Ne Şehit Ne Şahit

03/06/2011 Cuma
Ne Şehit Ne Şahit

Suriyeli muhaliflerin toplantısını izlemek için iki gündür Antalya’dayım. Ortadoğu’nun nasıl bir karıştırılmış kazan olduğunu şu düzensizlik içindeki toplantıya bakarak da anlamak mümkün. Türkçe ya da İngilizce tek bir metnin bile olmadığı, katılan delegelerin sadece Arapça konuştukları, kürsüdeki konuşmacıların lafının sürekli sataşmalarla kesildiği keşmekeşlik içinde “uluslararası” bir toplantı bu. Ne anlatılıyor, konuşmacılar kim, hangi örgütler bu toplantıya katıldılar anlamak mümkün değil. Sadece, Suriye Müslüman Kardeşler örgütünün Kanada’da yaşayan, mükemmel İngilizce konuşan temsilcisi Melham el Durubi’yle söyleşi yapabildim doğru dürüst.

Arapça ya da Türkçe konuşanlar ise AB görevlileri, ABD’li ajanlar, yine hepsi batılı olan sivil toplum örgütlerinin elemanları. Sürekli emperyal güçlerin nesnesi olmuş bir coğrafyanın aslında neyi savunduklarını bilmeyen “kanaat önderleri” var bu sözümona muhalif toplantıda. Ülkelerinin kendi iç dinamiklerini hesaba katmadan, dışarıdan gelecek yardıma bel bağlamış insanlar topluluğunun arasında garip duygular içindeyim. Muhalifliğin bile sınırlarının başkalarınca çizildiğini anlamak hiç de zor değil bu toplantıda.

Denize düşen yılana sarılır diyenler bu manzarayı görselerdi, oldukca faydacı bir zihniyeti yansıtan bu felaket vecizenin, burada geçerli olmadığını da görürdü. Sarılınan yılan (elbette emperyal güçten söz ediyorum burada), kendisine sarılana vefa göstermeye niyetli değil. Toplantıda, Esad gitsinden başka bir düşünce dile getirilmedi. Onlar için yakıcı sorun bu olabilir elbette ama, Esad sonrası için öngörülen rejim küçük, feodal, dinsel temellere dayalı, özgürlüğü dini çerçevede benimsemiş, parçacıklar halinde bir aşiret rejimi. Esad rejiminden kaçayım derken, kadın haklarının, başka dinlere özgürlüğün lafının bile edilmediği (sadece özgür bir Suriye denilip geçilen), dünya kamuoyundan da destek beklenen bir hareketin ortasındayım.

Ortadoğu’nun yeniden şekillenişinde payanda olmaya hazır “özgürlük savaşçıları” bunlar işte. ABD’siz adım atmayan, ABD’siz bir muhalefet geliştiremeyen, sosyal projelerden habersiz, ülkedeki Kürt sorununa (Suriyeli 12 kürt hareketi protesto ettiği için yoklar bu toplantıda) kayıtsız muhalif Suriyelilerin, Esad

Hallaç pamuğu gibi atılan bir coğrafyada, düne kadar Esad'ın yanında değilse de karşısında da olmayan bir Türkiye çok göze batıyor. Halkına elbette zulüm yapmış olan, el hak yapmaya da devam eden Esad’ın yerel diktatörlüğüne karşı emperyal diktatörlüğe teşne muhalifler ülkenin ipini, tıpkı Irak’ta olduğu gibi büyük petrol tekellerinin ellerine, Türkiye aracılığıyla teslim ediyor. Olan bu. Marmara gemisi kahramanlığındaki antiemperyalist dozun burada esamesi bile okunmuyor. “Türkiye’nin sınırları yapay” diyerek, elbette Osmanlı’dan kalan Misakı Milli sınırları dışındaki topraklarda gözü olduğunu ifade eden Dışişleri Bakanı Davutoğlu, başkalarının da “evet sınırlarınız yapay, hadi gerçek sınırları çizelim” diyeceğini asla hesaba katmıyor. Şu Osmanlıcılık akıl tutulmasına yol açan, gözleri kör eden ciddi bir hastalık, lamı cimi yok. Suriyeli muhaliflerin de, emperyal bir dayatmayla, sadece Esad’ın düşü olduğu sanılan Büyük Suriye hayalini, ABD eliyle gerçekleştirmeyeceğinin garantisi var mı? Davudoğlu’ndan sınırları yapay bir Türkiye olduğunu öğrenen Suriyeli yayılmacı, bu yayılmayı, emperyal gücün çıkarlarıyla da uyuşarak gerçekleştirmeye çalıştığında, Davudoğlu’na “yapay” olan sınırları hatırlatırsa ne denecek merak ediyorum. “Ben aslında bizim olan Musul’u, Kerkük’ü kastetmiştim” diyerek kurtarabilir mi kendini acaba Türkiye Dışişleri Bakanı? Sanmam.

Antalya’da aynı zamanda, Esad yanlılarının da toplantısına katıldım. İngilizce bilen çok kişi vardı, rahat konuştum. Esad’a ABD ile İsrail karşıtı olduğu için destek verdiklerini söyleyen kişilerdi bunlar. “Biz meselemizi kendi içimizde çözeriz” diyenler yani. “Ülkemizde sorunlar var, aşılması için de çabalar gösteriliyor ama kaosa itilen bir ülkede yapılacak ilk iş parçalanmayı önlemektir. Bu nedenle Esad yanlısıyız” demelerini anlamak zor değil benim için.

Bir çok Arapça sloganın yanısıra özellikle çok sık tekrarladıkları bir slogan attılar Esad yanlıları. Sordum nedir diye, “Şehit olur Şahit olmayız” dediler. Anlamak için çok akıllı olmak gerekmez. Ben de anladım tabii. Ülkemizin emperyal güçlere peşkeş çekilmesine şahit olmaktansa ölürüz demek istiyorlar,çok belli.

Toprak yurtseverliğinden çok, özgürlükçü bir yurtseverliğe iman etmiş biri olarak, feodal bulsam da anlaşılabilir bir tutum bu benim açımdan.

Şehit olmak bana göre değil, ama şahit olmak da felaket bir şey.

Ne yapmak lazım peki? Şehit de olmayacaksın şahit de. Davanı kendin yürüt, davanın avukatı da olursun, savcısı da.
Yani diyorum ki, sen ayağa kalk. Başkaları “kalkışmana” şahit olsun.

ÖNCEKİ YAZILARI

Su bebekleri 04/09/2015 Cuma
Jeremy Dikkat 28/08/2015 Cuma
En az üç 21/08/2015 Cuma
Hepsi bunun 14/08/2015 Cuma
Durun siz kardeşsiniz 17/07/2015 Cuma
AVMSARAY 10/07/2015 Cuma
Yandaştan yandaşa salvo 03/07/2015 Cuma