Tonguç Rador
Mister Spock ve Herr Einstein
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05
Einstein'ın 20. Yüzyıl başında çığır açıcı fikirleriyle fiziğin tüm alanlarında devrimler gerçekleştirmiş olduğunu biliyoruz. Bu kadar üst seviyede bir bilimsel verim doğal olarak onun son derece derin ve özgür düşünebilmesiyle ilintilidir. Yine de bu aşikar ilinti biraz abartılmıştır dersek yanılmış olmayız: Toplum -ve hatta sonradan gelen biliminsanları- gözünde bir tür üstün insana dönüştürülmüştür. Çoğunlukla onun rolünün tarihsel özelliklerinin gözardı edilmesi pahasına.
Kısaca ana fikrimi belirtmek istiyorum. Einstein fiziğin tarihinde o kadar özel bir anda yaşamış o kadar yetenekli biridir ki çoğun onun sadece akıl yürüterek ve doğadan gelen bilgileri değil sadece matematiksel tutarlılığı kullanarak aşkın bir şekilde kuramlarına vardığı inancı yerleşiktir. Abartının farkında olsam da bunu Einstein kompleksi olarak adlandırmak istiyorum -Einstein'ın bir kompleksi değil, onun başarılarında tarihselliği önemsemeyenlerin.
Fotoelektrik olgu üzerine yaptığı kuramsal çalışma hem Planck'ın kara cisim ışımasını açıklamak için yaptığı kuramsal temele hem de fotoelektrik olgunun deneysel verilerine dayanıyordu. Kaldı ki kütlesiz cisimlerin olabileceğini zaten biliyor olmalıydı çünkü pek az sonra yayınladığı diğer bir makalesinde özel görelilik kuramını öne sürmüştü.
Özel görelilik kuramını, ışığın hızının evrensel bir sabit olduğunu gösteren Michelson-Morley (Amerika'da) ve hatta burnu dibinde gerçekleşmiş olan elektromanyetik dalgaların keşfi üzerine olan Hertz (Almanya'da) deneylerinden habersiz olarak kurup kurmadığı pek bir tarihsel önem içermiyor çünkü Maxwell kuramı -ki tarihsel olarak tamamen deneylerle ve uzun zamanda nihayete ermiştir- bundan zaten bahsediyordu. Kısacası özel görelilik kuramı için temelde gereken deneysel bilgiler mevcuttu. Sadece cesur bir adım gerekiyordu. Bu felsefi cesareti Hume'dan almış olduğunu kendi sözlerinden biliyoruz. Yine de unutmayalım ki özel görelilik kuramı yukarda bahsi geçen ve kabaca Einstein'ın doğumuna denk gelen deneylerden oldukça sonra makaleleşmiştir.
Einstein aynı yıl içersinde Brown hareketi olgusu üzerinde de çok önemli çalışmalar yapmıştı. Bunun da deneysel bağlantısı yadsımak imkansızdır.
Fakat en son ve en büyük başarısı olarak görülen ve Newton yerçekimi kuramını değiştirip geometrikleştiren ve özel görelilik kuramının da genişletilmesini gerektiren genel görelilik kuramı, günümüzde saf aklın en büyük başarısı olarak algılanıyor ve Einstein'ın bu kurama varışında deneysel hiçbir kriz olmadığı, sadece kuramsal çelişkilerin giderilmesinin temel rol oynadığı genel olarak kabul ediliyor. Bu mit tabii ki konuya bu açıdan eğilenler arasında pek rağbet görmez. Yine de bir genel görelilik uzmanının bu görüşü benimsemiş olması az rastlanan bir olgu değil. Kısacası bilimde bir konunun uzmanı olmanız, tarihsel algıya önem vermeniz anlamına gelmiyor.
Newton fiziğinin 19. Yüzyıl'daki en erken krizi Merkür gezegeninin hareketi olmuştur. Öncelikle şunu hatırlayalım, Le Verrier Neptün gezegenindeki uygunsuzlukların onun dışında yer alabilecek başka bir gezegenden kaynaklanabileceğini önerip hesapları sonucunda Uranüs gezegeninin yerini tam olarak göstermişti. Bu inanılmaz başarı Newton evrensel çekim yasasının en görekemli zaferlerindendir yani uygunsuzluk başka bir gezegenin varlığının keşfiyle giderilmiştir. Aynı tür bir uygunsuzluk Merkür gezegeni için de biliniyordu, öyle ki ancak Güneş ve Merkür arasında başka bir gezegenin varlığı kabul edildiğinde Newton yasası kurtarılabilirdi. Bu kurtarışı gereçekleştirecek gezegene bir isim bile verildi: Vulkan.
Sonradan Mister Spock'a evsahipliği yapacak bu tür biz gezegenin varlığı, hem de Güneş'e bu kadar yakın olmaklığı birçok açıdan saçmadır. Merkür gerçek bir krize işaret ediyordu. Çağının bu en önemli krizlerinden birini Einstein'ın bilmediğini düşünmek çocukçadır, diğer bütün gelişmelerde rol aldığını hatırlarsak... Bir arkadaşına yeni kuramının bunu açıklaması durumunda çok sevineceğini yazdığını biliyoruz.
Kısacası, Einstein her durumda deneysel verilerin bahsettiği kriz ortamından güç almıştır ve her zaman bunlardan esinlenmiştir. Sadece bunlardan değil tabii ki, kuramsal tutarlılık da onun en önemli yol gösterenidir ama bu yazıda ana fikir olarak belirtmek istediğim gibi Einstein'ın başarılarında tek kaynak değildir. Genel görelilik kuramı bir zincirin son halkasını oluşturuyordu onun için öyle bir zincir ki her adımında doğadan gelen bir bilginin Newton fiziğiyle olan bir çelişkisi merkezi konumdaydı.