Rıfat Okçabol
Şaşırmak!
Yayın Tarihi: 15.10.2026 , 23:28 Güncelleme Tarihi: 16.10.2026 , 00:01
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
İnsanlar hemen her gün şaşırdıkları olaylarla karşılaşıyor. Bazen de milyonlarca insan aynı anda şaşırıyor. Beklenmedik bir olay karşısında, muhalif bir siyasetçi AKP’ye geçtiğinde ya da iki gün önce Halk TV’ye kayyım atanması gibi, şaşırmamamız gerektiği halde yine de şaşırıyoruz. Bizi şaşırtan olayın nedenini bazen biliyoruz, bazen de bilemiyoruz!
Milyonların AKP ile ilgili ilk şaşkınlığı, Kasım 2002 seçimlerini kazanması olmuştu ve bu durum her seçimde devam etmişti. Hâlâ AKP’nin (2015 Haziran genel seçimi dışında) girdiği her seçimi kazanmasını, en azından benim gibiler anlayabilmiş değil.
Anılarda kalan toplu şaşkınlık olaylarından biri Deniz Feneri yolsuzluk davasıydı.
Bir başka toplu şaşkınlık, 12 Eylül 2010 Anayasa halkoylamasında “Yetmez ama evet” diyenlerden kaynaklanmıştı. Şaşırmanın nedeni, "yetmez ama evet" diyenler içinde, gericilerin bulunması değil, laik anlayışta oldukları ve AKP ile ülkeyi iyi tanıdıkları sanılan ya da tanımış olması beklenen akademisyenlerin, yazarların, sanatçıların ve siyasetçilerin bulunmasıydı! Genel olaylarla ilgili bilgi ve ilgileri nedeniyle, geleceğe dönük öngörüleri ortalama insandan daha tutarlı olması beklenen bu kişilerin yanılgıya düşmesiydi. Sonradan kandırıldık demeleri ya da kendilerine “Kullanışlı aptallar” demeleri şaşkınlığımızın nedeni gibiydi.
Somut kanıtlar olmasına karşın AKP’nin "FETÖ"ye sahip çıkmasına da, Ergenekon ve Balyoz davalarında muhaliflerin suçluların gizli tanıklığıyla suçlanmasına da, AKP liderinin Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’e sahip çıkmasına da şaşırmıştık.
Demokrat Parti genel başkanlığını (2007-2009) yapmış olan Süleyman Soylu’nun 2012’de AKP’ye geçmesine, bir açıdan şaşırmamıştık. Siyasetçilerin parti değiştirdiklerine yıllardır alışıktık. Hatta Millet Partisi Genel Başkanı rahmetli Osman Bölükbaşı, partisini terk edenleri önlemek için milletvekili adaylarından imzalı güvence belgesi almaya başlamıştı. Bir açıdan da Soylu olayına şaşırmıştık: Çünkü S. Soylu AKP ve lideri hakkında yenilir yutulur gibi olmayan şeyler söylemişti. Bu kişinin söylediklerini yutup AKP’ye geçmesine ve AKP’nin de söylenenleri unutup onu kabul etmesine şaşırıp kalmıştık! S. Soylu’dan 5-10 gün sonra, AKP ve lideri hakkında atıp tutan, hem de akademisyen olan Numan Kurtulmuş’un başkanı olduğu partiyi kapatıp AKP’ye katılmasına ise, S. Soylu olayı çok taze olduğundan çok şaşırmamıştık. Bu kişilerden biri içişleri bakanı diğeri de Meclis Başkanı yapıldığında, biraz olsun bu katılmaların nedeninin anlar gibi olmuştuk.
17-25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonlarına da, ayakkabı kutuları içindeki paralara da şaşırmıştık. Bu davada sanık olan dört bakandan biri olan Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, 2014’te "Her Cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara" şeklindeki konuşmasına da, sonradan bu kişinin elçi yapılmasına da şaşırmıştık.
İlk ‘Kürt açılımı!’ sürecinde “Akil adamlar” ortaya çıktığında da şaşırmıştık. Neden onlar “akil” oluyordu da, ülkede ve tüm dünyada barış isteyen bizler “geri zekalı” oluyorduk, onların işlevi neydi, anlamamıştık!
15 Temmuz 2016’da "FETÖ'cü" darbe girişimine de, girişim sırasında tutuklanmış olan Genelkurmay Başkanının bu görevine devam etmesine de, askeri okulların kapatılmasına da, bu Genelkurmay Başkanının daha sonra savunma bakanı yapılmasına da, AKP liderinin darbe girişimi sonrasında
“Aldatıldık” demesine de şaşırmıştık.
Devlet Bahçeli, 1999’da Bülent Ecevit başkanlığında kurulan koalisyon hükümetinden istifa edince, bu hükümetin ekonomik kararlarının yarattığı olumsuz ortamda seçimlerin erkene alınmasına ve dolayısıyla AKP’nin iktidar olmasına yol açmıştı! D. Bahçeli, 2007’de, tarafsız bir kişinin Cumhurbaşkanı olması yerine, meclisteki oylamaya katılarak Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını sağlamıştı! Arada bir, “Atatürk’e söz ettirmem” dese de, D. Bahçeli, 4+4+4 gibi gerici bir yasaya da destek vermişti! D. Bahçeli, 2014’te hükümete yurtdışına asker gönderme ve Türkiye’de yabancı asker konuşlandırma izni veren tezkereye de evet oyu vermişti! AKP’ye her türlü destek verdiği bilinse de, Türkiye tipi başkanlık sistemine şiddetle karşı çıkıp AKP lideri hakkında akıl almaz sözler söyleyen D. Bahçeli’nin 16 Nisan 2017’de yapılan başkanlık sistemiyle ilgili halkoylamasında “Evet” demesine de, toplum açısından yaşamsal ve köktenci bir dönüşüm olduğu için, çok ama çok şaşırmıştık. Bu dönüşümün nedenini anlamamış olsak da, D. Bahçeli’nin toplumu şaşırtma konusunda tutarlı olduğu hemen her gün görülüyor!
DEM’li belediyelere kayyım atanmasına şaşırırken, 2024 yerel seçimlerinin ardından, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve çalışanlarına yönelik operasyona da şaşırmıştık. Bu operasyondan sonrasında da, toplumsal şaşırmalarımız, toplumsal beklentiye dönüştü! Her an bizi şaşırtacak olay beklentisine girdik!
Örneğin muhalif belediyelere yönelik operasyonlar artarken, Şubat 2025’te bir profesör hem de ANAYASA PROFESÖRÜ Serap Yazıcı Özbudun, Anayasa’nın, laikliğin ve hukukun hemen her gün yerle bir edildiği günlerde, AKP aleyhindeki anlayışı, sözleri ve tutumu nedeniyle seçildiği partisinden istifa edip büyük bir huşu içine AKP’ye katıldı! Bu kez de daha önce AKP ile ilgili sözlerini unutup muhalefet olan partisinden ayrılıp AKP’ye katılan milletvekili furyası başladı: Katılan da memnun, AKP de memnun olsa da, bizler şaşırmaya devam ediyoruz.
Sonra da partisini ve seçmenini satan milletvekillerine özenen belediye başkanları ortaya çıktı. Örneğin iki dönem CHP milletvekili ve 2009’dan bu yana Aydın Belediye Başkanı olan ve taraftarlarının “Topuklu Efe” dediği Özlem Çerçioğlu, Ağustos 2025’te AKP’ye katıldı! Atatürkçü Düşünce Derneği ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üyesi, birkaç kez CHP’den milletvekili olmuş avukat ve Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal, Mayıs 2026’da bu derneklere karşı olan AKP’ye geçti!
“CHP ile ilişkilerimi koparmam gerekirse belediye başkanlığından da istifa ederim”; “Milyonda bir olasılık dahi yok” ve “Annem beni evlatlıktan reddeder, eşim beni boşar” gibilerinden açıklamalarda bulunan İzmir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AKP’ye katıldı. AKP’ye katıldığında “Son 25 yıla damgasını vurmuş büyük liderimiz” ya da milyonlarca yurttaş açlık ve yoksulluk sınırında yaşarken, yüzbinlerce çocuk aç açına okula giderken, “AKP kimsesizlerin kimsesidir” diyebildi!
Parti değiştirme olaylarını düşününce, bir insanın geçmişini bir anda silmesi, söylediklerini yutması, hele hele yıllarca aleyhine konuştuğu kişilerle el ele yürümesi herhalde kişinin kimyasını alt-üst eden bir olay! İnsanların bu değişimi göze almalarını anlamak mümkün olmuyor.
Bu arada belediye başkanının AKP’ye geçmesinin, milletvekilinin AKP’ye geçmesinden çok farklı bir olay olduğunu belirtmek gerekiyor. Çünkü milletvekili seçiminde oy kullananlar, genelde milletvekiline değil partiye oy veriyor. Seçmenin verdiği oyla bir partiden birkaç milletvekili birden seçiliyor. Belediye başkanlığı seçiminde ise, seçmen genellikle yine partiye göre oy verse de, doğrudan kimliği bilinen adaya oy vermiş oluyor. Milletvekili parti değiştirdiğine eski partisi yerinde dursa da, belediye başkanı parti değiştirdiğinde, belediye de parti değiştirmiş oluyor. Belediyenin gelirleri, belediye başkanını seçen kitlenin beklentileri doğrultusunda kullanılırken, başkanın parti değiştirmesiyle belediyenin gelirleri başkanlığı kazanamamış partinin beklentileri doğrultusunda kullanılmaya başlanıyor. Dolayısıyla belediye başkanının parti değiştirmesi, partisini ve seçmenini satması yanında belediyenin gelirlerini de geçtiği partiye peşkeş çekmesi anlamına geliyor.
Son yıllarda bizleri şaşırtan olaylar, ne yazık ki parti değiştirmeyle sınırlı değil. Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uyulmaması, Kahramanmaraş depreminde askerin halkın yardımına koşmak için yukarıdan emir beklemesi ve bu depremde pek çok yeni binanın yıkılması, Tele1’e el konması, gazetecilerin tutuklanması, CHP’ye kayyım atanması gibi AKP’nin her söylem ve eylemi insanı şaşırtmaya devam ediyor.
Bu kadar şaşkınlık yaşayınca, sanırım son “fon” olayına ve Halk TV’ye baskın yapılmasına o kadar da şaşırmadık!
“Bizi şaşırtan olaylar, bizler sessiz kaldığımızdan mı, eğitim sisteminin kişilikli, onurlu ve özgüvenli-özgür- birey yetiştirememesinden mi kaynaklanıyor?” Bilinmiyor!