Mesut Odman
Gecikmenin bedeli
Yayın Tarihi: 29.01.2026 , 22:59 Güncelleme Tarihi: 29.01.2026 , 23:59
Bir grup çocuk, 14-15 yaşlarında olmalılar, aynı yaşta görünen bir başka çocuğa saldırıyorlar. Ön planda olan ya da saldırıya öncülük eden elindeki bıçağı saldırının hedefindeki çocuğa pek çok kez saplıyor ve ölmesini sağlıyor. Evet, sağlıyor demek çok acımasız, ama saldıranın amacının ölümden daha hafif bir beklenti olmadığı apaçık anlaşılabiliyor.
Bir başka gün, belki de aynı gün başka bir kentin bir yerinde, yine aynı yaşlarda iki grup çocuk, yetkililerce “yan bakma” olduğu ileri sürülen bir nedenle itiş kakışa başlıyorlar. İçlerinden biri öbürünü bıçaklayarak öldürüyor.
İlk iki örneğe göre yaş ortalaması daha yüksek, ama artık herkesçe bilinen nedenle her birinin yaşı 18’den küçük birkaç çocuk büyük bir kentin berbat trafiğiyle ünlü bir caddesinde duran otomobilin içindeki yetişkini, ellerindeki gelişmiş ateşli silahlarla tarayarak öldürüyorlar. Cinayeti işleyen çocukların bir mafya grubuyla bağlantılı oldukları, öldürülen kişinin ise bir başka mafya grubunun avukatı olduğu anlaşılıyor.
Adamın biri, yok, düzeltmeli, yaratığın biri, neden böyle dediğimi birazdan yazacağım, boşanma aşamasında olduğu karısını öldürüp birkaç kişiyi de yaraladıktan sonra, tıkıldığı mahpus damından olmalı, öldürdüğü kadının ailesine mektup gönderiyor. Şunu söylüyor: Dünyalar yıkılsa onu gömdüğünüz yerden alıp zamanında güle oynaya geldiği buradaki toprağımıza defnedeceğim. O arada lütfettiği bir iyiliği de eklemeden geçmiyor: Onun ailesi olarak siz de görüş günlerinde beni görmeye gelebilirsiniz. Bunları okurken, umarım, sakin kalmayı başarabilmişsinizdir.
Devam etmeden önce, yukarıda verdiğim sözü yerine getireyim.
Son günlerde karşılaştığımız ve eski bir alışkanlıkla akıl almaz dediğimiz, ama sıradanlaşmış olaylara ilişkin örnekleri inanılması güç sayılarda çoğaltmak, hatta onları bilimsel sayılabilecek ölçütlerle sınıflandırmak mümkün. Mümkün olmasına mümkün de bunun bir tek kişinin altından kalkamayacağı bir iş olduğunu kabul ederek “yaratık” sözünün nereden çıktığına dönelim.
Birkaç yıl önce aramızdan göçmüş bir arkadaşımız, çok sınırlı örneklerinden söz ettiğimiz bu tür olayların öznesi olan kişilere insan demeye dili varmayınca, "hayvan" der ve hayvanlara haksızlık ettiğini fark edip “yaratık” diye düzeltirdi.
Sayılarını güvenilir istatistikler olarak bilemesek de, ürkütücü büyüklüklere ulaştığı hemen hemen kesin olan bu öznelerin yukarıdaki örnekleri, kendilerini yaratan düzenin sahipleri değiller. Bu ortada. Dolayısıyla, bunlara, adına kapitalizm dediğimiz çağdışı kalmış çağdaş düzenin sahiplerini ve onlarla çıkar bağları olanları da eklersek, karşımıza çıkan toplamın yepyeni bir dünyayı kurma iddiasındakiler için göz korkutucu olmadığını söylemek aşırı iyimserlik olur. Ayrıca, yeni dünyanın kuruculuğuna aday olanların üzerinde de yüzlerce yıldır sürüp giden insanın insan tarafından sömürülmesine dayalı toplumsal düzenlerin, bizim eski arkadaşımızın deyişiyle, “yaratıklaştırıcı” etkileri var.
Nitekim, sosyalizmin kurucu düşünürleri, bundan yüz seksen beş yıl kadar önce bu konularda düşünüp yazarlarken sosyalizmin başarısı için insanların kitlesel bir ölçekte değiştirilmesinin zorunlu olduğundan söz etmişler. Hemen ardından da böyle bir değişimin ya da değiştirmenin ancak pratik bir hareket içinde, bir devrimde olabileceğini belirtmişler. Ulaştıkları sonuç şu olmuş: Devrim, başka nedenlerin yanı sıra, iktidarı alacak sınıf ancak bir devrimde geçmiş çağların fışkısından kendisini kurtarmayı ve yeni bir toplumu kurmaya uygun duruma gelmeyi başarabileceği için zorunludur.
Ancak, o satırların yazılışından yetmiş beş yıl sonra, geçen yüzyılın ilk çeyreğinde, iktidarı alıp yeni bir toplumu kurmaya girişen devrimciler, başka güçlüklerle saldırıların yanı sıra, şöyle bir sorunla da yüz yüze geldiklerini saptamışlar: Bizimle birlikte olan, bizimle birlikte mücadele eden, bizimle birlikte iktidarı alanlar, yüzlerce yıllık kölelik, toprak köleliği ve kapitalizmin, onun içindeki küçük bireysel işletmeciliğin etkileri altında yetişmişler. Ürünü ya da emeği için daha yüksek bir fiyat elde etmek uğruna herkesin komşusuna karşı yürüttüğü savaş ile çürütülmüş bir toplam var. Tamam, yeni toplumu kurma yönündeki çabalarımızla birlikte işbölümünün bozucu etkilerinin geriletilmesi, halkın eğitilerek onlara çok yönlü bir gelişme sağlanması, böylece her şeyi yapabilir duruma getirilmesi yönünde ilerlemeler sağlanacak; ama bunlar uzun yıllar alacak. Öyleyse, sosyalizmi kurmaya soyut insan malzemesiyle ya da bizim için özel olarak hazırlanmış bir insan malzemesi ile değil, kapitalizmin bize bıraktığı insan malzemesi ile başlamaktan başka bir seçenek yok.
Öyle başladıklarını ve eşsiz demenin abartma olmayacağı gelişmeler sağladıklarını biliyoruz. Bununla birlikte, başladıklarını bitirmediklerini, daha doğrusu, yarıda bıraktıklarını da biliyoruz. Hatta bu ikincisini okuyarak ederek değil yaşayarak bilenlerin de, en azından, küçük bir bölümü hâlâ yaşıyor olmalılar. Bununla birlikte, burada ne bir kitap ne de bir kitaplar dizisi yazma niyetimiz var. Sadece yeni bir dünya yaratma uğraşında karşılaşılmış ve bundan sonra da karşılaşılacağı aşağı yukarı kesin bir sorunun özetlenmesine yönelik bir niyetten söz edilebilir. Ama, deyiş uygunsa, kimyasal bir özet bu. Öyle olmasa, şuncacık yere sığar mıydı?
Yazının başlığı neyin nesi peki? O da her zaman akılda tutulması gereken bir uyarı yerine geçsin diyedir. Yanlışlarla, eksiklerle, yarıda bırakmalarla, satılmalarla yürüyüp giderken bütün bunlarda emekçi insanlığın ağırlığını koymakta gecikmesinin bir payı olduğunu hatırlatmak içindir.