Diktatörün tek şansı...

14/02/2014 Cuma
Diktatörün tek şansı...

Diktatör artık bu ülkenin 11 yıldaki çürümesine bel bağlamış, benzersiz bir pişkinlikle yoluna devam ediyor. “O kadar hizmet ediyoruz, arada bizim de nemalanamamız normal karşılanmalı, kimse kusura bakmasın” demesine az kaldı!

Aslında bunu diyor da...

Her şey açık.

Ben de lafa öyle gireyim, kimse kusura bakmasın, Türkiye yalnızca siyasi olarak değil, ahlaki olarak da bölünüyor. Toplumun bir kesimi, çeşitli nedenlerle “bile bile lades” diyor. Sayıları azaldı ama “yapmışsa yapmış, ne olacak, herkes çalıyor” diye kestirip atanlar görülmeye başlandı.

Elbette bunun nedenleri var cehalet, korku, çaresizlik... İşin bu kısmı karışık. Nedenleri bilmek, anlayış göstermek sonucunu doğurmamalı.

Liberaller şu sıra susuyor bereket, “halk iradesi” filan demiyorlar.

Diyemezler, çünkü burada “halk tavrı” yok. Sürü psikolojisi diyeceğim, şimdi suçlasınlar bakalım bu elitizm, tepeden inmecilik, jakobenizm diye!

Anlayış gösterilemez.

Ancak hafife de alınamaz. Çünkü bu “ahlak”, AKP tabanında başlayıp orada bitmiyor. Siyaset tamamen yalama edildi. Putlar, fetişler, karşılığı olmayan kahramanlar düşünce, ilke ve programın önüne geçti.

CHP’nin manevraları AKP ahlakını meşrulaştırmaktan başka anlam taşımıyor örneğin. “O kadar icraat yapıyorsak...”la “oylarımız artacaksa...” aynı kültürün parçası.

Bunun panzehirinin solda olması gerekir. Ancak sol da bu bağlamda etkili olamadı. Düzen dışı sola bakınca “ilke” görmüyor insanlar. İnat ve cesaret farklılık için yeterli olmasa gerek.

Ben, konunun Kürt sorunundaki kişiliksiz yaklaşımdan kaynaklandığını düşünmüyorum. Bu bir sonuç olabilir ancak. Yine de, Türkiye solunun kendi içindeki tahammülsüzlüğün yüzde birini bile mesafe koymak anlamında Kürt ulusal hareketine karşı sergilememiş olması da geriye çekici bir faktör. Hatta, hareketin kendisi çok önemsemezken, her söylenene, her politikaya “gerekçe” üretme işi sola kaldı. Ve şimdi duruma bakın! Daha ne olabilir ki?

Dolayısıyla, Erdoğan, yani işinin bittiğini söylediğimiz kişi, bütün umudunu Türkiye toplumunun bu zaafına bağlamış durumda: Rasyonalize etme yeteneği!
Haziran ayında Türkiye’de buna bel bağlanamayacağını gördük. Ama insanlarda yine kuşku var. Ya bunu da atlatırsa...

İşte toplumsal yaşam böyle bir şey. Yasaları var, örneğin Erdoğan’ın sonunun geldiği bu yasalarla ilgili bir okuma olarak görülmeli. Ama toplumsal yasaların pratik karşılıkları kendi kendine alınmıyor, bu işler mücadele konusu.

Türkiye’de bir tarafta toplumun çürüyen yüzü var. Diğer tarafta halk gibi davranabileceğini 2013 Haziranı’nda kanıtlamış bir toplam.

Ne demiştik? Ortada bir ceset var ve bu ceset kaldırılmazsa çürütür.

Buradan “oyları bölmeyin, bağrınıza taş basın, CHP’de birleşin” sonucu çıkaranlara şunu söylemek zorundayım: Erdoğan’ın güvendiği tam da bu düşünme sistematiği... Kararsız, güvensiz, korkak.

Gerileye gerileye yerimiz kalmadı dedik. Yanlış bildiğini yapa yapa bu toplumun kendisi çürümeye terk edildi. O cesetten böyle kurtulunmaz!

Toplumu siyaseten saflaştırmayacak, ideolojik olarak taraflaştırmayacaksınız, ahlaki olarak da benzer davranışlar için cesaretlendireceksiniz, sonra “bu adamı hâlâ neden destekliyorlar” diye soracaksınız!