Tonguç Rador
Kuram ve deney
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04
Kuram ve deney arasındaki ilişki üzerine sadece bir meslek olarak bilim yapanların değil bilime meraklı amatörlerin de kafa yorması önemlidir diye düşünüyorum. İlk olarak ayrıştırılması gereken iki kavram, gözlem ve kontrollü deneydir. Gözlem genellikle doğa olaylarının biraz pasif bir şekilde listelenmesine benzetilebilir. Öte yandan deney belirli bir ortamın yaratılmasını ve deneycinin aktif varlığını ve edimlerini gerektirir.
Yaklaşık M.Ö. 240 yılında Eratostenes’in dünyanın yarıçapının ilk ölçümünü yapmış olduğu çoğu bilim meraklısının bilgi dağarcığındadır. Uyguladığı oldukça basit ve dolaysız yaklaşımı ilk okuduğumda çok beğenip heyecanlanmıştım. Şekil 1’de bunun basitleştirilmiş bir halini görebilirsiniz. Yılın belirli bir gününde, dünyanın belirli bir yerinde, öğle vaktinde bir çubuğun gölgesi olmadığı gözlemi yapıldığında aklımıza gelebilecek ilk soru aynı anda daha kuzey bölgelerde de çubuğun bir gölgesinin olup olmayacağıdır. Detayları atlayarak anlatırsak Eratostenes aynı zamanda s mesafesi kadar daha kuzeydeki bir noktada aynı çubuğun uzunluğunu d olarak ölçmüştür -deney. Biraz abartılarak çizilmiş şekilde ç çubuğunun ve gölgesinin uzunluğunun, dünyanın R yarıçapına oranla çok küçük olduğu da kabuller arasındadır. Fakat temel kabul güneşin çok çok uzakta olduğu ve güneşten dünyaya gelen ışınların büyük bir geçerlilikle paralel olduklarıdır. Bu kabullerle dünyanın yarıçapı basit geometri kullanılarak yaklaşık R=sç/d olarak hesaplanabilir. Eratostenes dünyanın 6 bin 380 kilometrelik yarıçapına oldukça yaklaşmıştır.
Şimdi Şekil 2’ye dikkatle bakalım. Yukardaki paragrafta yer alan aynı bilgileri kullanacağız: Yılın belirli bir gününde, dünyanın belirli bir yerinde, öğle vaktinde bir çubuğun gölgesiz olmasını. Fakat kabullerimizi değiştireceğiz. Dünyanın bir tepsi gibi düz olduğunu ve şekilde G olarak gösterilen güneşin dünyadan h yükseklikte olduğunu varsayacağız. Bu sefer çubuğun ve gölgesinin uzunluğunun h yüksekliğinden çok küçük olduğu kabulünü yapacağız. Neredeyse tamamen aynı şekilde giden bir geometrik hesap sonucunda da yaklaşık olarak h=sç/d bulacağız!
Aynı deneyin değişik kabullerle tamamen farklı manaları olabildiğini görüyoruz. Bu da iki deneyin kabulleri arasındaki farkı sadece bu deneyle ayrıştıramayacağımız anlamına gelir. Fakat deneyin Şekil 2’deki yorumu bir sürü diğer sorunla beraber gelecektir. Örneğin aklıma şu an gelen eğlenceli bir karşı sav şu: Güneş eğer düz dünya etrafında bir çemberde dönüyorsa batarken dünyaya değecektir, bu tür yangın bölgeleri bilinmediğinden -olsaydı örneğin Büyük İskender fark ederdi- tepsi dünyanın boyutlarının 6 bin 500 kilometreden oldukça küçük olması gerekirdi ki bu da o zamanın bilgisiyle çelişkilidir. Okurları bu tür örnekleri çoğaltmaya davet ediyorum oldukça eğlenceli bir zihin alıştırması olabilir. Eratostenes tabii ki diğer birçok gözlemle dünyanın yuvarlak olabileceğine kanaat getirip bunu temel kabul olarak almıştı.
Günümüzde dünyanın düz olduğunu iddia edenler pek kalmadı ama deneylerle ve gözlemlerle -dikkat etmek gerekir tek bir deney ya da gözlem demiyorum- uyumlu olan ve öngörülerde de bulunan evrim kuramına yapılan saldırılar hepimizin malumu. Kendimce bu saldırıları, Eratostenes’in deneyini dünyanın düz olmasının ispatı gibi göstermeye çalışmaya benzetiyorum.