Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Rıfat Okçabol

Rıfat Okçabol

Üniversiteler açılıyor!

YÖK ve üniversiteler, iktidarın dümen suyunda gidecek kurumlar değil, iktidara yol göstermesi beklenen kurumlardır. YÖK üyeleri ve rektörler ya yasal sorumluluklarına göre davranmalı ya da görevlerinden istifa etmelidirler.

Yayın Tarihi: 24.09.2026 , 23:38 Güncelleme Tarihi: 25.09.2026 , 00:00

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 3. maddesine göre üniversite, “Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip yüksek düzeyde eğitim - öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan; fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluş ve birimlerden oluşan bir yükseköğretim kurumudur.”

2547 sayılı yasanın 4. maddesine göre yükseköğretimin amacı:

  • Öğrencilerini, … toplum yararını kişisel çıkarının üstünde tutan, aile, ülke ve millet sevgisi ile dolu; …Hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, … vatandaşlar olarak yetiştirmektir (4a).
  • … Yükseköğretim kurumları olarak yüksek düzeyde bilimsel çalışma ve araştırma yapmak, bilgi ve teknoloji üretmek, bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişme ve kalkınmaya destek olmak, yurt içi ve yurt dışı kurumlarla işbirliği yapmak suretiyle bilim dünyasının seçkin bir üyesi haline gelmek, evrensel ve çağdaş gelişmeye katkıda bulunmaktır (4c).

Aynı yasaya göre Yükseköğretim Kurulu (YÖK), tüm yükseköğretimi düzenleyen ve yükseköğretim kurumlarının faaliyetlerine yön veren, bu kanunla kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip, bir kuruluştur (m. 6a).

YÖK yasa gereği özerk bir kurum olduğundan, bir merkeze ya da dış baskılara bağlı olmayan ve kendi kurallarına göre kendi kendini yönetme yetkisine sahip olan bir kurumdur.

Anayasa’nın 130. maddesindeki “Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar” ifadesi YÖK ve üniversitelerin özerkliğinin bir boyutudur.  

Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat ve görevleriyle ilgili 652 sayılı KHK’nin 2.i maddesine göre Eğitim Bakanlığının görevlerinden biri “Mevzuatla Bakanlığa verilen diğer görev ve hizmetleri yapmak”tır. Bakanlıktaki genel müdürlüklerle daire başkanlarının görevleriyle ilgili olarak da, her birinde “Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak” ifadesi vardır. 

Oysa YÖK ve üniversiteler için Anayasa ile 2547 sayılı yasada benzer bir ifade yoktur. Bu yasal durum YÖK ve üniversitelere iktidardan bağımsız hareket etme yetkisi ve gücü vermektedir. Ancak 2008’den itibaren YÖK ile rektörlerin çoğu, özerk olmak yerine, iktidara bağımlı olmayı yeğlemişlerdir. Anlaşılan bu kesim için, AKP’nin 2008-2016 tarihleri arasında YÖK üyeliğine getirdiği Prof. Dr. Durmuş Günay’ın “YÖK, Cumhurbaşkanı tarafından teşkil edildiğine göre, Devlet üniversitelerine Cumhurbaşkanının müdahalesi bir haktır ve görevdir”1 düşüncesi geçerli olmuştur. YÖK ve geçmişte bazı rektörler ve şimdilerde hepsi, AKP Lideri istediği için ya da onu memnun etmek için çalışmaktadır. Örneğin;

  • Üniversiteler, bir ara AKP’lilere "onursal doktor" unvanı verme yarışına girmiştir. 
  • Fanatik "Müslüman Kardeşler"in lideri Mursi idama mahkum edildiğinde, 43 rektör, bu idamın durdurulması için 30 Nisan 2014’te Mısır müftüsüne mektup göndermiştir.
  • 2016 öncesinde üniversitelerde "Kutlu Doğum Haftası” etkinlikleri düzenlenmiştir. 
  • 2016 Ocak ayında "Barış Bildirisi"ni imzalayan akademisyenlerin bazıları (Anayasa Mahkemesinin kararına göre suç işlemedikleri halde) ihraç edilmiştir.
  • Üniversitelerde, 15 Temmuz 2016 "FETÖ'cü" darbe girişimin hukuksal ve siyasal sonuçları belli olmadan, bu girişimle ilgili etkinlikler düzenlenmiştir. 
  • Üniversiteye giriş sınavı değiştirilmiştir.
  • Yardımcı doçent unvanından vazgeçilmiştir.
  • AKP lideri için, 9 Ağustos 2017’de “Ben genel başkanımızın Mardin temsilcisiyim” diyen Mardin Artuklu Üniversitesi rektörü, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması sonrasında da, 22 Mart 2021’de “Meclis isterse hilafeti ihya edebilir” diyebilmiştir.
  • Ege Üniversitesi rektörünün liderliğinde, 382 akademik ve idari personel, 28 Nisan 2018’de AKP liderini havaalanında karşılamıştır. 

30 Temmuz 2021’den bu yana YÖK başkanlığı yapan Prof. Dr. Erol Özvar da; 

  • Devlet Bahçeli ve AKP Lideri’nin isteği doğrultusunda, anında YKS’de uygulanan baraj puanlarını 10 puan düşürmüştür. 
  • Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) akademisyenlerinin büyük çoğunluğunun hiç istemediği Prof. Dr. Naci İnci’nin iki kez rektör atanmasını sağlamıştır.
  • Özellikle BÜ’de yaşanan, demokratiklikle, hukukla ve bilimsellikle bağdaşmayan olayları ya bizzat yaratmakta ya da görmezden gelmektedir. 
  • Diyanet Akademisi’nin kurulmasına karşı çıkmadığı gibi, öğretmen yetiştirmek üzere açılmış 100 kadar eğitim fakültesi varken, iktidarın Milli Eğitim Akademisi açmasına da ses çıkarmamıştır.

YÖK, 18 Eylül’de üniversitelere bir yazı göndermiştir. Bu yazıda YÖK’ün üniversitelerden, “‘Terörsüz Türkiye’ hedefinin farklı disiplinlerin katkısıyla sosyal, ekonomik, hukuki, siyasi, kültürel ve güvenlik boyutlarıyla ele alınması; bu kapsamda akademik çalışmalar yapılması, panel, konferans ve çalıştaylar düzenlenmesini” istemesi YÖK’ün yasal görevleriyle tutarlıdır. Ancak YÖK’ün bu yazıda üniversitelerden, “2026-2027 eğitim-öğretim yılı açılış törenlerinde ve ilk derslerinde ‘Terörsüz Türkiye’ hedefinin işlenmesini” istemesi ise, YÖK’ün iktidara bağımlı bir kurum olduğunun son göstergesidir.

Çünkü "Terörsüz Türkiye" konusu şu anda pek çok belirsizlik ve kuşkularla doludur. Bilindiği gibi, "Yurtta barış ve dünyada barış" Cumhuriyet rejiminin en değerli ilkelerinden biridir. Yine bilindiği gibi yurtta barış olması için, ırkların, inançların ve kadın ile erkeğin hukuk önünde eşit olması, laik hukuk düzeninin işlevsel olması gerekir. Başta Aleviler olmak üzere, diğer inanç ve mezhep mensupları ile ateistleri dışlayan "Sünni İslam" ya da "Ümmetçi" yaklaşımlarıyla barışın sağlanması zordur. Benzer şekilde, diğer etnik grupları içermeyen "Arap-Kürt-Türk kardeşliği" söylemiyle barışın sağlanması da kolay değildir. Üstelik tarihte belki de en çok Arap, Müslüman ve Türk öldürmüş olan Osmanlı'ya öykünmek de "Terörsüz Türkiye" konusundaki kuşkuları artırmaktadır. Ayrıca milyonlarca insanın tarikat liderinin ya da aşiret reisinin isteği doğrultusunda oy kullandığı bir ülkede barışı sağlamak da, her an Yemen’de ya da bir başka yörede savaşa katılma olasılığı olan bir ülkede barışı sağlamak da kolay değildir.

Bu arada, ressam, müzisyen, ziraatçı, matematikçi, … olan akademisyenlerin ilk derste bu konuyu nasıl işleyecekleri de büyük bir soru işaretidir.  

"Terörsüz Türkiye" tabii ki özlenen bir durumdur. Ancak gerçeğin peşinde olması gereken YÖK’ün, pek çok belirsizlikleri nedeniyle toplumun önemli bir kesimini rahatsız eden ve iktidarın yarın değiştirebileceği siyasal tutumuna destek vermesi-iktidarın dümen suyuna girmesi- yasal sorumluluklarıyla bağdaşmayan bir durumdur.

YÖK ve üniversiteler, iktidarın dümen suyunda gidecek kurumlar değil, iktidara yol göstermesi beklenen kurumlardır. YÖK üyeleri ve rektörler ya yasal sorumluluklarına göre davranmalı ya da görevlerinden istifa etmelidirler.

[email protected]

  • 1

    Durmuş Günay, Türkiye’nin üniversite sorunu, Büyüyenay Yayınları. 2019, s. 305.

Yazarın Son Yazıları