Venezuela seçimleri neden kaybedildi? Şimdi ne olacak?

Venezuela'da gerçekleşen seçimlerin sağ kanat tarafından kazanılmasının arkasında yıllardır süren pek çok sorunun çözülememesi, aksine birikerek artması yatıyor. Ancak seçimlerle birlikte ülkede her şeyin kaybedildiği söylenemez.
Tulga Buğra Işık
Pazartesi, 07 Aralık 2015 18:34

Venezuela'da gerçekleşen seçimlerde, sağ büyük bir zafer kazanarak mecliste ezici çoğunluğu ele geçirdi. Seçimlerden önce 64 sandalyesi olan Demokratik Birlik Koalisyonu, Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi'nin (PSUV) 99 olan sandalye sayısını 46'ya indirerek kendi milletvekili sayısını 99'a çıkarttı.

Öncelikle seçimleri sağın kazanmasının beklendiğini söylemeliyiz. Bir yıldan uzun süredir yapılan anketler buna işaret ediyordu. Ancak yine de geçmiş seçimlerde yaşanılan sürprizlerin yeniden yaşanılabileceği ve kırsal kesimden gelen, anketlerde kolay tahmin edilemeyen oylarla PSUV'un yeniden mecliste çoğunluğu sağlayabileceği de ihtimaller arasındaydı.

Buna ek olarak, ABD basını ve Venezuela'daki sermaye yanlısı basın tarafından seçimlerin güvenilmez olduğu söyleniyor ve seçimlerde PSUV'un hile yaptığı iddia ediliyordu. Sonuçta bu iddianın gerçek olmadığı görüldü. Peki muhalefetin bu zaferine ne sebep olmuştu?

CHAVEZ HER ŞEYİ ÇÖZDÜ MÜ?

Hugo Chavez'in iktidara gelmesiyle birlikte Venezuela'da pek çok şeyin değiştiğini ve iyiye gittiğini hatırlatarak başlamayalım. Pek çok kilit sektörü kamulaştıran Chavez, ülkede yoksulluğu azaltmış, eğitim seviyesini yükseltmiş ve Venezuela'yı Latin Amerika'da ABD'nin karşısında durabilen sayılı ülkelerden biri haline getirmişti. ABD'nin Chavez'i devirmek için pek çok yöntemi denediği, darbe organize ettiği, Venezuela ekonomisini açık açık sabote etmeye çalıştığı ortada olsa da Chavez'in iktidarından beri süren sorunların tümünün ABD'nin yaratımı olmadığını anlamakta fayda var.

İşsizliği ve enflasyonu düşüren, yoksul halkla devlet arasında bağlar kuran Chavez yönetimi, en başından itibaren aşmayacağı sınırlar olduğunu belli etmişti. Venezuela dış politikada gösterdiği radikalliği, içeride sergilemekten kaçındı. Bu sınırları aşmaması, ülkede yolsuzlukla samimi bir mücadele verilememesi, aynı sebeple suçun azaltılamaması anlamına gelecekti. Nicolas Maduro yönetiminde çeşitli planlarla suç azaltılmaya çalışılsa da, artan oranlarla cinayetler ve kaçırmalar ülkenin en büyük sorunları haline geldi. Ülkede güçlü bir polis gücü ve yargının bulunmaması, bu sorunları daha da büyüttü, Plan Patria Segura (Güvenli Ülke Planı) gibi planların, ekonomik durumun sarsılmasıyla uygulanması imkansızlaştı.

Özellikle son dönemde petrol fiyatlarının düşmesi, ABD yaptırımlarının yoğunlaşması gibi sebeplerle ülkede kıtlıklar arttı, basit mallar bulunamamaya başladı. Üstelik bunun hesaplı olarak yapıldığı ve Maduro'nun tabiriyle Venezuela'ya karşı "ekonomik bir savaş" yürütüldüğü ortadaydı. Ancak PSUV, her seferinde geç kalmış ve kendinden emin olmayan adımlar atarak karşılık verdi. Örneğin, sermayenin ülkedeki fiyatları kasıtlı olarak yükselttiği yıllardır söylenirken, "devrimin daha da radikalleşmesi" gerektiği Maduro tarafından ancak geçtiğimiz yaz, koşulların daha da zorlaşması üzerine söylendi.

BÜYÜK SORUNLAR, ÇEKİNGEN ADIMLAR

Bundan sonra kimi adımlar mecburiyet sebebiyle atılsa da (örneğin içerisinde yiyecek olduğu bilinen kimi büyük depolara el konması gibi), "devrimin radikalleşmesi" için 6 Aralık seçimlerinden sonrası beklendi. Asla ülkeyi tamamen kontrol edebileceği bir devlet aygıtı inşa etmeyen PSUV, esas güvendiği tabanıyla da bağını gittikçe koparttı. 2012'ye gelindiğinde, PSUV 10 yıldan uzun süredir iktidarda olmasına karşın ülkede 2 milyon evsiz vardı. Bu evlerin 800 bini ise ancak 2015 içinde yapıldı. Geçtiğimiz seçimlerde yolsuzlukla ve suçla mücadeleyi konuşmasında ön plana çıkartan Maduro, bu seçimlerde de aynısını yaptı, ancak her seferinde bu sözlerin inandırıcılığının azaldığı da ortadaydı. Bu sebeple sermaye yanlısı Venezuela medyası ve uluslararası medyanın PSUV karşıtı propagandası da aynı oranda gittikçe daha güçlü ve "inandırıcı" hale geldi.

Sokağa çıkanların ABD tarafından kışkırtılmış gruplar olduğu başlangıçta doğruyken, kalabalıkların giderek arttığı ve ortada gerçek sorunlar olduğu görüldü. PSUV, bunu fark etmekte de geç kaldı. Öncesinde dış destekli gruplar ve zenginlerden ibaret muhalefet, son 2 yılda gerçek bir muhalefet olarak kendisini inşa etti. Kırsal kesimlerde yoksul halktan büyük destek gören PSUV, kentleri kazanmayı başaramadı. Örneğin PSUV'a yakın bir yayın kuruluşu olan teleSUR'da yayımlanan seçim analizinde, PSUV'un taban hareketi yaratmayı bıraktığı, geçmişte bu şekilde örgütlenilerek halka daha yakın olunduğu söyleniyor. Ancak bu analizde hatalı olan kısım, Venezuela yönetiminin sorunları bilmediğini ima ediyor olması. Aksine Maduro ve partisi sorunlardan tamamen haberdarken, bunların çözümü için "daha radikal" adımlar atmaktan çekindi, halkı istismar ettiği söylenen "%1"e gerçek anlamda hiç dokunulmadı.

Sonuç olarak, kıtlıklar, artan suç oranları, yüksek enflasyon, yolsuzluk, ABD'nin ve sermayenin PSUV karşıtı propagandası, petrol fiyatlarının düşmesiyle gelirleri azalan yönetimin halkın ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesi ve bunların sebebi olarak gösterilen sermayeye dokunulmaması, yenilgiye giden yolu açtı.

YENİLGİNİN ARDINDAN HER ŞEY BİTTİ Mİ?

Öncelikle mecliste çoğunluğun kaybedilmesinin, büyük bir yenilgi olması rağmen her şeyin kaybı olmadığını anlamakta fayda var. Başkanlık sistemi uygulanan Venezuela'da, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hala güçlü ve hareket alanı kaybolmuş değil. Ancak mecliste çoğunluğu sağlarken bile kendinden emin hareket edemeyen Maduro'nun, bundan sonra tavizler vereceği ya da sağlam adımlar atmaktan kaçınacağı ihtimali kuvvetlenmiştir denebilir.

Yine de Venezuela'da uzun süredir örgütlenen ve ne istediğini bilen bir halk var. Muhalefete verilen oyların daha "liberal" bir ekonomi için verilmediğini söylemek zorundayız. Halk kuşkusuz yiyeceğe kolay ulaşmayı, ülkede temel ihtiyaçlara ulaşabilmeyi ve suçun bitmesini istiyor. Ancak bunların sağa atılan adımlarla gerçekleşemeyeceği de ortada. Venezuela'nın dış politikadaki yönünü ABD'ye çevirmek de bu sorunları çözmeyecektir. Çünkü bu sorunlar ülkenin dış yardım almamasından kaynaklanmıyor. Venezuela'nın Çin Halk Cumhuriyeti'nden büyük miktarda, belki de ABD'nin veremeyeceği kadar miktarda destek aldığını söylemek mümkün.

Venezuela için en iyimser senaryo, yenilginin ardından partinin radikalleşen tabanıyla birlikte radikalleşmesi, Milyonlarca yoksul üyesi olan PSUV'un sermayeyle mücadeleyi yeniden programında merkezi bir alana koyması olabilir. Aksi takdirde radikal sermaye karşıtı talepleri olan halkın, örgütsüzlüğü sebebiyle gerçekten her şeyi kaybedeceğini ve PSUV'un söylemlerinin "sol popülizm" olarak kalacağını görmek güç değil. Yaşananın hangisi olacağını ise PSUV içerisinde başladığı görülen eleştiri sürecinin nasıl sonuçlayacağı belirleyecek.

Ancak PSUV'un Avrupa'da görülen yeni "sol" partilerden farklı olduğunu söylemek durumundayız. PSUV, SYRIZA'nın aksine "orta sınıf"a dayanmadı, milyonlarca yoksulu örgütledi. Ne Chavez'in ne de Maduro'nun Avrupa'daki yeni "sol" figürlere benzediği söylenebilir. İkisi de önemli kamulaştırma hamleleri gerçekleştirmiş, içerideki tüm sınırlarına rağmen dış politikada Küba başta olmak üzere sol hükümetlerle dayanışmış ve anti emperyalist tavır sergilemişlerdir. Bu sebeple İsrail, ABD ve Avrupa Birliği ile iyi ilişkiler kuran SYRIZA ile PSUV'u birbirine benzetmek en azından acımasızlık olur.