2017 LGBT hareketinden neler götürdü?

2017 LGBT hareketinden neler götürdü?

Tunca Özlen
03/01/2018 Çarşamba

2017’nin sınıf hareketi ve toplumsal muhalefet açısından kazanımlarla dolu bir yıl olduğunu düşünen yoktur sanırım. 16 Nisan referandumunun gerçek sonucunun “hayır” olduğunu bilmek, yüreklere su serpmeye yetmiyor. Gerçek sonucun ne olduğunu, 15 yıldır toplumun en az yarısının rızasını alamadıklarını egemenler de biliyor, korkuyor ve daha da saldırganlaşıyorlar.

Erdoğan’ın suretiyle özdeşleşen yeni rejimin saldırganlığından 2017 boyunca en fazla nasibini alan toplumsal kesimlerden biri de LGBT’lerdi. (1) Onur Yürüyüşü’nün ilk kez yasaklandığı 2015, yasaktan büyük ölçüde habersiz olan binlerce insanın direnişine tanıklık etti. Bundan gerekli dersleri çıkaran iktidar sonraki yıllarda Taksim’deki polis ablukasını yoğunlaştırmakla kalmadı, Alperen Ocakları’nın önden atılmasına göz yumdu. Şeriatçı faşist alaşımı bir güruhun giderek daha yüksek perdeden tehditler savurmasını “kamuoyu tepkisi” olarak kabul eden İstanbul Valiliği, işi Beyoğlu’ndaki tüm LGBT temalı etkinlikleri yasaklamaya kadar götürdü.

Durup bakınca, bardağın boş tarafı ne yazık ki yukarıda aktarılanlar değil. Gezi Direnişi’ni takip eden Onur Yürüyüşü’nde İstiklal’i baştan sona dolduran on binlerce insanın, yüzlerce LGBT aktivistinin, onlarca LGBT örgütünün bıraktığı boşluk asıl olan.

Bardağın boş tarafını, ancak LGBT hareketinin iktidarın saldırganlığı karşısında yeterince yaratıcı, dinamik ve radikal bir siyaset tarzı geliştirilebilmiş olması doldurabilirdi. Tam da saldırıların hedeflediği biçimde İstiklal’e hapsolan aktivizm, hareketin sahip olduğu gerçek potansiyelin de hareketsiz kalmayı tercih etmesine yol açtı. 2017’nin LGBT hareketinden götürdüklerinden biri de budur: Kitlesellik.

Şüphesiz Stonewall Ayaklanması’nın yıldönümünde Taksim’e çağrı yapmak son derece meşrudur. Diğer taraftan hareketin hacmi, simgesel önemi de olsa bir mekâna sıkıştırılabilecek ölçeği çoktan geçti. 2015’i takip eden yıllarda, yürüyüşü geçtik Taksim’de bir basın açıklaması yapabilmek için izlenen yöntem, hareketin 1990’ların başında verdiği fotoğrafı çağrıştırıyor. 2017’nin LGBT hareketinden götürdüklerinden biri de budur: Yaygınlık.

Hareketteki kilitlenmeyi sadece biz görmüyoruz. İki yıldır “güvenliğinizi sağlayamayız” bahanesiyle Mayıs yürüyüşünü engelleyen Ankara Valiliği, son kozunu oynayarak kentteki LGBT temalı etkinlikleri “süresiz” olarak yasakladı. Yasağa karşı ODTÜ’de sergilenen dişe dokunur direnişi çıkarın, geriye homurdanmalar kalır. Ülkenin başkentinde alınan böyle bir kararın anlamı, LGBT’lerin görünür olmasının yasaklanmasıdır. 2017’nin LGBT hareketinden götürdüklerinden biri de budur: Görünürlük.

Görünür olmayan bir mücadele yayılamaz, yayılamayan bir hareket kitlesel olamaz.

Ne yapmalı? Onur Yürüyüşü çağrısı için bir avuç aktivist Taksim’de polisle yine köşe kapmaca mı oynayacak?  Ankara’daki “süresiz” yasağa vereceğimiz yanıt süresiz bir bekleyiş midir? LGBT dernekleri sadece yürütmeyi durdurma davası açmak için mi var? 2018’in bu ilk günlerinde ciddi bir açmazla karşı karşıya olan LGBT örgütlerinin strateji değişikliğine ihtiyacı olduğu ortada. (2)

LGBT örgütleri her şeyden önce, düzen içi arayışların etrafımızdaki çemberin daralmasına yol açmaktan başka bir halta yaramadığını görmeli. Ülkeyi yöneten şeriatçı zihniyeti “çokkültürcü” çözümlere ikna etmeye çalışmak bu saatten sonra deli işidir. Bize “hoşgörü” değil gerçek laiklik gerek.

LGBT örgütleri bir baskı örgütü gibi hareket etmekten vazgeçmeli. Hiçbir işlevi kalmayan Meclis’te sürdürülen lobicilik faaliyetleri, bir kısmı IŞİD’i finanse ettiği bilinen ülkelerin elçiliklerine yapılan ziyaretler… Bunlar olmasa LGBT’ler ne kaybeder?

LGBT örgütleri aktivizmin profesyonelleşmesine, kurumların proje ofisine dönüşmesine izin vermemeli. Geçenlerde bir derneğin verdiği iş ilanında okuduğum “uyumlu dinamik iş arkadaşı” tanımı, profesyonelleşmenin beraberinde piyasa mantığını, esnek çalışmayı ve mobbingi getirdiğinin de gösteriyor. Bu derneklerde çalıştıktan sonra işten ayrılmış veya kovulmuş arkadaşlarımızın anlattıkları, bunu doğruluyor.

Şüphesiz LGBT hareketi derneklerden ibaret değil. Ancak son derece yüzergezer bir toplama denk düşen “hareket”in içinde görece kurumsal olan derneklerin dönüşümü, bir mücadele başlığı olarak önem kazanıyor.

Ve son bir not: Hareketin bileşeni olan devrimci unsurların eleştirilerine, homofobik söylemler karşısında dahi gösterilmeyen bir korumacılıkla yanıt verilmesi alışkanlığı terk edilmeli. LGBT hareketi ihtiyaç duyduğu yaratıcı, dinamik ve radikal tarza, ancak devrimci unsurların hareketin içinde kendilerini özgürce ifade etmesine olanak sağladığı ölçüde kavuşabilir.

İnsanlar dört duvar arasında olmaktan sıkıldı. Pek ala yaratıcı işlere imza atarak daha görünür olabiliriz.

Yıllarca “iletişim formu” doldurduk durduk. Dinamik bir örgütlenme hamlesiyle yaygınlaşabiliriz.

Şiş de yandı kebap da… Ancak radikal bir duruş sergileyerek kitleselleşebiliriz.

2018’i kazanabiliriz.


(1) 2017 boyunca LGBT gündeminde öne çıkan gelişmeler için:

(2) Gerçi 2018’in gelişi 2017’den belliydi: