elbette” diyen soytarılar türemiş marksizm adına… Uygar Almanya dedikleri, yayılmak, geç kalmış olmanın acısını çıkarmak için silahlanan, yeni pazarlar, hammadde kaynakları için yanıp tutuşan emperyalist Almanya.

İşin kötüsü, emperyalist ülkeler kendi aralarında büyük bir kapışmaya hazırlanırken, marksistler emperyalizme gereken önemi vermemek için her türlü taklayı atıyor. Verenler var ama hareketin merkezinde duran Almanya’da sosyal demokrat parti (o zamanlar henüz komünist partiler kurulmamıştı, sosyalist hareketi her ülkede sosyal demokratlar temsil ediyordu) emperyalizmle, özellikle de Alman emperyalizmiyle ilgilenmiyor.

Oysa birçok ülkede ve uluslararası işçi hareketinde sömürgeciliğe, emperyalizme tavır alanlar var. Bunlar Almanya, Fransa ve diğer gelişmiş ülkelerdeki sosyal demokrat partileri ciddi ciddi sıkıştırıyorlar. İşte soldan gelen bu itirazlara karşı Karl Kautsky, “emperyalizmden söz edenler kendi ülkelerinin burjuvalarıyla işbirliği yapan, gelişmiş ülkelerle rekabet etmek için yol arayan daha zayıf kapitalistlerin çıkarlarını savunanlardır” argümanını geliştiriyor. Kautsky’ye göre Almanya, Fransa, İngiltere kadar, hâlâ bir imparatorluk olan Osmanlı da kötüdür!

Özetle Kautsky demektedir ki, “sömürücü sınıflar arasında ayrım yapmayın, sömürücünün büyüğü, küçüğü olmaz!”

Bir açıdan haklıdır. Marksistler her tür sömürüye karşıdır.

Öte yandan, bu argüman emperyalizm olgusunu gizlemek, Alman sosyal demokratlarının Alman emperyalizminin çıkarlarını savunmalarına gerekçe oluşturmak için dile getirilmiştir.

Aynı argüman bugün de devreye sokulmuştur. Örneğin ABD Irak’a saldırdığında, emperyalizme tavır almak gerektiğini söyleyenlere, “Saddam’ın daha iyi olmadığı” gerekçesiyle karşı çıkanlar olmuştur.

Oysa mesele Saddam’ın iyi ya da kötü olması değil, Irak’a dönük emperyalist bir saldırının gerçekleşmekte oluşudur.

Zamanında Fidel Castro, İngiliz emperyalizmi Arjantin’e ait Falkland adalarını işgale kalktığında, o sırada iktidarda olan faşist yönetime rağmen açıkça Arjantin yanlısı bir tavır alırken aynı devrimci yaklaşımı sergilemiştir.

Şimdi benzer tartışmalar Suriye’yle ilgili sürmektedir. Esad’ın savunulacak tarafı olmadığı söylenmekte, Esad’ı savunan Rusya ve Çin’in de emperyalist bir yaklaşım içinde olduğu, ABD ile rekabet ettiği vurgulanmaktadır.

Sanırsınız ki, bunları savunanlar her yerde sınıf mücadelesi veriyor, her yerde sosyalist devrimci bir programı savunuyor. Yok… Böyle değil… Amaç ABD’nin başını çektiği operasyonlara karşı duruşun meşruiyetini sorgulamak.

Son örnekte, Rusya’nın Suriye’de kendi çıkarlarını (ki bu çıkarlar Rus sömürücü sınıflarının çıkarlarıdır) savunduğu açıktır. Ancak Suriye’de yaşananlarda, Rusya ile ABD aynı kefeye konamaz. Suriye’de inisiyatif alan, saldıran ve dengeleri uluslararası sermaye ve gericilik lehine değiştirmek isteyen emperyalist ülkeler vardır, bir de bunların planlarını kendi bölgesel çıkarları açısından tehdit olarak değerlendiren güçler. İran, Rusya ve Çin’in Suriye’deki pozisyonu şu an için budur. Rusya’nın da “kötü” olduğunu söyleyerek emperyalist saldırganlığın yarattığı tehlike hafifsenemez.

Burada önemli olan, emperyalist saldırganlığa karşı Suriye ve bölge halklarının kendi ayakları üzerinde durması ve bölgesel hegemonya peşindeki ülkelerden bağımsız bir güç haline gelmesidir. Bu ancak ve ancak ABD’ye ve diğer gerici güçlere karşı mücadelede öne geçerek yapılabilir.

Rusya’nın emperyal niyetleri olan bir güçten emperyalist bir odağa dönüşme isteğinde olduğu doğrudur ancak bir şeyi istemekle, o andaki gerçeklik birbirinden farklı olgulardır. Bilinmelidir ki, Suriye’de bugün yaşanan iki emperyalist güç arasındaki çatışma değil, açık bir emperyalist müdahale girişimidir. Bu girişimin Rusya ve ABD arasında kapsamlı bir çatışmayı tetiklemesi ise şu andaki verilerle olanaksızdır. Dönüştüğü noktada, Rus emekçileri, Putin gericiliğine karşı ayaklanmalı, Rus kapitalistlerinin hegemonya kavgasına “ABD karşıtlığı”nı bahane ederek taraf olmamalıdır.

Tıpkı bugün Türkiye’de devrimcilerin AKP’nin yayılmacı planlarına “demokrasi” adına destek olmaması gibi…