Bayramınız kutlu olsun

09/05/2010 Pazar
Bayramınız kutlu olsun

Bugün “Zafer Günü”...

1 Mayıs’a yetiştirmek için çok uğraşmışlardı oysa...

Arkalarını “dost” Amerikan ve İngiliz güçlerine veren en seçme Nazi askerleriyle boğuştular haftalarca... Eve dönmek için gün sayarken, on binlerce yiğidi toprağa bıraktılar. Berlin Hayvanat Bahçesi’ne...

“Son bir savaş” diyordu komutanları...

En kanlısı oldu.

Kazandılar.

Leningrad’da, Moskova önlerinde, Kursk’ta, Stalingrad’da olduğu gibi...

Milyon milyon öldüler.

Kazandılar.

İnsanlığı Hitlercilerden kurtardılar.

Tek bir kurşun atmadan kaybettiler sonra.

Savaşmayı iyi biliyorlardı da mücadele etmeyi unutmuşlardı.

Ekim Devrimi’nin görkemli meyvesi Sovyetler kaybedildi önce... Ardından sıra onun izlerine geldi.

Faşizme karşı kazanılan zaferdeki rollerini küçültmeye çalıştılar başlangıçta. Emperyalistler. İngilizlerin, Amerikalıların rolünü gözden geçirdi “tarih yazıcılar”. Kimsenin bu rolü yoksadığı yoktu oysa, anti-faşist mücadelede silah arkadaşlığından söz edilirdi Sovyet “ders kitapları”nda. Ama para onlardaydı, medya onlardaydı, “aydın”lar da çoğunluk onlardaydı, neredeyse her şey bittikten sonra gerçekleşen Normandiya çıkarmasını “savaşın kader anı” diye ilan etmeye kalktılar.

Asıl niyetleri kısa sürede ortaya çıktı. İkinci Dünya Savaşı’nın bütün sonuçlarından kurtulmak istiyorlardı. Sovyetler Birliği’nin, Kızıl Ordu’nun, Stalin’in meşruiyeti tamamen ortadan kaldırılmalıydı. Alman emperyalizminin üzerine yapışıp kalan büyük tarihsel suç kaldırılmalıydı. Bir başka saldırgan Japonya’ya dayatılan askeri sınırlamalar kaldırılmalıydı. Savaş sonrası sınırlar ortadan kaldırılmalıydı. Faşizmi her açıdan mahkum eden tarihsel, ideolojik, siyasal ve ahlaki hüküm kaldırılmalıydı.

Almanya’nın yanına Sovyetleri ekleyerek , Hitler’in pis kellesine Stalin’in portresini yamayarak...

Bir yerden daha hatırlıyorsunuzdur, “geçmişinizde sadece ve sadece suç var” dediler, giderek daha fazla oranda geçmişi özleyen Rus halkına... Geçmişin geleceğe taşınacağından ölesiye korkan Rus egemenleri de tekrar etti: Geçmişimizde büyük suçlar var!

Çarpıtarak, yalan söyleyerek, yasa çıkararak, itiraz edeni hapse tıkarak ilan ettiler: İkinci Dünya Savaşı’ndan en az Almanya kadar Sovyetler Birliği de sorumlu.

Liberal kalemler, solcu geçinenler dahil, büyük bir şevkle sarıldılar bu teze. Stalin’in Hitler’le birlikte dünyayı paylaşmaya çalıştığına...

1939 Alman-Sovyet saldırmazlık anlaşmasından âlâ kanıt mı olurdu?

Meşruluğundan ve gerekliliğinden en küçük bir kuşku duymadığım bu anlaşma olduğu yerde dursun bakalım...

1933‘ten itibaren Sovyetler Birliği’nin Avrupa’da ortak bir güvenlik anlaşması oluşturulması için hemen her yıl yaptığı kapsamlı lakin her defasında reddedilen öneriler ne olacak?

Herhangi bir ülkeye karşı girişilecek saldırıya toplu yanıt verme iradesinin ortaya konması için Moskova’dan gelen sayısız çağrıyı Londra, Paris ve Vaşington’daki gerici iktidarların geçiştirmeleri ne olacak?

Polonya’nın, Çekoslavakya’nın, diğer Avrupa ülkelerinin Almanya’dan gelecek bir saldırıya karşı savunulması için kaç tümen ayıracağını dahi İngiliz ve Fransızlara ileten Stalin’e verilen “biz bu tür taahhütlere giremeyiz” yanıtı ne olacak?

Almanya, Japonya ve İtalya’yı Sovyetlere karşı kışkırtmak için batılı ülkelerde sürmekte olan açık ve örtülü çabalara ne olacak?

Alman ordusu Ren bölgesine anlaşmalara aykırı olarak girdiğinde, bu ülkeye karşı ortak yaptırım uygulanmasını talep eden Sovyetler Birliği’ne kulak asmayıp, yüz kızartıcı “yatıştırma” politikasını uygulayan, Avusturya ve Südet bölgesini faşistlere teslim eden “özgür” Avrupa hükümetleri ne olacak?

1938’de Münih’de Almanya, İtalya, İngiltere ve Fransa arasında imzalanan anlaşma ne olacak?

İkinci Dünya Savaşı 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya girmesi ile başladı. Öyle denir, öyle bilinir.

Doğrudur herhalde.

Ama artık sormanın zamanı gelmedi mi, birincisi ne zaman bitti?

1918?

Peki sonrasında emperyalistlerin hep birlikte genç Sovyetler Birliği’nin üzerine çullanışı ne olacak?

Anadolu’nun işgali?..

Defolup gittiler de savaş ne zaman bitti?

1922’de İtalya, 1933’te Almanya faşizme teslim edildiğinde mi?

İspanya’da ilerici cumhuriyete karşı İtalya ve Almanya’nın askeri desteğini alan Franco güçlerinin kanlı operasyonu başladığında mı?

İtalya Etiopya’yı işgale kalkıştığında mı?

Japonya Mançurya’yı ele geçirdiğinde mi?

Samuray ordusu hızını alamayıp 29 Temmuz 1938‘de Hasan gölü bölgesinde Kızıl Ordu’ya saldırıp gereken yanıtı aldığında mı?

Uzakdoğunun bu doymak bilmeyen militaristi bir yıl sonra Moğolistan'ın üzerine çullanıp, bu ülkenin yardımına koşan Sovyet birliklerince püskürtüldüğünde mi?

Savaş hiç bitmedi ki!

Emperyalizm savaştan hiç vazgeçmedi ki!

Stalin de Hitler kadar sorumluymuş!

Bak sen...

Bütün yaldızı dökülen, Obama Amerikası’ndan Atina’ya, Londra’dan Berlin’e yerlerde sürünen kapitalizm, insanlığa yeni tipte faşizmi dayatmak için kendisinin biricik alternatifiyle tarih nezdinde hesaplaşmaya kalkıyor!

Kalkıyor da zor yahu zor...

Garbaçov artıkları yetmez, Putin’in tilkilikleri yetmez, kah çöküp kah “şahlanan” borsa imparatorlukları da yetmez.

Buralarda Coni’nin zırvalıklarına Roni’nin eklenmesi hiç yetmez.

Baş İmam, İnönü’yü Hitler’e benzetince “o olmasaydı halkımız kolhozlarda inim inim inlerdi” diyen Baykal da yetmez. Kolektif çiftlikleri toplama kampı sanıyor olsa gerek, Türkiye’de de çiftçi diye, tarım diye bir şey kaldığını...

Kapitalizm yoksulluk, yıkım, savaş üretiyor faşizm üretiyor.

Büyük insanlık da diz çökmüyor, dün olduğu gibi, direniyor.

* * *
“İsimsiz bir tepe”ye yerleşmişti... Büyük insanlık...

18 Sibiryalı genç... 18 Komünist... 18 fabrika işçisi...

İkisi hayata tutundu, tutsaklıkta, kaçarak, katledilerek...

Diğerleri...

Bir grup gazeteci buldu Rubejenka’da çocukların kararmış bedenlerini. Fritzler yatıyordu yanı başlarında, bir, beş, on, yirmi, yüz...

İsimsiz tepelerden binlercesi vardı vardı da 224,1 no'lusuna denk geldi Venyamin Basner’in ezgisi, Mihayil Matuzovskiy’nin dizeleri...

Neredeyse bir “milli marş”a dönüştü Sibiryalı çocukların öyküsü...

Zafer günü kutlu olsun çocuklar.


Venyamin Basner - İsimsiz Bir Tepede