Aşkolsun Tayyip’e...

03/09/2013 Salı
Aşkolsun Tayyip’e...

Ulusal ölçekte ne kadar yönetiyorlar zaten tartışmalı. İstikrarlı liman Avrupa’nın bir bölümünde son yıllarda ekonomi ayar tutmuyor, siyasette ise sert salınımlar yaşanıyor. Sovyetler sonrası dünyanın savaş alanları Balkanlar ve Kafkaslar’da büyük toplumsal bedellerle ulaşılan “huzur”un kısmi ve de geçici olduğunu herkes biliyor. Bu geniş coğrafyada sermaye düzeninin ideolojik ve siyasal açıdan hiçbir rezervinin olmadığını da...

Unutmayalım, bu iki alan Rusya için yaşamsal öneme sahip ve iç dinamikleri insafsız karşı-devrimlerle örselenmiş ülkelerde piyasayı ayakta tutacak yönetsel tedbirler dış güçlere düştüğü sürece ABD, Almanya ve Rusya arasındaki gerilim tırmanacak.

Ancak işler bir başka savaş alanı olan Ortadoğu’da tamamen kontrolden çıktı. “ABD kaosu seviyor çünkü kaos yönetimi açısından donanımlı tek güç o” diyoruz sürekli ama bir yandan da toplam tablo giderek yönetilebilir olmaktan çıkıyor.

İşin gerçeği, ABD piyasacı darbelerle kurulan sistemin bugüne kadarki sürdürebilirliğini, Balkanlar’da Almanya’ya, Kafkaslar’da Rusya’ya borçlu. Başka türlüsü mümkün olamazdı, mecburen bu iki ülkenin devreye girmesini kabullendi, roller paylaşıldı, payda sorun çıktığında da Gürcistan’da olduğu gibi başka ülkeler üzerinden savaşıldı.

Ortadoğu’da Türkiye’nin bir süredir bu role soyunduğunu, bu rolü talep ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Arap coğrafyasını piyasaya açacak, ABD’yle uyumlu İslamcı güçleri öne çıkaracak, İran’ı kuşatacak, İsrail’i rahatlatacak bir bölge tahayyülü, Afganistan ve Irak’ta kazanırken kaybeden ABD yönetimine cazip geldi ve Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin önü açıldı.

Sonucu hemen söyleyelim: Yeni-Osmanlıcılık serüveni, ABD’nin bölgedeki üç müttefikinin yakın geleceğini iyice belirsiz hale getirmiştir. Irak, Mısır ve Türkiye Washington’ın “puslu hava” tutkusunun ötesinde sarsılmaktadır. Dahası da var...

Suriye krizi bu şekilde devam ederse üç müttefik daha İsrail, Suudi Arabistan ve Ürdün sırada beklemektedir. Ve bu ülkeler, İsrail hariç, bir “yönetim krizi”ni idare edecek yedek güçlere sahip değil!

Ancak “yönetme” zorulukları burada bitmiyor. İngiltere’de bir kaza filan olmadı. Bu ülke, bölgeyi iyi bilir, bölgenin nasıl yönetilebileceğini, nasıl yönetilemeyeceğini... Suriye konusundaki isteksizlik, taşeron Türkiye’nin çılgınlıklarının bölgenin bütününde yarattığı tahribatın farkında olmasının ürünüdür.

Öte yandan... Bugünkü dünya düzeninin sürekli müdahaleden geçtiğini de biliyorlar. Londra biliyor, Paris biliyor hatta Berlin de biliyor!
Bildikleri bir başka şey, Türkiye’ye verdikleri ihalenin ne kadar büyük bir hata olduğu…

Çünkü uluslararası düzlemi yönetmede yaşadıkları açmaz, bizzat kendilerini bir yönetememe krizine sürüklüyor, sistem içi çelişkiler artıyor, öyle olunca toplumda durup dururken kıpırdınma başlıyor.

Anlayacağınız, freni patlayan Erdoğan siyasal, ideolojik barutu tükenmiş, ekonomik açıdan yaralı emperyalist dünyayı da peşinden sürüklüyor.

Vay be, Kasımpa-şalı’ya bakın hele!