‘Arap Baharı’ kahkahaları: Anlatın da beraber gülelim

Arap Baharı’ndan Kesitler: Yeni Ortadoğu’yu Anlamak, “Arap Baharı”nı sahiplenen ürünler arasında yer alan, dahası bunu açıkça ilan eden bir kitap. Kitap; “Arap Baharı”nın muhatabı ve zemini olan Tunus, Mısır, Bahreyn, Suudi Arabistan, Yemen, Cezayir, Fas, Libya, Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin, Irak ve Sudan’a ilişkin farklı kalemlerin ürünü olan makalelerden oluşuyor.
Onur Tezel
Cuma, 13 Mart 2015 08:49

Adına “Arap Baharı” denen emperyalist restorasyon süreci üzerine ilk andan beri çokça yazıldı. Emperyalizmin Arap coğrafyasındaki söz konusu örgütsüz ayaklanmalara müdahale ederek inisiyatifi hızla ele geçirdiği ve delice akan suyu restorasyon çabalarına uygun yatağa yönlendirdiğini söyleyenlerin haklılığı, gelinen noktada daha da net görülüyor.

Her şeye karşın “Arap Baharı”na çeşitli gerekçelerle olumluluk gömleği biçenlere rastlamak olanaklı. Gerekçelerin çeşitliliği, sahiplenmenin tonunda da görülüyor: “Devrim” diye ayağa kalkan da var, utangaç biçimde olumluluklar fısıldayan da.

Arap Baharı’ndan Kesitler, “Arap Baharı”nı sahiplenen ürünler arasında yer alan, dahası bunu açıkça ilan eden bir kitap. Kitap; “Arap Baharı”nın muhatabı ve zemini olan Tunus, Mısır, Bahreyn, Suudi Arabistan, Yemen, Cezayir, Fas, Libya, Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin, Irak ve Sudan’a ilişkin farklı kalemlerin ürünü olan makalelerden oluşuyor.

Yazarlar ve ele alınan ülkeler farklı olsa da doğrultu ortaklığından söz etmemiz olanaklı. Bu ortaklığa ilişkin ilk işaretler, kitabın giriş yazısı olan “Ortadoğu’da Devrim Yapmak” başlıklı metinde görülüyor. Söz konusu metinde “Arap Baharı”na ilişkin şu cümlenin kitaptaki tek tek yazılarda değişik sözcüklerle yinelendiğini ve kitabın omurgası durumuna getirildiğini söylemek abartılı olmaz:

Bu çağ açıcı hareketler, şiddetli gerilemeler ve umut kırıcı sapmalarla karşılaştıkça dönüşümün ufku şüphe konusu olarak kaldı. Ama ister bölgede ister dünyanın herhangi bir başka yerinde olalım, Arap halkları hakkındaki bilgi edinme, bilgi verme ve değerlendirme biçimlerimizde tam bir devrim olduğu şüphesiz. (1)

Bu cümle, giriş yazısında “Arap Baharı’nın üç uğrağı” adında bir sınıflandırmayla açıklanıyor: Birinci uğrakta göstericilerde “despotik rejimler”in yıkılacağı beklentilerinin olduğu, “Arap kışı” adı verilen ikinci uğrakta beklentilerin çeşitli nedenlerle gerçekleşmediği (Sayılan “kışa çevirici” nedenler arasında, örnek olsun, Libya’ya NATO bombardımanıyla Suriye’nin direnişi aynı kefede!) ve “Arap dirilişi” olarak adlandırılan üçüncü uğrakta yeni rejimlerin neoliberal tüketimcilik politikalarını savuşturma çabalarının olduğu iddiasından yola çıkılıp yeni bir solun doğduğu noktasına dek gelinmiş.

Giriş yazısında ayrıca “Arap Baharı”nın hasımları olarak “ABD,  Avrupalılar, Arap Körfez monarşileri, İsrail” sıralaması yapılıyor ki gerçeklere meydan okuyan bu sıralamanın eski deyişle “izaha muhtaç” olduğu açık.

Taraflı ortalamacılık

Kitapta çeşitli yazarlarca ele alınan ülkelerden bazıları “Arap Baharı”nda ve/veya onu izleyen süreçte öne çıktı, malum. Yazı nesnesi olan her ülkeyi burada anmak yerine, öne çıkan söz konusu ülkeler üzerine yazılanlara göz atmakta yarar var.

Tunus üzerine kaleme alınan yazıda tarihsel gelişim anlatılarak “Arap Baharı”nın simgesel başlangıcı kabul edilen Tunuslu Muhammed Buazizi’nin kendini yakmasına ve hemen ardından gelişen toplumsal tepkiye yer veriliyor. Yazarın “Tunus devrimi” diye andığı sürecin uzun vadeli etkenleri arasında “Tunus ekonomisinin neoliberal yeniden yapılandırılması”nı ve “Birleşik Devletler ve Fransa’nın desteği”ni sıraladığı görülüyor.

Yazar, sosyal medyanın yanında El-Cezire’nin de ayaklanmada üstlendiği destekleyici rolü anlatıyor. Ancak yazar, Tunusluların zamanla El-Cezire’ye dönük güvenlerini yitirdiğini, hatta bazı göstericilerin ilerleyen süreçte “paralı asker” ve “ajan” olduklarını söyleyip El-Cezire’nin kameraman ekibine saldırdıklarını da aktarıyor.

Ayaklanmayı her halükarda “devrim” diye adlandıracak denli sahiplenen ellerin bu kadar çok suçluya aynı anda işaret edebilmesi, emperyalizmin etkisini de suçuna da hafifleten taraflı ortalamacılığa bir örnek.

“Arap Baharı”nın gündemdeki ülkelerinden Mısır’a ilişkin yazıda da Hüsnü Mübarek yönetimini hedef alan Tahrir Meydanı eylemlerinden Muhammed Mursi önderliğindeki Müslüman Kardeşler iktidarına uzanılıyor.

Mübarek’in yanı sıra ABD ve İsrail’le işbirliği yaptığı vurgulanan Mursi yönetimi de eleştiriliyor. “Mursi’ye diktatörlük yetkileri verildiği”, “Müslüman Kardeşler’in eylemcilere saldırdığı” gibi arka arkaya sıralanan bilgilerin tozu dumanı dağılınca karşımızda yine ne olursa olsun süreci selamlayan yazarın sevinçli yüzü beliriyor.

Dert edilmeyenler katlediyor

Libya yazısında da benzer bir tutum görülüyor. Libyalıların “ikiyüzlü ve kendine hizmet amaçlı da olsa” NATO bombardımanını dert etmediğini, bunun haklılığı gölgelemediğini söylüyor örneğin yazarlar. Aynı yazıda “1973 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararında tanımlanan yetkiyi aştığı” ifade edilen NATO’nun Libya’daki katliamı sonucu yaşanan ölümler de anlatılıyor.

Dert edilmeyenler katlediyor. Hepsi yan yana yazılıyor.

Ve yazarlarımız nihayet şunu diyebiliyor:

Arap isyanları, Amerika 2. Dünya Savaşı’ndan sonra küresel süper güç konumuna yükseldiğinden bu yana Ortadoğu’daki ABD tahakkümüne karşı gelişen en ciddi meydan okumayı temsil ediyordu.(2)

Okurun gözünün içine baka baka “ABD tahakkümüne karşı gelişen en ciddi meydan okuma” deniyor. Her şey bir yana, örneğin Libya’da NATO bu meydan okumayı (!) neden katliamlarla destekliyor?

“Arap Baharı”nın duvara tosladığı Suriye’de yaşananlar anlatılırken baştan beri muhalifleri kollayan tavır çok belli. Örnek olsun, “Rejim göstericileri tedhişçi Sünni militanlar olarak sunmaya çalıştı” deniyor ve bu ciddi cümlenin altını dolduracak tek somut dayanak elbette yok. “Esad’ın Aleviliği” üzerinde tepinen sayısız aksi örnek, “Aleviler tabuta, Hristiyanlar Beyrut’a” muhalif sloganları, “öfkeli Sünniler” muhabbetleri ise anılmıyor.

Muhaliflerin ilk andan beri silahlı saldırılarının olduğu bilinirken, dahası bunu muhalifler de gizleyemezken tek taraflı saldırılarda bulunan bir Şam yönetimi karikatürü çiziliyor. Suriye’yi anlatırken İslamcı çetelerden, “ılımlı” etiketli katillerden ve onların halka dönük saldırılarından söz edilmiyor.

Eylem güzellemesi

Kusura bakılmasın, emperyalizm destekli İslamcıların adının anılmadığı yerden ortalamacılık dahi çıkmıyor. İsrail’in özellikle Nusra’ya desteği, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak denli açıkken emperyalizm kayırmacılığıyla, Şam yönetimi karşıtlığıyla gözü kör etmek “intifada”nın karşısında konumlanmak oluyor.

Kitabın tamamında emperyalizmi önemsizleştiren ve çoğu kez perdeleyen bir ortalamacılık; dahası “Arap Baharı”nın ABD, İsrail vb. güçlere karşı olduğu gibi tuhaf bir iddia var. Bunu yukarıda andığımız kitap omurgası giriş yazısından tek tek ülkelerin ele alındığı yazılara dek görmek olanaklı. Emperyalizm çağın gerçeğiyken onu es geçip laboratuvar ortamındaymış gibi davranılıyor kitapta. Dahası emperyalizmin inisiyatifi ele geçirmesinden bahsedilmeden tuhaf bir eylem güzellemesine başvuruluyor. “Devrim” sözcüğü, tepe tepe kullanılıyor.

“Arap Baharı”na her şeye karşın toz kondurmuyor, beğenmediği gelişmelere “karşı devrimin kendini dayatması” vb. deyip rahatlıyor ve yaşananları kahkahalarla karşılıyor kitap. Oysa, bugün coğrafyaya bakıldığında gülmek için bir neden görmek olanaksız. Öyleyse, öğretmen şablonunu ödünç alıp sormalı: “Siz niye gülüyorsunuz bakayım? Anlatın da beraber gülelim!

 


(1) Paul Amar, Vijay Prashad, Arap Baharı’ndan Kesitler: Yeni Ortadoğu’yu Anlamak, İntifada Yayınları, İstanbul, 2014, s. 9

(2) Amar, Prashad, age, s. 260