Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

'Demokrasi havarisi' NATO!

Daha toplantı sona ermeden Trump’ın İran’ı yeniden bombalamayı başlattığını muştulaması (!) işin rengini açıkça belli etmiştir. Bu tablo karşısında ülkemizdeki ana muhalefet partisinin seçilmiş liderlerinin mevcut NATO’ya, dolayısıyla ABD ve üye Avrupa ülkelerindeki yönetimlere NATO ve Avrupa değerleri ve ilkelerinin daha güvenilir ve etkin savunucusu oldukları yönündeki açıklamaları emperyalist kuşatmanın ancak sosyalist bir iktidarla kırılabileceğini göstermektedir.

Yayın Tarihi: 13.07.2026 , 23:57 Güncelleme Tarihi: 14.07.2026 , 00:01

Geçen yazıda NATO’nun illegal keskin kılıcı Gladyo’yu mercek altına almaya çalıştım. Yalnızca NATO’ya üye ülkelerde değil dönem itibariyle tarafsız kalan bazı ülkelerde gölgede kalarak casusluk, sabotaj, bombalama, terörizm vb. kanlı eylemler gerçekleştiren örümcek ağı gibi dört bir yanı sarmış paralel örgütleri tek bir ad altında toplayarak Gladyo terimini kullandım. Bellekte tutulması yararlı olacak diğer bir nokta da Gladyo’nun 2. Dünya Savaşı sonrasında SSCB’ye karşı CIA ve İngiliz istihbarat örgütü MI6’ın inisiyatifiyle bizzat NATO tarafından kurulmuş olmasıdır.

Ankara’da düzenlenen NATO doruğu örgütün yeni hedefleri, işlevi, yönelimleri, Trump’ın üye ülkelere vermeye çalıştığı ayar vb. konular soL Haber’de geniş olarak yer aldı. Yazarlar konuyu enine boyuna incelediler. Diğer sol ve Cumhuriyetçi cenahta yer alan gazete ve dijital platformlarda analizler ve değerlendirmelere yer verildi. Trump’ın süperstar (!) rolüne soyunduğu toplantıda ABD yönetiminin kararlarını bir biçimde empoze ettiği Ankara’daki NATO doruğundan esinlenerek bu örgütün “demokrasi tutkusuna” (!) göz atalım.

Resmi söylemde NATO’nun kuruluş antlaşmasında tek amacın güvenlik olmadığı, demokratik değerlerin korunmasının metne eklendiği görülmektedir. 1949’daki 12 maddelik kuruluş antlaşmasının gerekçesi veya önsözünde “Taraflar demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğüne dayalı halkların özgürlüğü, ortak mirası ve uygarlığı korumaya kararlıdır”. Madde 1 “…karışmış olabilecekleri herhangi bir uluslararası anlaşmazlıkta uluslararası barış ve güvenlik ve adaleti tehlikeye sokmadan barışçıl yollarla çözmeyi ve uluslararası ilişkilerde BM amaçlarına aykırı olacak şekilde güç kullanımı ya da tehdidinden sakınmayı taahhüt eder” denilmektedir. Madde 2’de “Taraflar özgür konumlarını güçlendirerek, bu konumları üzerine kurulu olan ilkelerin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak ve istikrar ile refah koşullarını geliştirerek, barışçıl ve dostça yollarla çözmeyi ve uluslararası ilişkilerinde BM’nin amaçlarına aykırı olacak şekilde güç kullanımını ya da tehdidinden taahhüt etmektedirler”. NATO ve Gladyo’nun, bu bağlamda ABD, CIA, Pentagon, İngiltere, MI6 vb. yapıların ne derece dünya barışına katkıda bulundukları sorusunun yanıtı ancak hacimli kitaplarda ayrıntılı olarak incelebilir. Kısaca NATO’nun demokrasi, insan hakları ve barış kaygısı taşımadığı açıktır.

Nisan 1949’da kurulan örgütün kurucuları arasında diktatör Salazar’ın Portekiz’i bulunmaktadır. Demokrasi ve insan hakları karşıtı diktatörün kurduğu 48 yıl hüküm süren korporatist faşist rejim 26 Nisan 1974’te “Karanfil Devrimi” olarak adlandırılan kansız, barışçıl askeri darbeyle sonlanmış ve kısa sürede demokrasiye geçiş sağlanmıştır. NATO kurucu üyeleri arasında yer alan Portekiz’deki faşist diktatörlüğün hak ve özgürlükleri  çiğnemesine ses çıkarmadığı gibi Salazar rejiminin Afrika’da sürdürdüğü sömürge savaşlarına da seyirci kalmıştır.

Diğer bir örnek ise Yunanistan’dır. Nisan 1967’de askeri darbeyle yönetimi ele geçiren albayların oluşturduğu faşist cunta yönetimi 1974’e kadar zorbalık, insan hakları ihlali ve kan dökerek yönetimde kalmıştır. 1974’te Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi faşist askeri yönetimin sonunu getirmiştir. “Demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü” konusunda duyarlı NATO (!) cunta yönetimi sürecinde sessizliğini korumayı sürdürmüştür.

Yunanistan sivil yönetimi ise 1974’teki Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini engellemeyen NATO’yu protesto için örgütün askeri kanadından çekilmiş ancak Türkiye’deki askeri cuntanın onay vermesiyle Ekim 1980’de örgüte geri dönmüştür.

2. Dünya Savaşı sonrasında, özellikle 1947’den itibaren yaptığı ikili anlaşmalarla ABD’ye kapılarını açan DP iktidarı Kore savaşında ABD’nin yanında yer almış, ödül (!) olarak 1952’de komşu Yunanistan ile birlikte NATO’ya kabulü gerçekleşmiştir. DP döneminde askeri ve ekonomik bağımlılığın pekiştiği, özellikle 1950’li yılların ikinci yarısında demokratik hak ve siyasi özgürlüğün hızla budandığı tarihsel gerçeklerdir. 12 Mart 1971 askeri müdahalesi ve kurulan otoriter ara rejim döneminde demokratik haklar ve hukukun üstünlüğü çiğnenmiş, sistematik işkence yaygınlaşırken genç yurtsever gençlerin infaz edilmiştir. CIA ve Pentagon ve diğer benzer kurumları da kapsamak üzere ABD yönetiminin hazırlayıcısı olduğu 12 Eylül 1980 askeri darbesi konusunda anımsatmanın gerekli olmadığını düşünmekteyim. Çünkü günümüzde halen etkilerini, yansımasını yaşamaktayız. Türkiye’de demokratik haklar ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü çiğnenirken bu kavramlara kuruluştaki antlaşmada yer veren NATO’nun tavrı ne olmuştur? Tabii ki bir hiç!

NATO’nun emperyalizmin etkin örgütü olduğu, barışı değil, savaşı tehdit olarak kullandığı ve gerektiğinde savaşacağı bir kez daha somut olarak Ankara’daki dorukta gözler önüne serilmiştir. Ukrayna’nın dışında Asya-Pasifik ülkelerinin (Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda) davetli katılımcı oldukları toplantıda ABD’nin İngiltere’nin açık desteğiyle NATO aracılığıyla Çin ve Rusya’yı kuşatma projesi somut olarak ortaya konulmuştur. ABD’nin üye ülkelerde ulusal hasılanın yüzde 5’inin savunma harcamalarına (özünde silahlanma) ayrılmasını tekrar gündeme taşıyarak ilke olarak onaylatması sonucunda bu ülkedeki silah sanayine önemli kaynak aktarımının sağlanacağını not edelim. Daha toplantı sona ermeden Trump’ın İran’ı yeniden bombalamayı başlattığını muştulaması (!) işin rengini açıkça belli etmiştir. Bu tablo karşısında ülkemizdeki ana muhalefet partisinin seçilmiş liderlerinin mevcut NATO’ya, dolayısıyla ABD ve üye Avrupa ülkelerindeki yönetimlere NATO ve Avrupa değerleri ve ilkelerinin daha güvenilir ve etkin savunucusu oldukları yönündeki açıklamaları emperyalist kuşatmanın ancak sosyalist bir iktidarla kırılabileceğini göstermektedir.
    
 

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları