Sinan Sönmez
Demokrasi akışkan sıvı mıdır?
Yayın Tarihi: 24.08.2026 , 23:18 Güncelleme Tarihi: 25.08.2026 , 00:00
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Başlığı oluşturan soruyu 13 yıl önce soL Gazete’deki yazıda sorup yanıtlamaya çaba göstermiştim. Günümüzdeki siyaset sahnesinde yaşanan gelişmeler konunun güncelliğini ortaya koyuyor. Sormaya devam edelim. Demokrasi döküldüğü her kaba uyum mu sağlar? Kuşkusuz hayır! Ancak Türkiye’deki siyasi-ekonomik güç odaklarının algısı ve kurgusu demokrasiyi akışkan sıvıya dönüştürmekte sınır tanımıyor! Nitekim “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” çerçeve yasasının demokratikleşme sürecini başlatacağı ileri sürülüyor. Düzenlemeyi hazırlayan grubun başaktörleri arasında yer alan Öcalan kendi ifadesiyle “Demokratik Cumhuriyetin önünde sonuna kadar kapı aralanmaktadır. Bin kilometrelik yol bir adımla başlar. Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz” vurgusu süreçte atılacak çok adımın olacağını beyan ediyor. PKK kurucusu ve örgütün baş sorumlusu demek ki bir yandan Marx’ı da işin içine katmayı ihmal etmeden kendisinin önemli bir düşün insanı olduğunu da kamuoyuna yansıtmaya çalışıyor(!) Anımsayalım yaklaşık yirmi ay önce DEM Parti eş başkanı Tuncer Bakırhan Ruşen Çakır ile Medyascope’taki söyleşide, İmralı’yı ziyaret eden DEM milletvekili yeğenine göndermede bulunarak “Marx yazdı, ama son kitabını yazamadı, bu konuda ciddi bir yoğunlaşmam var. Sanırım Marx’ın yazmak istediği son kitabı ben yazacağım” dediğini belirtmiştir. TBMM’de onaylanan yasa ve yeni süreçte yapılması öngörülen düzenlemeler mi kitabın içeriğini oluşturacak?
Son yazıda bu köşede vurgulanmış olan nokta DEM Parti eş başkanları ve sözcülerinin birçok kez 100 yıllık baskı altında yaşadığını ileri sürerek Osmanlı dönemine özlemle göndermede bulunmaları kamuoyu tarafından biliniyor. Lozan Antlaşmasına karşı çıkışta gelinen son aşama Medine dönemi aklına olan ihtiyaca ve başlatılan süreçte kırılmalar olursa ülkede her yerin Gazze olacağı tehdidine kadar ulaşmıştır! Medine sözleşmesi 622 yılında Müslümanlar, Yahudiler ve İslam dinine geçmeyen Arap kabileleri arasında barış ve ortak yaşamı sağlayıcı bir uzlaşma olmakla birlikte 2 yıl sonra bozulma sürecine girmiştir! Ülke için laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin geçerli olması yerine 1400 yıl öncesinde yapılmış ve kısa sürede bozulmuş bir sözleşmeye göndermede bulunmak ılımlı İslam rejiminin uygun gören bir anlayışın geldiği aşamayı gösteriyor. Birçok kez tekrar edilen 1923 karşıtlığı ve yeni bir düzenleme yapılması talebi ABD’nin bölge için hazırladığı senaryo, hatta plan ile uyumludur. Başka bir deyişle kuramsal oyun uygulamaya konulmuş, ciddiye alınması pürüzleri gidermenin yolları aranmaktadır.
“Kürt sorununa çözüm” arayışı, yeni anayasa ve başkanlık sistemi süreci ve tartışmaları, Türkiye’nin idari ve siyasi yapısının geleceği konusunda, ulusötesi ve yerel aktörlerin çizmeye çalıştığı rotayı şimdilik bir kenara koyarak yeni bir soru soralım: Kürtler yekpare bir blok mu? Sosyal, ekonomik ve siyasi bir homojenlik mi söz konusu? Sömürülen emekçi Kürtler yok mu? Kapitalist sömürünün nimetlerinden yararlanan sermayedar kapitalist sınıf ve aynı zamanda feodal ilişkileri koruyarak ağalıklarını koruyan sözde demokrat bir katman yok mu? Demokrasiden anlaşılması gereken federal, hiç olmadı konfederal çözüme giden yolları açarak ülkenin idari yapısını değiştirerek yeni bir devlet kurmak mı? Pekiyi kapitalist ve de feodal ilişkiler temelindeki sömürü konusunda ne düşünülüyor? Sınıfsal ayrım, gelir bölüşümünde yığışma ve aşırı eşitsizlik, sosyal devletin tahribi, aksayan sağlık ve sosyal güvenlik sistemi, adalet sistemi, milli eğitim sisteminin içine düşürüldüğü durumu bir kenara mı bırakarak mı süreç ilerleyecek? DEM Parti yönetimi bu sorunlar ve ekonomideki olumsuzluk tablosu karşısında ne düşünüyor? Doğrusu bir yurttaş ve seçmen olarak merak ediyorum!
NOT: Ekim ayında tekrar buluşmak üzere…