Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mesut Odman

Mesut Odman

Ha biri ha öbürü…

Bir partiden bir başkasına geçişler seyrek görülmüyor. Dolayısıyla, şaşırtıcı durumlar değil. Geçişlerin yorumlanışına gelince, orada görüşler farklılaşıyor. Onlara bakalım.

Yayın Tarihi: 18.06.2026 , 23:37 Güncelleme Tarihi: 19.06.2026 , 00:00

Aslında birbirinden farksız ya da pek az farklı nesnelerin sayısı iki değil. Bizim şimdi açacağımız örnekte, üç. Ama daha çok da olabilirdi. Olmasına olabilirdi de ne yapalım ki, bu deyişin uygun düştüğü sayı iki ile sınırlı. Yoksa, “ha biri ha öbürü ha daha da öteki” falan diye uzatmak gerekecek; onun da dilimizi çirkin biçimde zorlamak olacağı besbelli.

Geçen gün, gün yerine sabah demeli, televizyonun birinde epeydir kanalın hamalları arasında yer alan bir hanım sunucu kendi cinsinden bir milletvekilinin istifa haberini veriyordu. Ama ne veriş! Çığlık çığlığa desem yeridir. Çok şaşırdığı açıkça belli oluyor. Bu kadar da olmaz, demek istiyor ve anlatmak istediğini dümdüz bir sesle aktarmak yerine basbayağı abartılı bir haykırışın desteğiyle iletiyor. Gerçi yeniyetme bir eleman değil, öyle olmadığını, hangi deneyleri yaşayarak buralara geldiğini birkaç kez dinlemişliğim var. Yine de az önce aklıma gelen hamallık benzetmesi çok da yersiz sayılmaz. Bir gün önce gece yarılarına kadar çalışmışsa hiç şaşırmam.

Şu sıralar futbolculuk mesleğinden gençleri çokça seyrediyoruz ya, oradan aklıma gelmiş olabilir. Onlarınki de az buz rezillik değil. Lig maçları bittikten hemen sonra, yeniden antrenman, yeniden maç, arada bir yığın yolculuk… Aldıkları paralar bizim televizyon çalışanları ile karşılaştırma kabul etmese de hamallık hamallıktır. Liverpool takımından ayrılalı fazla zaman geçmemiş bir teknik direktör vardı, Jürgen Klopp adında bir Alman, onun son aylarda sık sık gündeme getirdiği bir konu bu. Ama işe yarayacağını sanmam. Onlara bizim Metin Kurt gibi biri gerekir, yoksa örgütlenip bir şey başaramazlar. Örgütlenmek ve başarmak istedikleri de kuşkulu zaten.

Neyse daha fazla dağıtmayalım.

Sabah sabah haykırışıyla beni ekran karşısına geçirten kadın programcının sözünü ettiği istifa haberi, büyük illerimizin birindendi galiba, bir CHP milletvekili ile ilgiliydi. Hanımefendi en son genel seçimde bir başka hanımefendinin başında bulunduğu İYİ Parti’den milletvekili seçilmiş, bir süre sonra CHP’ye geçmiş, şimdi oradan da istifa etmiş. Bu aralar “bağımsız” kalmayı tercih ediyormuş, ama “kulis” bilgilerine bakılırsa uzun olmayan bir süre sonra AKP’ye geçmesi bekleniyormuş. Böylece üç yılda üç parti değiştirmiş olacağı hesaplanıyor. Hâlâ “hesaplanıyor” diyorum; çünkü, anlaşılan, üçte kalıp kalmayacağı da pek kesin görünmüyor.

Beni ekran karşısında zapt eden hanımefendi spiker, “üç yılda üç parti” diye yineleyip sesini yükseltiyordu. Onunla birlikte programa katılan beyefendi de hem ona hak veriyor hem de şaşılacak bir durum olmadığına, aşağı yukarı benzer örneklere rastlandığına ilişkin bir iki söz etmeye çabalıyordu.

Doğrusu, şu son söylenene itiraz etmeye gerek yok. Gerçekten de bir partiden bir başkasına geçişler seyrek görülmüyor. Dolayısıyla, şaşırtıcı durumlar değil. Geçişlerin yorumlanışına gelince, orada görüşler farklılaşıyor. Onlara bakalım.

Birincisi, bu olaylarda “transfer” sözcüğünün kullanımını gerektiren yakışıksızlık; başka bir anlatımla, geçişlerin birtakım çıkarlar sağlanması karşılığında gerçekleşmesi. Bunlar arasında, yapılan ya da yapıldığı ileri sürülen, dedikodu edilen irili ufaklı yolsuzluklar belli bir yer tutuyor. Yalan yanlış, sadece dedikodu yahut iftira düzeyinde kalanlar da olabiliyor; gerçekliği konusunda neredeyse kuşku kalmamış, ama henüz az çok güvenilir kanıtların ortaya çıkmadığı/çıkarılmadığı olaylar da… Bu tür geçişlerin, genellikle, iktidardaki parti ve partilere doğru olması ise son zamanların çok kullanılan deyişiyle “hayatın doğal akışına uygun” görünüyor.  

İkincisi, yine daha çok iktidardaki partilere yönelik olarak, yeni koalisyonları zorlamak amacıyla yapılan geçişler. Burada da “transfer” sözcüğünü kullanmak daha doğru; çünkü, transfer olanlar basit, parasal çıkarlar uğruna değil, yeni hükümetlerde bakanlık ya da benzeri üst düzey koltuklar edinmek, ülke yönetiminde nüfuz sahibi olmak üzere hareketleniyorlar.

Bizim ülkemizde bu iki kategorideki geçişlerin çok görüldüğü, dolayısıyla namuslu, ahlaklı yurttaşlarının şanssız sayılmaları gerektiğini düşünmekse hiç de doğru değil; çünkü günümüz dünyasında bu tür geçişlerin görülmediği ülkeyi ara ki bulasın.

Parti değiştirmelerin nasıl ve hangi nedenlerle gerçekleştirildiğine ilişkin örnekleri biraz daha çeşitlendirmek mümkün. Ancak, bu konuda bir haksızlık yapıldığı da akla gelmiyor değil doğrusu. Tamam, demin kullandığımız sözcüğü yineleyerek sürdürelim, bu “hareketlilikler” içindeki politikacılar için özür bulma çabasına girişme izlenimi yaratmadan söylemeye çalışırsak, yapılanın sadece siyaseten ahlaksızlık denebilecek bir tutum olduğunu söyleyip bırakmamak gerekir. Bu tutumda bir ahlaksızlık bulunduğu ortadadır. Ama bu ahlaksızlığa uygun bir temelin varlığına işaret etmeden geçmek de yanlış olur. 

O temel, “düzen partileri” deyip geçtiğimiz partilerin birçok bakımdan birbirlerine çok fazla benzemekte oluşlarıdır. Şöyle de söylenebilir: Aralarındaki zaman zaman kavga izlenimi veren itiş kakışlar ne kadar gürültülü olursa olsun, ne kadar sonu gelmez sanılan bir süreklilik gösterirse göstersin, çoğu durumda hiçbiri dışarıdan göründüğü kadar bağdaşmaz değildir. Onların içlerinde yaşayan, içeriden ve yakından bakan bireyler olarak politikacılar bunun farkına varmak bakımından dışarıdan izleyen ya da anlama fırsatı bile bulamadan olup bitenlere bakan insanlara göre çok daha “avantajlıdırlar”. Eğer öyleyse, başlangıçtaki seçimlerini zaman içinde değiştirmeyi, hatta bunu birkaç kez yapmayı, işlerinin doğası gereği saymaları, beklenebilir bir tutumdur.

Mesut Odman 'ın Son Yazıları