Dik Duruş!

24/02/2009 Salı
Dik Duruş!

Bugün Tayyip Erdoğan'dan şikayet edenler... Onun bir zorba olduğunu ileri sürenler... Ona "padişah bozuntusu" diyenler... Ondan "MHP'den daha milliyetçi oldu" diye söz edenler... Ve özellikle "demokrasi", "özgürlük" adına konuşanlar...

Söylenmeye hakkınız yok, Erdoğan'ı biraz da siz yarattınız. "Ne alaka, o bir 12 Eylül çocuğudur" diye diklenmeyin hemen. Evet, bunların hepsi 12 Eylül çocuğu ama çok uzun bir süre gözünüzün 12 Eylül'ün faşist paşalarından başka bir şey görmediği bir gerçek değil mi? Turgut Özal'ı bile zamanında sevimli göstermeye çalışmamış mıydınız? 2003'te "Erdoğan hiç değilse sivildir" demiyor muydunuz? Avrupa'da kapı kapı dolaşıp "asker izin vermiyor hükümete reformlar için, siz destek çıksanız, cesaret verseniz" diye kibirli burjuva politikacılarından yardım dilemiyor muydunuz? Ee, bu kadar katkı boşa gitmedi elbet, Erdoğan tam istenen kıvama geldi. Hormonladınız onu anlayacağınız...

"Bırakın bunları, onu ABD yarattı" da diyebilirsiniz. Yalan değil, Vaşington'dan gelen akıl ve destek olmasa, Tayyip bey en fazla bir süpermarket adı olabilirdi Kasımpaşa'da. Lakin, "bu adamın arkasında ABD var" dediğimizde, kimileriniz "her şeyin arkasında ABD'yi görmekten vazgeçin, ABD bu ülkede en çok orduyu destekler", kimilerinizse "ABD'nin önceliğinde Türkiye yok, bu nedenle demokratikleşmeye göz yumuyorlar" türünden ayıp laflarla Erdoğan'ı aklamaya çalışmıyor muydunuz? Hafızamız mı bizi yanıltıyor?

Sermaye egemenliğinin, emperyalizmin on yıllardır toplumu çürüttüğünü, AKP iktidarının ve Tayyip kılıklıların biraz da bu çürümenin ürünü olduğunu söylediğimizde, "bu nasıl demokrasi anlayışı" diyerek bizi elitizmle suçlayanlar da sizin aranızdan çıkmamış mıydı? Gericileşmeye karşı mücadeleyi hafife alıyor, "alışacaksınız, toplumun değer yargılarına" diye ahkam kesiyordunuz. Alıştınız umarım!

Ama rahatsızsınız... Hiç değilse bazılarınız... Meğer derdi demokratikleşme filan değilmiş, özgürlükleri hep kendine yontmuş, Kürtlere de kazık atmışmış...

Yapar!

Yapmaya da devam eder. Altyapı sağlam!

Nâzım'ı kullandı. Koca şairin hiç suçu yok ama "siz" Nâzım "dostları" için ne demeli? Zamanında patronların Moskova'da organize ettiği Nâzım anmalarına katılan sanatçıları eleştirdiğimizde "sekter olmayın Nâzım'ı herkes sahiplensin, ne güzel" tepkisini vermediniz mi? Tekelci banka "Nâzım'ı bu ülkede yalnızca ben yayınlarım" diye ortaya çıktığında "banka manka tanımayız" tavrı alan TKP'liler için "bunlar zaten isim hırsızı, şimdi de telif hırsızlığına soyunuyorlar" yorumunu yapmadınız mı? Vatandaşlık için 500 bin imza toplandığında "başka derdiniz yok mu" diye burun kıvırdıktan birkaç yıl sonra bakanlar kurulu kararı için "yine de iyi gelişme" demeci vermediniz mi?

Erdoğan'ı biraz da siz yarattınız!

Ne diyor, Başbakan? Ahmet Kaya'yı severdim diyor! Para almazmış belediyenin gecelerinden... Ölmüşün ardından konuşulmaz ama ah Ahmet Kaya, madem diklenecektin, kafayı dik tutacaktın, doğru ya da yanlış, ne demeye huyuna suyuna gitmeye çalıştın bunların?

Bakan davet edince koştura koştura bir yerlere gitmek... Gül'le kahvaltı yapmak... Erdoğan'la masaya oturmak... Sonra... Hükümeti "verdiği sözlerde durmaya davet etmek"... "Sonuna kadar git" demek...

Şimdi istediğiniz kadar şikayet edin, atı alan Üsküdar'ı geçti.

Kaç sanatçı, kaç aydın, kaç sendikacı, kaç "sol"cu siyasetçi Özal'ın, Gül'ün, Erdoğan'ın kapısından "iyi kabul gördük" diye çıktı acaba... Kaç tanesi "insan yerine konduğu"nu düşündü, aptal yerine konurken aslında! Kaçı "...'nın da bu konuda duyarlılığı olduğunu görmek bizi sevindirdi, takipçisi olacağız" diye döktürdü kameraların karşısında.
Şimdi istediğiniz kadar kızın, bağırın, çağırın, açıklama yapın... Kepenk kapatın, taş atın! Düne kadar asker vesayetini ortadan kaldırıyor, sivilleşmeyi sağlıyor, Kürt paketini açıyordu. Bile bile bu oyunun parçası oldunuz, çoğunuz ilk fırsatta yine koştura koştura gidersiniz...

Davet edilirseniz.

Vakur, soğukkanlı, medeni olmak iyidir. Nezaketi elden bırakmamak da... Yıllar önce bir seçim kampanyasında, küçücük seçim lokalini gerici bir partiyi temsilen ziyarete geldiklerinde, tokalaşmak için uzanan elleri havada bırakan TKP'lilerin tavrını hoş bulmamış, gereksiz bir davranış olarak görmüştüm. Hoş değildi gerçekten...

Lakin burası Türkiye. Padişahın eteklerini sürünmek için can atılan bir ülkede bırakın bazı eller havada kalsın, yakışır.

[email protected]