Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tonguç Rador

Önce markırlar geldi...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:14 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:14

...ve sonrasında tebeşirler nesli tehlikede olan bir türe dönüştüler.

Bir üniversite ortamında bu tür bir değişimin çok garip olabileceğini hiç aklıma getiremezdim

ama meğersem ne kadar tebeşir alerjisi olan insan varmış! Markırların avantajları övülüyor, tebeşir kullanmanın zararlarından bahsediliyor ve alerjisi olanların mağdur olduğundan dem vuruluyordu: Akademisyen üst kimliğinin derinliklerinden markırcı alt kimliği doğuvermişti. Bazıları arada kadın-bayan tartışmasını bırakıp, özgürlükçü bir ortam kaygısındaysak markırcıların ve tebeşircilerin eşit seviyede temsil edilmesi gerekeceğini ispatlıyorlardı. Sağolsunlar. Hala azıcık tebeşirli tahta kaldıysa, bunu onlara borçluyuz!

Nihayetinde markır tebeşiri hala tam olarak demarke etmiş olmasa da, şapkasını eline tutuşturup, nazik bir surat takınarak kapıyı açtı diyebilirim.

Birisi bu konudaki hassasiyetimi hissedip de bana ikisinin ne farkı var diye sorduğunda artık markırların ithalinden ve bunun yarattığı baskılardan ya da beyaz tahtaların parlayıp öğrencilerin görüşünü olumsuz etkilediğinden bahsetmiyorum. Kimyasal olduğu apaçık markırlardan çıkan ve havada uçuşan yapay cisimleri solumamızın belki de daha tehlikeli olduğu savını bile bir kenara bıraktım pek sevdiğim, “kanser üzerine markırla ders veren hoca” örneğim de böylelikle gitti. Markırların şu son derece itici olabilen gıcırtılarını, pardon ciyk ciyk etmelerini de geçtim. Üzerime bulaşıp oramı buramı boyamasını da artık sav olarak hiç kullanmıyorum: Markırcılar bütün bunlara hazırlıklılar.

Artık sadece, bir tebeşire baktığında onun bittiğini hemen anlarsın demekle yetiniyorum. Bir markırın çektiği en iyi numara bittiğini gizlemesidir. Oysa dışardan bakıldığında hala ilk alındığı gündeki gibi parlak ve gösterişlidir markır. Markırcılar bilmeden bitmiş markırları savunur duruma düşebilirler mesela. Tebeşir bu açıdan dürüsttür, bittiği ayan beyan ortadadır. Bir derse koştururken ofisinizde duran bir markırı alıp boş olduğunu gördüğünüzde ne yaparsınız? Yenisini alırsınız. Zamanla bir marker çöplüğüne döner etraf. Bu noktada markırcılar bile susar, çünkü “istersen doldurabilirsin tekrar ama” savının da içinin boş olduğunu fark etmekten kaçamaz. Fakat yine de tebeşirci olmaya geri dönmez, markırların geliştirilmesi üzerine kafa yormaya devam eder: Doğru der. Haklısın. Bu yetmez. Ama...

Yine dersler bağlamında, daha önemli olduğunu düşündüğüm bir noktaya da değinmek istiyorum. Not almak! Geçenlerde bilimSol’da okuduğuma göre kağıt kalemle not almak dizüstü bilgisayar gibi elektronik ortamlarda not almaktan daha verimli olabiliyormuş. Olasılık vehçesi sanırım bu bir araştırma olduğu için eklenmiştir ve nedeni öğrencilerin başarı ya da başarısızlık sebeplerinin çok girift olmasındandır. Yoksa sadece bu ikisi etmen olarak düşünüldüğünde elle not almanın her zaman daha verimli olacağı bence aşikar.

Son birkaç yıldır ders verirken arkadan gelen çıt sesleriyle ve bazen buna eşlik eden ışık patlamalarıyla irkiliyorum. Öğrenciler tahtayı doldurduğumda fotoğrafını çekip sonra çalışıyormuş. Garip ve uygulanabilirliği sorunlu ama yine de bu konuda biraz ketum davranmayı düşünüyorum: Belki bazıları beyaz tahtaların fotoğrafını çekmenin sorunları olduğunu, bu tahtaların flaşı falan yansıtarak işi berbat ettiğini öne sürerek kara tahtaların geri dönmesini isteyebilirler.

Şaka bir yana bu tür bir yaklaşım dünyanın en güzel güneş batışlarına sahne olan bir yerde herkesin fotoğraf çekip sonra feys meys, çet met, devam etmesinden daha farklı değil. Bu duruma da çok şahit oldum.

İnsan anı yaşayarak gelişir anı kaydeden bir aletin tuşlarına basarak değil.

İnsanlar artık dünyayı anlamaktan ziyade kaydetmeye yoğunlaşmış gibi. Anlamaya fazla yoğunlaşmak üzerine önemli eleştirilerde bulunuldu. Peki bu durumda ne demeli?

Tonguç Rador 'ın Son Yazıları