Sinan Sönmez
Trump saldırganlığına karşı Heimlich manevrası
Yayın Tarihi: 20.04.2026 , 23:57 Güncelleme Tarihi: 21.04.2026 , 00:01
Başlıktaki Heimlich manevrası terimi yadırganabilir. ABD”nin İsrail ile birlikte İran’a saldırısı, AB ile limonileşen ilişkiler, NATO’ya küskünlük (!), Küba’ya sürekli tehdit, bitmeyen çelişkili açıklamalar, sürekli gösterilen tehdit ve sopa, gezegenin tek hakimi rolüyle ülkelere, daha doğrusu siyasi yönetimlere verdikleri desteğe göreTrump’ın lutfettiği “aferinler” de işin çabası. Trump’ın sabıka listesini uzatmak çok kolay. Bu şahsın ve liyakatten yoksun yönetim kadrosunun uyguladığı saldırgan ve kaba emperyalist politikanın yalnızca Amerika’nın değil, yandaşlığa soyunan ülke yönetimlerinin de boğazlarında takılıp kaldığını söylemek olanaklı.
Bu koşullarda, Trump ve şürekasıyla birlikte Netanyahu’nun, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının yol açtığı karmaşa karşısında olumsuz etkilenen ülkelerin boğulmaktan ancak bir tür Heimlich manevrasıyla kurtarılması olanaklı gözüküyor. İyi de hangi güçler, ne tür manevra yapabilir? Doğrusu kağıt üzerinde yanıtlamak kolay gözüküyor. Ülkedeki kamuoyu baskısıyla ve Kasım ayındaki seçimlerle Trump’ın iktidarını sonlandırmak, en azından yetkilerini ve sınır tanımaz cüretkâr saldırganlığını kısıtlamak manevrayı olanaklı kılabilir.. Çünkü boğulmaktan kurtarılacak salt Trump ve yönetim kadrosu değil ABD toplumu olacaktır. Irkçı ve neofaşist akımın yükseldiği bir ülkede boğulmaktan kurtaracak eylemi yapacak olan bizzat demokrasiyi koruyacak toplumsal dinamiklerdir. Olabilir mi? New York belediye seçimlerinde Trump’ın tehdit ve yalanlarına karşın Zohran Mamdani’nin büyük başarı elde etmesi ve bizzat ırkçı, neofaşist MAGA hareketindeki fikir ayrılığı ve tepkiler dikkate alınırsa umut ışığının huzmeden sızdığını söylemek olanaklı gözüküyor.
Heimlich manevrasını yapacak ikinci grup etken uluslararası güç dengesinin sağlanmasıdır. Güç dengesinin siyasi, askeri ve ekonomik boyutları söz konusudur. Çin, Rusya ve AB akla gelmektedir. Rusya’da klasik -burjuva- demokrasi mevcut olmayıp otokratik bir rejim yerleşmiştir. Her ne kadar Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasında sonra petrol fiyatlarındaki tırmanma Rusya’nın işine gelmiş olsa da Rusya yönetimine daha aktif rol biçmenin yersiz olduğu da ortadadır. Rusya’da ekonomik sıkıntıların artmış olduğu gözlenmektedir. Macaristan seçimlerinde Trump yönetiminin Orban’a verdiği açık desteğe karşın Putin’in dolaylı desteği dikkate alınırsa Rusya’nın ihtiyatlı davrandığı görülecektir. Ukrayna’ya karşı başlatılan sonu belirsiz savaşın Rusya’yı birçok açıdan yıprattığı somut olarak ortadayken ihtiyatın elden bırakılmaması anlaşılır bir gelişmedir.
AB ağırlıklı Avrupa ve siyasi yönetimler politik renkleri açısından bir mozaik oluşturmakta ve siyasi bütünlük sağlanamamaktadır. Britanya, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya cumhurbaşkanı ve/veya başbakanları Trump’ın körfeze gemi yollanması ve destek verilmesi çağrısına kulaklarını tıkadıktan sonra açıkça reddetmeleri üzerine Trump’ın sergilediği tehdit, tepki ve kırgınlık kendisinin sınır tanımaz hırsının yanısıra zayıflığını kanıtlamaktadır. Mevcut kaotik koşullarda AB ve Britanya’nın küresel güç dengesi oluşturabilmesi ise olanaklı gözükmemektedir. AB ve Britanya ekonomik ve askeri yönden ülkelerine güvenilir koşulları sağlamayamaya odaklanmaktadır.
Çin uluslararası platformda ekonomik, askeri ve siyasi ilişkiler açısından ABD’ye karşı dikkate alınması gerekli tek aktör olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte Çin ihtiyatlı bir politika izleyerek ABD’ye karşı doğrudan cephe almamakta, ekonomik açıdan beş yıllık kalkınma planlarının başarısına odaklanarak belirlediği hedeflere ulaşmaya kilitlenmektedir. Daha önceki bir yazıda vurguladığım üzere Çin Halk Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıldönümüne denk gelen 2049’da ülkeyi “tamamıyla gelişmiş” bir konuma ulaştırma hedeflenmiştir. Bu doğrultuda iki aşamalı bir kalkınma planının uygulanması kabul edilmiştir. İlk dönem 2020’den 2035’e, ikincisi 2035’den 21. yüzyılın ortasına uzanmaktadır. İlk aşamada amaç Çin’i “müreffeh, güçlü, demokratik, kültürel olarak ileri, uyumlu ve güzel bir ülkeye dönüştürmektir. Diğer bir ifadeyle “büyük, güçlü sosyalist ülke” hedeflenmektedir. İkinci aşamada dengesiz ve eksik gelişme nedeniyle ortaya çıkacak sorunların geniş ölçekte halkın “eşitlik ve adalet, güvenlik, daha iyi bir çevre”ye olan ihtiyaçlarının giderilmesiyle çözüme kavuşturulması hedef olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda ilerlemekte kararlı gözüken ÇKP (Çin Komünist Partisi) ve devlet üst yönetimi aynı zamanda silahlı kuvvetleri güçlendirmekte ve ileri teknolojiyle donatmaktadır. ABD'nin İsrail ile birlikte uluslararası düzeyde yol açtığı kaotik ortam, belirsizlik ve ekonomik maliyet Çin’i de etkilemektedir. Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle petrol teminindeki aksamanın sanayi sektöründeki yol açacağı sorunların üstesinden gelebilmek için sanayide ihracata yönelik elektrik bazlı ürünlerin (otomotiv sanayisi) üretimi daha da ağırlık ve öncelik kazanmıştır. Ancak ABD ve Avrupa’nın gümrük vergilerini yükseltmesinin ötesinde küresel düzeyde ekonomik büyümede düşme ve ihtiyatlı olma eğilimi ihracatı olumsuz yönde etkileyebilecektir. Ayrıca Çin’de inşaat sektöründe ortaya çıkan krizin ardından altyapı yatırımlarındaki yavaşlamaya bağlı olarak demir-çelik sanayinde aşırı üretim kapasitesinin törpülenmesi sosyal maliyete yol açmış olduğunu da belirtmek gerekiyor.
Yazıya başlarken sorulan soruya kolaycı yanıt vermek güç gözüküyor. Çünkü sorun yalnızca Trump ve niteliksiz yönetim kadrosu değil. Bu koşullarda saldırganlığı, tehditleri ve sürekli çelişkili beyanları usandırıcı olmanın ötesinde dünyayı kaotik ortama ve tehlikeli dönemece getiren ABD yönetimi silahlı gücüne, finansal olanaklarına ve Amerika kökenli Çok Uluslu Şirketlere özellikle de ileri teknoloji-yapay zekâ alanında faaliyet gösteren şirketlere güvenmektedir. Silahlı gücün dışındaki ögelerin güvenilirliği tartışmalıdır. Özünde örtülü olarak süren hegemonya mücadelesinde ABD yönetiminin fiili veya potansiyel kozları Çin’e karşı yeterli olabilir mi? Çünkü sorun kapitalist-emperyalist sistem olduğu için manevrayla ancak sistemin arızaları giderilebilir. Kapitalist-emperyalist sömürü ve saldırganlığa karşı koyarken Amerikan hegemonyasının belirli ölçüde sarsılmış, yıpranmış, gerilemiş olduğunu ancak ABD’nin küresel güç olmaktan çıktığını, bir tür “kağıttan kaplan” olduğunu ileri sürmenin yanılgıya yol açacağını düşünmekteyim.
Sorun yalnızca Amerika’nın mevcut yönetim kadrosu mu?
ABD’deki iki partili sistemde başkanlık koltuğuna oturan siyasetçilerin politikalarında kuşkusuz farklılıklar bulunmaktadır. Ancak değişmeyen ortak payda emperyalist politikaların vazgeçilmez olmasıdır. Dostluk, koruyuculuk maskesi altında, birlikte bir benzetmeyle farklı derecelerde ülkelerin, toplumların hücrelerine kadar girerek deformasyona yol açma söz konusudur. Örnek olarak uzaklara değil bizzat kendi ülkemize odaklanmamız yeterlidir.