Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Bu yol nereye? Demokratikleşmeye mi?

Haklar ve özgürlüklerin sağlanması özellikle ülkemizin içinde yer aldığı coğrafyada kapitalist-emperyalist çerçevede olanaklı gözükmüyor. Bu bağlamda yeni yasanın başlığını oluşturan milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme terimleri boşlukta kalıyor.

Yayın Tarihi: 11.08.2026 , 07:30 Güncelleme Tarihi: 11.08.2026 , 07:31

TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilerek Meclis Genel Kurul’una havale edilen özgün adıyla “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” çerçeve yasa teklifi konusunda amaç, içerik, kapsam ve yöntem konusunda birçok ayrıntılı gerçekçi eleştirel yazı yayımlandı ve kuşkusuz daha çok tartışılacak, eleştirilecektir. Dile getirilen, yazıya dökülen değerlendirmelerin tekrarından kaçınmaya çalışmakla birlikte, yazı başlığına net yanıt vermek doğrultusunda ister istemez bazı tekrarlara düşmekten kurtulmak olanaksız gözüküyor. Hızla yasalaşması ve yürürlüğe girmesi beklenen düzenlemenin (büyük olasılıkla bu yazı yayımlandığında teklif yasalaşacak) toplumda, siyasette ve ülkenin geleceğinde derin izler bırakması kaçınılmaz gözüküyor.

Neden mi? Temel sorun özellikle demokrasi, demokratikleşme kavramlarında yabancılaştırma ve Cumhuriyet tarihi ve geçmişteki kazanımların tasfiye sürecine sokulma girişimidir. Kısaca gözden geçirelim.

Yasayı (teklifi) hazırlayanlar ve sözcüleri bir çerçevenin çizildiğini ardından yeni düzenlemelerin geleceğini belirtiyor. Zaten yürütülen müzakerelerde Öcalan’ın etkin role sahip olduğu, katkıda   bulunmanın ötesinde onayı alındıktan sonra yasa taslağının nihai şeklini aldığı görülüyor. Çizilen çerçevede ulaşılacak nihai hedefi ve atılacak yeni adımları bizzat Öcalan dile getiriyor: 

…Demokratik cumhuriyetin önünde sonuna kadar kapı aralanmaktadır. Bin kilometrelik yol bir adımla başlar. Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet'in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız. Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde nasıl büyük bir emek ve fedakârlık ortaya konulduysa şimdi de demokratik cumhuriyet için aynı ciddiyetle çalışmak gerekiyor.

Hemen ilk soruyu soralım: Lozan’a ve Cumhuriyet'in temelini oluşturan 1924 Anayasası'na karşı çıkan, yüzyıllık zulümden dem vuranlar, Cumhuriyet'in emekleme döneminde islam şeriatı talebiyle isyan başlatan aşiretleri ve şeyhleri sahiplendiklerini belirten ve yakın tarihlerde birçok kez ılımlı islam talebini yineleyenler nasıl bir demokrasi öngörüyor? 

Bağlantılı olarak 2003’de ABD dışişleri koltuğunda oturan Condolezza Rice’ın Washington Post’ta yayımlanan “Ortadoğu’yu Dönüştürmek” (Transforming the Middle East, 6 Ağustos) başlıklı yazısında açıkladığı bölgedeki 22 ülkedeki sınırların yeniden düzenleneceğine ilişkin ABD iç saklamadan elbette unutulmamalıdır. Projeyi güncellersek ABD’nin yürütmeye çalıştığı bölgeye çeki düzen verme projesinin komiserliğine soyunan, üstelik ABD’nin Türkiye’deki uzatmalı büyükelçisi sıfatına sahipn işadamı şahıs açıkça bölgede ulus devletin dönüşmesi gerektiğini vurgulamış, Türkiye için meşruti monarşiyi uygun bularak Osmanlı devletini model olarak göstermekten çekinmemiştir. Demokratik cumhuriyete giden yolların açıldığını belirten PKK’lı ve yanında yer alan siyasetçiler ılımlı islami rejim ile demokrasiyi nasıl bağdaştırabilmektedir? Çerçeve yasa nitelemesi yapılan yasal düzenlemede otonomi veya federatif yapı projesine giden yollar toplumsal uzlaşıyı nasıl sağlayacaktır? “Ben yaptım oldu”ya dayalı bir süreç ne denli inandırıcı ve ikna edici olabilir? 

Yasa taslağının başlığındaki “milli dayanışma” ve “toplumsal bütünleşme”nin ancak demokratik bir rejimde göreli olarak gerçekleştirmenin olanaklı olduğu dikkate alınca, kavramları netleştirmek gerekli gözüküyor. Bu bağlamda odak noktasını temel haklar ve özgürlükler oluşturuyor. Bu çerçevede ekonomik haklar ve özgürlüklere odaklandığında mevcut durum tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.

Ülkemizde gelir bölüşümünün giderek bozulduğu, gelir yığışmasında dünya sıralamasında üst sıralara tırmanan, sendikal hakların budandığı, emek sömürüsünün yoğun olduğu, çocuk işçiliğinin giderek yaygınlaştığı hatta MESEM uygulamasıyla resmiyet kazandırıldığı, emeklilerin ezici çoğunluğunun yoksulluk çektiği, büyük sermayenin emek sömürüsünü doruğa ulaştırdığı koşullarda demokratik ortamın oluşturulması konusunda projeyi hazırlayanlar ses çıkarmıyor. Geçmişte birkaç kez Türkiye’deki gelir yığışması konusunda “ekonominin Hindistanlaşma” yolunda giderek ilerlediğini satırlara dökmüştüm. Artık bu benzetmeden vazgeçiyorum; çünkü yolculuk tamamlandı ve ülkemiz haksız kazançların giderek artarak doruğa ulaştığı, buna karşın yoksulluğun endişe verici bir boyuta ulaştığı noktadadır. Bir taraftan kırsal kesimde ve kentlerde yoksullaşma ivme kazanmışken Hint usulü görkemli düğünlerde, örneğin güneydoğuda, altınlar parıldamakta, ortalığa saçılan dolarlar valizlerle taşınmaktadır. Bu paralar, servet ve savurganlığın kaynağı nedir? Bu devirde ağalık sistemi tasfiye edilmeden, rant düzeni değiştirilmeden, sömürüye son verilmeden Anadolu coğrafyasında bu görüntüler eksik olmayacaktır.

Haklar ve özgürlüklerin sağlanması özellikle ülkemizin içinde yer aldığı coğrafyada kapitalist-emperyalist çerçevede olanaklı gözükmüyor. Bu bağlamda yeni çerçeveyi çizen yasa teklifinin (yasanın) başlığını oluşturan milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme terimleri boşlukta kalıyor. Öncelikle temel haklar ve özgürlüklerin içeriği, kapsamı açık seçik belirtilmelidir. Mevcut uygulama dikkate alınınca bu noktadan fersah fersah uzağında bulunulduğu somut olarak ortadadır. 

Düzenlemenin mimarları olan iktidar ortakları yeni bir anayasa ve başkanlık sisteminin devam etmesini hedeflerken, onay veren muhalefetteki ana siyasi parti ve kişiler oy kaygısıyla hareket etmektedir. DEM parti ise yalnızca “Kürt sorunu”nu çözmeye ve PKK’nın siyasette yer alması için yol açmaya odaklandığı ölçüde mevcut iktidar ortaklığına yol açmaktadır.. 

Yaşadığımız kesitte siyaset bilimindeki tüm değer, kavram ve ilkelerin bizzat siyasetçiler tarafından altüst edildiğine tanık oluyoruz. Bu koşullarda yeni düzenlemenin daha fazla sorunlara açacağını söylemek müneccimlik olmasa gerek! Üstelik NATO’nun Adana ve İstanbul’da yeni karargâh açma kararı, Mekke’de imzalanan askeri ittifak anlaşması ve NATO ile Batı Avrupa’ya demokrasiyi kendilerinin koruyacağını yeniden Le Monde gazetesi aracılığıyla bir kez daha beyan eden yeni ana muhalefet partisi lideri mevcutken…

Yazarın Son Yazıları