Rıfat Okçabol
AKP’nin 25 yılının özeti IV: Osmanlı hayranlığı, Cumhuriyet karşıtlığı!
Yayın Tarihi: 10.09.2026 , 22:23 Güncelleme Tarihi: 11.09.2026 , 00:13
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
AKP’lilerin her fırsatta dile getirdikleri ya da resmi belgelerde yer verdikleri, "kadim kültürümüz", "çocuklar Osmanlıyı atalarımız olarak bilmeliler" ve "manevi değerlerimiz" gibi ifadeler esasında Osmanlı hayranlığının dile getirilmiş biçimidir. Osmanlı hayranlığı bir bakıma,
- Padişah denen kişinin astığı astık kestiği kestik olmasını;
- Halkların bu padişaha biat etmesine-tabi olmasını-,
- Ana dili yerine, kimsenin ana dili olmayan yalnız sarayın kullandığı yapay bir dil olan Osmanlıcayı;
- Medreseye kızların alınmamasını;
- Askerin "gaza" için ve padişah için savaşa gitmesini;
- Erkeklerin dört kadınla evlenebilmesini;
- Kadının örtünmesini, haremlik-selamlık uygulamasını, mecelleyi, şeriatı, şeyhülislamlığı, ulemayı, tarikatları, ümmetçiliği;
- Osmanlı topraklarının önemli bir bölümünü kaybetmişse de, Osmanlı gelirlerinin kontrolünü ve kullanımını yabancılara bırakan Düyun-u Umumiye’yi kurmuşsa da, kendisinin sultan olmasını sağlayan Mithat Paşa’yı öldürtmüşse de, Osmanlı Meclisini kapatmışsa da, Osmanlı halkını 33 yıl istibdatla yönetmişse de, onun zamanında yabancıların açmış olduğu ortaöğretim kurumları Osmanlının ortaöğretim kurumlarından daha fazla olsa da, II. Abdülhamit’i;
- Yabancıların Anadolu’yu ve İstanbul’u işgaline izin verse de, yurdu işgalcilerden kurtarmak için savaşan "Kuvayi Milliyecileri" idama mahkum etse de ve bir İngiliz zırhlısı ile yurt dışına kaçmışsa da, Vahdettin’i;
özledikleri anlamına gelmektedir. Osmanlı hayranlığının altında biraz da Alevi ve Bektaşi düşmanlığı söz konusudur.
II. Abdülhamit’e hayranlık duyulmasının bir nedeni, yandaş Eğitim-Bir-Sen’in 2019’da yayınladığı "Sultan II. Abdülhamid dönemi" adlı kitapta yer alan M. Ö. Alkan’ın makalesinde açıklanmaktadır. Alkan’a göre, İslamiyet’i bir ideoloji olarak kullanan II. Abdülhamit döneminde, “… 1880’li yılların ortasından itibaren sistemde bir dinselleşme başlamıştır” (s. 328), “… itikatta Sünnilik ve amelde Hanefilik mezheplerinin resmi din ve mezhep olarak okullarda benimsetilmeye çalışıldığı görülmektedir. Büyüklerin çocukları, kocaların da karılarını ibadete zorlamalarının meşru olduğu gibi konularla birlikte ve asıl ‘cihat’ ve bağlantılı olarak padişaha itaatin öneminden söz edilecektir. Bir dinsel yükümlülük olarak padişaha ve yöneticilere ‘itaat’ bazen ‘farz’, bazen de ‘vacib’ olarak tanımlanmaktadır” (s. 330).
AİHM’nin üniversitede türban yasağını onaylayan kararı üzerine, “Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek bu ulema işidir. Ulema ne derse o olur!” (Hürriyet, 16 Kasım 2005), Danıştay’ın türban karşıtı bir kararı üzerine, “Efendi sen kim oluyorsun, buna mecelle karar verir” (Milliyet, 15 Temmuz 2007) ya da “İslam’ın hayata dair kurallarının bütününü temsil eden şeriata düşmanlık, esasında dininin bizatihi kendisine husumettir” (Nokta, 2 Şubat 2024) denmesi Osmanlı hayranlığının örnekleridir.
Osmanlı hayranlarının, padişahların kardeşlerini öldürmelerini ve değişik nedenlerle gerçekleştirdiği katliamları; matbaa kullanılmasının 300 yıl Müslümanlara yasaklanmasını ve Osmanlının "Avrupa’nın hasta adamı" olması gibi olumsuzlukları da pek eleştirmedikleri görülmektedir.
Bu arada Osmanlı hayranı olanlar, genelde Cumhuriyet’e ve cumhuriyet değerlerine karşıdırlar. Örneğin Osmanlı hayranları genellikle,
- Tek adam yönetimini savunduklarına göre, egemenliğin kayıtsız şartsız millete olmasına karşıdırlar;
- ABD ve NATO emperyalist kuruluşlarla işbirliği yapmaktadırlar.
- Laik anlayışa karşıdırlar ve arada bir “Müslüman laik olamaz” gibi gerçekle bağdaşmayan açıklamalarda bulunmaktadırlar.
- Kadının toplumsal cinsiyet eşitliğini benimsememektedirler.
- Kadınları farklı gördüklerinden, kadın-erkek eşitliğini yansıtan ‘karma eğitim’ gibi uygulamalara karşıdırlar.
- Cumhuriyetin anlamını ve değerlerini anımsatan resmi bayramlara mesafelidirler. Onlar için İstanbul’un fethi, İstanbul’un İngiliz işgalinden kurtuluşundan çok daha önemlidir.
Atatürk’e hakaret edenlere dokunulmazken, Kanuni Süleyman hakkında şaka yapan komedyenin tutuklanması ya da adliye koridorlarında şeriat gösterisi yapanlara dokunulmazken kahvede laiklik propagandası yapan gençlerin tutuklanması da bu nedenledir.
Atatürk için mevlit okutan müftünün görevden alınması (Sözcü, 8 Eylül 2026) ve Anadolu Ajansı’nın Avrupa Şampiyonu olan Kadın Milli Takım kaptanının “Biz bugün burada sadece bir şampiyonluk kazanmadık. Biz Cumhuriyet’in bize açtığı yolda Türk kadının neler başarabileceğini bir kez daha gösterdik…” sözlerini sansürlemesi (T24, 8 Eylül 2026) de bu nedenledir.
Günümüzde geçerli olan insancıl, siyasal, sosyal, hukuksal, evrensel, … değerler ışığında, Osmanlı hayranlığı da, Cumhuriyet düşmanlığı da işe yaramayan, geçerliliği ya da işlevselliği olmayan bir anlayıştır.
Kişi tabii ki Osmanlı hayranı olabilir; ancak gerçeklerle ve de çağdaş değerlerle bağdaşmayan Osmanlı hayranlığı gibi tutumların öğrencilere aşılanmaya çalışılması hem eğitsel hem de insani açıdan kabul edilebilir bir durum değildir.