Sinan Sönmez
Hegemonya çekişmesi ve Tukidides Tuzağı
Yayın Tarihi: 19.05.2026 , 11:00 Güncelleme Tarihi: 19.05.2026 , 11:00
Satranç tahtasının başında iki oyuncu görüyoruz: Şi Jinping ve Donald Trump. Bir başka deyişle Çin Halk Cumhuriyeti ve ABD. Trump’ın tehditkâr ve aşağılayıcı tavrı malûm, tekrar dile getirmek anlamsız olacak. Başkan Şi ise soğukkanlı ve uzun erimli düşünen ve planlı olarak hareket eden bir lider olarak biliniyor. Oyuncuların nihai hedefler doğrultusundaki stratejileri, hamleleri ve bazı konulardaki uzlaşmalar oyunun seyrini belirliyor. İki büyük küresel gücün Pekin’de gerçekleştirdikleri görüşme süreci konusunda Batı basınında çok fazla habere yer verildi, siyasi analistler tarafından yorum yapıldı. Bu sütunlarda daha önce vurgulanmış olduğu üzere küresel düzende iki asli güç olan Çin ve ABD’nin hegemonya mücadelesinde aynı masaya oturması hiç kuşkusuz önemli bir gelişme olarak not edilmelidir. Trump yönetimi “Amerika’yı büyük ve güvenli yap” sloganıyla ifade edilebilen hedefe ulaşmaya soyunurken, Şi Jinping ve ÇKP (Çin Komünist Partisi) 2035 yılına kadar ülkeyi müreffeh, güçlü, demokratik, kültürel olarak ileri, uyumlu ve güzel bir ülkeye, kısaca “büyük, güçlü sosyalist ülkeye” dönüştürmeyi hedeflemektedir. 2050 yılına kadar ise ortaya çıkacak ekonomik-sosyal sorunların halkın “eşitlik ve adalet, güvenlik, daha iyi bir çevreye” olan ihtiyacının giderilmesiyle çözüme kavuşturulması nihai hedef olarak resmen belirlenmiştir. Aynı zamanda silahlı kuvvetlerinin güçlendirmedi ve ileri teknolojiyle donatılması saptanan hedefler arasında yer almaktadır.
İki küresel güç arasındaki gelgitli ilişkilerin özellikle Trump döneminde ivme kazanması ve aralarındaki açık ve örtülü güç mücadelesi Tukidides (Thuclidides) Tuzağı kavramının anımsanmasına yol açmaktadır. Thucydides Antik Yunan’da Atina ve Sparta arasındaki Peloponez Savaşını (M.Ö.431-404) anlattığı eserinde Atina’nın yükselişi karşısında Sparta’nın içine sürüklendiği korku veya endişenin çatışmaya yol açtığını vurgulamıştır. Tukidides Tuzağı zamanla siyaset yazınında başvurulan bir kavrama dönüşmüştür. Güncel koşullarda yükselen gücün (Çin) mevcut hakim güç (ABD) için tehdit olmasıyla belirecek gerginliğin silahlı çatışmaya veya savaşa yol açma olasılığı potansiyel risk olarak algılanmaktadır. Nitekim Şi Jinping Tayvan’ın Çin-ABD ilişkilerinde en önemli sorun olduğunun belirterek tüm diğer sorunların çözümünde de anahtar olduğunu vurgulamıştır. Bu bağlamda iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrarlı olarak süreceğini, kötü yönetildiğinde aralarında sürtüşmelerin belireceğini, hatta çatışma ortamının ortaya çıkacağını ve ilişkilerin çok tehlikeli bir aşamaya ulaşabileceğini açıkça vurgulamıştır.
Trump yönetimi geçtiğimiz Aralık ayında Tayvan’a 11,1 milyar dolar tutarında sayıda füze ve İHA/SİHA satacağını açıklamış, üstelik daha büyük bir paket silah ve askeri teçhizat satışı gündemdeyken Pekin doruğu öncesinde satış beklemeye alınmıştır. İki ülke yönetimi arasındaki bilek güreşi iniş çıkışlarla sürmektedir. Nitekim dış basından yansıyan haberlere göre Şi Jinping gündüz görüşmesinden sonra akşam yemeğinde daha esnek bir dille ABD’yi yeniden büyük yapma hedefi ile Çin’in yükselişinin birlikte yol alabileceğini vurgulamış ve uzlaşının dünya çapında refahı artıracağını belirtmiştir. Şi’nin aynı günde altını çizdiği hususlar çelişkili olmayıp Çin’in benimsediği politikayı yansıtmaktadır. Pekin bir yandan Trump’a karşı bir yönüyle uzlaşmacı bir tavır sergilerken diğer yandan olası riskleri ortaya koymakta ve ABD’yi küresel güç tahtından indirmeye soyunmaktadır. Çin ikili görüşmelerle zaman kazanarak teknolojik, diplomatik ve askeri alanlarda hızla yol almayı sürdürmektedir. Gelecekte olabilecek bir sürtüşme veya çatışma öncesinde kararlılıkla kendi yolunda ilerlemektedir. Kuşkusuz ABD’nin gücü küçümsenemez, Washington’un İran’da askeri açıdan yenilgiye uğradığı, Pekin doruğunda kaybeden taraf olduğu, küresel güç olmaktan çıktığına ilişkin haber ve yorumlar yanılgıya neden olabilmektedir. Kuşkusuz ABD dış ilişkiler yönünden ciddi güç kaybına uğramış ve liyakatsiz yönetici kadrolar diplomatik ilişkilerin ciddi sarsıntıya uğramasına yol açmıştır. Giderek artan ve çok yüksek tutara ulaşan borç stoku, dış ticaret açığı ve artan enflasyonunun baskısı altında bir ekonomi, azalan kamuoyu desteği, Kasım’daki seçimlerde Trump’ın olumsuz sonuçlar alacağına ilşkin öngörüler, stratejik cephane stoklarında erime, Hint-Pasifik’teki askeri gücün Ortadoğu’ya kaydırılması, İran’daki açmaz ilk akla gelen olumsuzluklar zincirinin halkalarını oluşturuyor. Bununla birlikte Trump ABD büyük sermayesine Çin pazarını açmak ve sermayedarların tam desteğini garantilemek için Çin’e 17 en önemli şirketin patronlarıyla birlikte gitmiştir. Bunlar arasında K. Ortberg (Boeing), E.Musk (Tesla, Space X) ve T. Cook (Apple) en bilinen isimler olarak yer almaktadır. Bir kez daha anımsatmak da yarar bulunan bir nokta da doların belirli ölçüde sarsılmış olmasına karşın halen kullanım alanının genişliği ve rezerv para olarak yaygın kullanımı ve ABD’nin kronik dış açığnı finanse etmesi, Fed’in (ABD Merkez Bankası) faiz ve para politikasının dünya piyasalarını etkilemesi ve ABD’nin tartışmasız finansal çekim merkezi olması dikkate alınmalıdır. Grönland’a göz diken Trump’ın askeri bir müdahaleye gerek kalmaksızın geçtiğimiz Nisan ayında Critical Metals U.S. şirketi birkaç finansal işlemle (200 milyon doların biraz üzerinde ödemeyle) nadir toprak elementlerinin bulunduğu Grönland’ın güneyinde Tanbreez’deki arazinin %90’ını satın almıştır. Grönland resmi yetkilileri satın alma işlemini 17 Nisan’da onaylamıştır. Çin’in ardından en fazla söz konusu elementlerin Grönland’da bulunduğu bilindiği için bu operasyon kayda değer bir gelişme olarak dikkate alınmalıdır. Ayrıca ABD hükümeti kritik mineralleri sahiplenmek için 12 milyar dolar tutarında kaynak ayırmış bulunmaktadır. Yabancılar tarafından kontrol edilmeyen özel şirketlere kamusal finansman sağlanması yönünde karar alındığını da belirtelim. İleri teknoloji ve yarı-iletken konusunda Çin-ABD kapışması ve ekonomideki boyutlarını şimdilik başka bir yazıya bırakalım.
Sonuç olarak Çin ile ABD arasında küresel hegemonya mücadelesinde iki ülkedeki siyasi yönetimlerin kullandıkları diplomatik dil farklılaştığı gibi hedeflere ulaşmada izlenen yol ve yöntemler tamamen ayrışmaktadır. İki hegemonik güç arasındaki satranç oyununda kazanan hangisi olabilir? Şimdiden öngörü riskli gibi gözükse de, Çin’in birkaç hamle sonunda şah mat yapması veya öncesinde Trump’ın oyunu uzatmak için yeni taktikler geliştirmesi hatta hileye başvurması beklenebilir. Göreceğiz…