Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tonguç Rador

Zugzwang

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:10

Satranç literatürünün en önemli kavramlarından biri zugzwang'dır: Hamle sırası sizde -oynamaya mecbursunuz!- ama olası her hamle durumunuzu kaçınılmaz olarak kötüleştirecek ve rakibin kazanmasına yarayacaktır. Kısaca bir tür nasıl kaybedeceğini görme ve bunu gerçekleştirmeye mecbur olma durumu: Harika bir kavram, sadece satranç hakkında kullanılamayacak kadar da güçlü ve evrensel.

Bir fizikçi olarak fiziğin bir tür zugzwang'da olabileceği üzerine bazı fikirler paylaşmıştım bu köşede (Denememe ve Yanılmama Tehlikesi). Kuram ve pratik diyalektiği bir şekilde kesintiye uğrarsa, yani günümüzün doğanın sınırlarını açıklamaya aday kuramlarının deneysel sınamalardan geçmesinin, zamansal, teknolojik ve benzeri unsurların yetersizliği yüzünden sekteye uğraması durumunda -örneğin doğrulayıcı bir deneyin, diyelim üç nesillik bir emek gerektirecek bir deneysel projeye ihtiyacı olması durumunda- fiziğin hali Galileo'nun bilim tanımı karşısında bir zugzwang'da değildir de nedir? Deneyin kuramdan çıkan önermeleri onaylaması olmadan fiziksel bir kuram ne demektir? Öte yandan bu durumla karşılaştığımızda bile sosyal ve bireysel bir edim olarak kuramı bırakmayacağımızdan zugzwang kendini açıkça ortaya koymuyor mu? Deneysel desteğin uzun süre -belki de hiç- gerçekleşmeyeceğini bile bile fiziksel olmaya aday kuram yapma zorunluluğu... Günümüz bilimci bireyi için korkunç!

Bu kadar soyut, bu kadar uzak mıdır, gündelik hayatımızda hiç mi gerçekleşmez zugzwang'da olmak? Hiç ne yaparsak yapalım durumun kötüleşeceği şartlarda bulmaz mıyız kendimizi? Hayatın bazı anlarında oyunu oynamak zorunda olmaklığımız ve içinde bulunduğumuz durum çelişmez mi? Eve kapanıp kaçamıyacağımızı söyler bize bazı bilgeler ve sözleri: Sorunun karşısına çık, kabul et, savaş, yaşa! Evet, çoğu zaman yaşamak zorunluluğu, başka bir dille söylersek yaşamaya devam edip etmeme kararının genel olarak baskın çıkan çözümü, hayatımızdaki zugzwang'ların temelindedir. Ve biz insanlar şehirde sokağa çıkıp oyunu kuralıyla oynamaya devam ederek zugzwang'ı gerçekleştiririz. Fikri uçlara taşırsak, doğmak bile bizi zugzwang'da bırakır, her nefes aslında kayıptır. Hatta zugzwang zamanın varlığıdır bile diyebiliriz: oynamaya mecbur olmanın eşdeğer bir ifadesi olarak. Camus'nün Sisifos Söyleni denemesinde de yok mudur zugzwang ve ona rağmen oyuna devam kavramı? Hatta bu kavram üzerinden Camus'nün vardığı sonuçlar eleştirilemez mi?

Bazılarına göre özgür insan seçeneklerinin tamamını bilen ve tartabilendir. Ya bütün olası hamlelerin kayıpla sonuçlandığı bilgisiyse elimizdeki? Zugzwang'da özgürlük vardır diyemiyeceğimize göre bir ikilemle karşı karşıyayız gibi duruyor.

Atıl İnaç'ın felsefi açıdan oldukça zengin son filmi Daire bütün bu soruları kafamda canlandırdı. Uzun zamandır bende bu kadar çağrışım yaratan, bildiğimi sandığım kavramlara yeni açılar sağlayan, bildiklerim arasında daha önce hissetmediğim bağlantılara işaret eden bir film izlememiştim. Film kendi algıma göre zugzwang'a düşmüş iki insanın öyküsünü anlatıyor içine düştükleri durumla, bu duruma zemin oluşturan sistemle ve bu sisteme göre oynadıkları oyundaki açmaz karşısında yaptıkları cesur ama öte yandan da çabuk yıkıma götürecek, cüretkar hamlelerle. Film açmazdan oyun içinde çıkılamıyacağını da hatırlattı bana açmazın ancak kurallar sabit kaldığında manası olabileceğine işaret etti sessizce.

Einstein yüzyıl başında klasik fiziğin sorunlarından kuralları -tabii ki doğayla uyumlu şekilde- değiştirerek kurtulmuştu. Oyunun kuralları -hepsi değil- dışına çıkacak eleştirel cesareti de kendi sözleriyle Hume'dan almıştı.

Genelde çıkış sorunu oluşturan şartlar içersinde bulunmaz, orada sadece daire vardır bir sarmal değil.

Tonguç Rador 'ın Son Yazıları