Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Siyasi transferler, özel mülkiyet ve yabancılaşma

Seçmen tercihlerinin yöneldiği siyasetçiler topladıkları oyları özel mülkiyetlerine kaydetme hakkına mı sahip oluyor? Bu hakkı nereden veya kimden alıyorlar?

Yayın Tarihi: 20.10.2026 , 00:13

Seçimlerde kullanılan oy, bir başka deyişle seçmen tercihi seçilenin özel mülkiyetine geçer mi? Avrupa ülkelerinde nadiren karşılaşılan bu durum ülkemizde özellikle son dönemde yaygınlaştı. 

1780’de Jacques Pierre Brissot özel mülkiyetin hırsızlık olduğunu belirten ilk yazardır. Fransız anarşist filozof Pierre-Joseph Proudhon 1840’da yayımlanan ve ilgili yazına ve düşünce tarihinde iz bırakan yapıtında özel mülkiyetin hırsızlık olduğunu ileri sürmüş ve ayrıntılı olarak incelemiştir. Buna karşın serbest olduğu varsayılan piyasa ekonomisinde ise özel mülkiyetin tahribatı kuramsal olarak kurulu düzeni tahrip eder. 

Özel mülkiyet kavramını yazının ilk tümcesinde sorulan soruyla bağlantılı olarak günümüze dönerek ülkemizde yaşanan siyasi  transferlere dönelim. Seçmen tercihlerinin yöneldiği siyasetçiler topladıkları oyları özel mülkiyetlerine kaydetme hakkına mı sahip oluyor? Bu hakkı nereden veya kimden alıyorlar? 

Brissot ve Proudhon’un savlarına kulaklarımızı tıkasak da özde böyle bir yetkiyi kendilerinde görmeleri siyaseten ve etik olarak onaylanamaz. Bu gelişmeler karşısında seçmenlerin kendi özgün tercihlerine yabancılaşmaları kaçınılmaz olabilmektedir. Siyasi tercihlerini yansıtan oyun kendisine danışılmadan “pazarlanması” bireyin siyasi tercihlerine, bütünüyle siyasete yabancılaşmasına yol açabilir. Böyle bir gelişme olasılığı tam da amaçlanan bir durum olabilir. Bireyin yalnızca çalışma yaşamına, yaptığı işe yabancılaşması değil, eğitim hayatına, siyasal faaliyetlere, tercihlere, siyasi mücadeleye yabancılaşması ve umutsuzluğa kapılması ciddi toplumsal sorunlar doğuracak koşulların bir araya gelmesi anlamına gelir.

Geçmişe dönerek başka bir ülkeye göz atalım. Britanya’da demir lady sıfatı verilen Margareth Thatcher’ın TINA (Başka Seçenek Yok - There is No Alternative) sloganıyla özdeşleştirdiği katı anti-sosyal, emek düşmanı neoliberal politikalar tipik örneklerden biridir. Thatcher çizgisinde yürüyen dönemin sözde muhalif İşçi Partisi'nin lideri ve Başbakan Tony Blair ve selefi Gordon Brown ülke seçmeninin siyasete uzun bir dönem yabancılaştırılması sürecine katılmışlardır. Günümüzde birçok ülkedeki iktidarda bulunan güçlerin bu çabayı sürdürdüğü açık seçik görülmektedir.

Tekrar altını çizmek istediğim husus yurttaşların bu bağlamda seçmen iradesinin, tercihinin bulanıklaştırılması, bunun ötesinde bireyin bizzat kendisine, iradesine, tercihine yabancılaştırılmasının bilinçli bir strateji ve politika olmanın ötesinde ciddi toplumsal sorunlara yol açabilme potansiyeli taşımasıdır. Böyle bir strateji başarılı olabilir mi? Kısa erimde olabilse de uzun erimde sürdürülmesi olanaksızdır.

Siyaset biliminde ve kamusal tercih kuramında işlenen konular arasında seçmen tercihleri ve oy alışverişi yer almaktadır. Bir siyasi partinin, daha doğrusu iktidarda bulunan partinin parlamentodaki muhalefet partilerindeki üyeleri (veya belediye başkanları, vd.) mensubu bulundukları partiden çıkar sağlayarak koparması akademik yazında, üniversitede okutulan konuya ilişkin ders kitaplarında etiğe aykırı olarak nitelendirilmektedir. 

Ahlak ve etik konularını ayrıntılı olarak inceleyen ve hukuk ile olan bağlantılarını mercek altına alan değerli hukukçu akademisyen dostum Prof. Cevdet Atay’ın dikkat çektiği bir konuyla yazıyı noktalayalım.1  “Bangalar Yayın Etiği İlkeleri adıyla 29 Nisan 2003’de kabul edilmiş bu ilkeler Türkiye için Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun önerisi üzerine Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından verilen bir kararla kabul edilmiştir.,. Daha sonra bu Bildirge 6 Mart 2019 tarihinde Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından kabul edilmiş ve 14 Mart 2019 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak ilgililer tarafından uygulanabilir hale gelmiştir”2. Yazar ilkeler arasında mahkemelerin tarafsızlığı, yargıçların dürüstlüğü, yargılama görevinde eşitliğin ön planda olduğunu belirtmektedir. Siyasetin hukuk ve ekonomiyle olan yakın bağlantısı çok boyutlu olan etik kavramının benimsenerek yaygınlaşması ve ilkelerinin uygulanmasını gerekli kılmaktadır.

  • 1

    Atay, Cevdet (2026), Adalet J-Kavramı ve Hukuk, LEGEM Yayınevi, Ankara

  • 2

    Atay (2026), s.257.

Yazarın Son Yazıları